Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow AZİMET VE RUHSAT
Advertisement
AZİMET VE RUHSAT PDF Yazdır E-posta
Salı, 20 Ekim 2009
Yazı Index
AZİMET VE RUHSAT
Sayfa 2


2. Azimetlerle Amel Etmek:
İçinde bulunduğumuz ahir zamanda din önemsiz hale gelmiştir. Dünya hayatının rahatı ve yaşaması, dünya kaygısı ve endişesi her şeyden önce gelir olmuştur. Aynı rahatlık dine de yansıdığı için inananlara azimetle amel etme yerine ruhsatlarla amel ettirme yönü nazara verilerek güya dini kolaylaştırma yönüne gidilmektedir. Din kolaya geldiği şekilde yaşanma yönüne gidilmektedir. İnancın gereğini yaşamayanlar, yaşadıklarını inanç ve amel haline getirmek istemektedirler. Böylece heva ve heveslerini din haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Peygamberimiz (sav) “Haram apaçık bellidir; helâl de apaçık bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli olan şeyler vardır. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini korumuş olur” (Buhari, İman 39, Büyû', 2; Müslim, Müsâkat 107; Ebu Davud, Büyû' 3; Tirmizi, Büyü 1; Nesai, Büyü 2) buyurur. Burada peygamberimiz (sav) şüpheli olan hususlardan kaçmayı ve azimetlerle amel etmeyi kurtuluş için şart koşmakta olduğu görülmektedir. Gerçekte ise şüpheden kurtulmanın yolu ruhsatla değil, azimetle amel etmektir.

Bediüzzaman hazretleri “Şu zamanın nazarı evvelâ ve bizzat saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkâmları ona tevcih ediyor. Hâlbuki şeriatın nazarı ise evvelâ ve bizzat saadet-i uhreviyeye bakar. İkinci derecede -ahrete vesile olmak cihetiyle- dünyanın saadetine nazar eder. Demek şu zamanın nazarı ruhsat-ı şeriattan yabanidir. Öyle ise şeriat namına içtihat edemez” (Sözler, 2004, s.782) derken “Zaruretler haramı helal eder” kaidesinin külli olmayıp, zaruret haram yoluyla gelmemiş ise haramı helal etmeye sebebiyet verebilir. Yoksa su-i ihtiyarıyla ve gayr-ı meşru sebeplerle zaruret olmuş ise, haramı helal edemez ve ruhsatlı ahkâmlara medar olamaz” (Sözler, 783) der.

Dinde lâubâli olanların ruhsatlarla okşanılmayacağını, bu durumun onları dini vazifeleri ter ettirmekten başka işe yaramayacağını da “Lâubaliler ruhsatlarla okşanılmaz; azimetlerle, şiddetle ikaz edilir” (Mektubat, 2004, s.809) buyurarak dikkatimizi azimetlere çeker.

Azimetler takvanın karşılığıdır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Risale-i Nur Talebelerini ikaz ederek takva ile azimetlerle amele yönlendirir. “Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Risâle-i Nur şakirtlerinin bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvayı esas tutup davranmak gerektir” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.206) buyurur.

Günümüzde birçok din bilgini “Allah size kolaylık diler, güçlük dilemez” (Bakara, 2:185) ayetini dünyevi rahatlık ve dünya nimetlerinden kolayca istifade etmek şeklinde anlayarak pek çok fetvalar vermektedirler. Müslümanların dünya hayatını kolaylaştırmak ve lüks içinde yaşamalarına hizmet etmek için daha önce fetva ve ruhsat verilmeyen kredi ve tesettüre riayet etmeme, lüks binalar ve otellerde tatiller gibi hususlarda çok rahat fetvalar verilmekte ve zarurettir, dinde ruhsat var denilmektedir. Küçük bir ihtiyaç, hafif bir korku ve dünyevî bir heves, küçük bir dünyevî zarar zaruret kılıfına büründürülerek harama girmeye bahane üretilmekte ve buna binaen fetvalar verilmektedir.

“Din kolaylıktır” (Hac, 22:78) ancak bu kolaylık dini vazifeleri yapma kolaylığıdır; dini vazifeleri terk etme kolaylığı değildir. Zekât yakınlara verilir. Bir sene içinde istenildiği zaman diliminde verilebilir; ama terk edilemez. Namaz mutlaka kılınır ve kılınmalıdır; ancak hasta olan oturarak kılabilir. Cihat mutlak farzdır; ancak zamana ve şartlara göre şekli değişebilir.

Zamanımızda ruhsatlar o derece konuşulur oldu ve yaygınlaşmaya başladı ki, insanlar nefis ve hevalarına uyarak dini vazifelerini terk etmek için pazarlık edercesine ruhsat arama peşine düştüler. Herhangi bir ilahiyatçı ne kadar fetva veriyor ve ibadetleri terk ettirme yolunan gidiyorsa büyük din bilgini gibi gösterilmeye, televizyonlarda reyting için konuşturulmaya başlandır. Bunların felsefeleri “İnsan kutsaldır, her şey insan için ve insanın rahatı içindir” şeklindedir. Sonrasında “din de insan içindir ve insanın dünyevi mutluluğunun aracıdır” noktasına getirilmektedir. Öyle ise “insana fayda veren her şey mubah, zarar veren ve insanı sıkıntıya sokan her şey de günah” olarak görülmektedir. Yasaklardan ve zorluklardan arındırılmış, ibadetten uzaklaştırılmış bir din anlayışı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu dine hizmet değil, dini tahrip ve tahriften başka bir şey değildir.

3. Tesettür ve Ruhsatla Amel:
Tesettür ile okumak, diploma sahibi olmak ve resmi/kamu kurumunda çalışmak mümkün olmadığı zaman okumayı ve çalışmayı zaruri görüp Allah'ın kesin emri olan tesettürü/örtünmeyi terk etmek kesinlikle caiz olmayan ve ruhsata girmeyen bir konudur. Zira kadının çalışması zaruret değildir. Allah kadının nafakasını velisine ve evli ise kocasına yüklemiştir. Dolayısıyla kadının ailesini geçindirme zarureti yoktur. Okumaya ve eğitime gelince Farz olan eğitim din eğitimidir. Diğer ilimler bilhassa kadınlar için zaruri bir farz görev değildir ki zaruret olsun. Dini eğitim de zaten kamu kurumları olan okullarda verilmemektedir. Bu durumda “ruhsat vardır” veya “okumak için başını açması ruhsattır” denilerek tesettürsüzlüğe hiçbir surette fetva verilemez.

Ama ne ki bu zamanın din bilgini olduklarını iddia eden bir kısım ilâhiyatçılar “kızların okuması zarurettir, başlarını açarak okumaları dinin ruhsat kısmına girer” demeleri dini/semâvî ve şer’î değil, dünyevî ve arzî bir fetvadır. Böyle bir fetva dini ve semavi olmadığı, heva ve hevese dayandığı için geçerli değildir. Bu konuda ruhsattır diye fetva verilemez; ancak Müslümanlar namaz, oruç, hac ve zekât gibi dini görevlerini ihmal ediyorlar ve günaha giriyorlar. Kimseden de bu konuda fetva isteme yoluna gitmiyorlar. Aynı şekilde başlarını açarak okuyorlar ve haram-helal demeden nefislerine uygun yiyip-içip yaşıyorlar. Bunun haram ve günah olduğunu da biliyorlar. Buna da kimsenin diyeceği bir şeyi olmaz. Hesabını Allah'a verirler. Yüce Allah da onlar hakkındaki hükmünü ahirette elbette verecektir.

Sonuç:
Usul uleması mezhepler arasındaki görüş ayrılıklarının “ruhsat ve azimetten” kaynaklandığını ve bu ümmet için rahmet ve kolaylık olduğunu belirtmektedirler. Bir mezhebin azimet olarak kabul ettiği bir husus bir diğer mezhepte ruhsat olarak değerlendirilmiştir. Çünkü dinin emir ve yasaklarına muhatap olan mükellefler bedenen ve inanç bakımından güçlü ve zayıftırlar. Din güçlü olana azimetle, zayıf olana ruhsatla hükmeder. Meselâ, ezanın abdestli okunması ile ilgili rivayet azimeti, abdestsiz okunabileceği şeklindeki rivayet ise ruhsatı bildirir. Ramazan orucu için her gece niyet etmek lazım geldiği konusunda üç mezhep imamının sözü azimeti, bunlara muhalif olarak İmam Mâlik’in “Ramazan ayı için bir niyet yeterlidir” diye hükmetmesi ruhsattır. Yine üç imamın “kadının kamet getirmesi gerekmez” demesi ruhsat, İmam-ı Şafi’nin “sünnettir” demesi ise azimettir.

Yine İmam-ı Azama göre sabah namazının ortalığın aydınlandığı zaman kılınması hususundaki görüşü ruhsat, diğer üç imamın imsakten hemen sonradır demeleri azimettir. Bütün bunların tamamı haktır ve doğrudur. Yüce Allah azimetle amelden memnun ve razı olduğu gibi, ruhsatla amelden de razı olur.

Mezheplerin, yani farklı görüşlerin, azimet ve ruhsatların kaynağı “Kitap ve Sünnettir.” Her biri kaynaktan istifade etmişler ve şeriatın ahkâmının uygulanması yönünde içtihatlarda bulunmuşlardır. Bu nedenle hepsi birbirinin aynıdır ve biri diğerinden daha haklı ve üstündür denemez. Kimi azimetle, kimi ruhsatla amel etmişler ve dinin ahkamının uygulanmasına hizmet etmiş ve ümmete yol göstermişlerdir. Allah azimetle ameli sevdiği gibi, ruhsatla ameli de sever; ancak emrinin ve resulünün sünnetinin terk edilmesine razı olmaz. İmamların içtihatları ise emredilen amellerin yapılması ve pratikte uygulanması için yapıldığından Allah hepsinden razıdır. Amel bakımından birbirlerine üstünlükleri yoktur; ama azimetle amel eden elbette daha faziletlidir denebilir.

Ancak şurası vardır ki, azimet iman ve takva bakımından kuvvetli olanın, ruhsat ise daha zayıf olanın amelidir. Ruhsat özürlü ve zayıf olan kimsenin uyguladığı hükümdür. Ruhsatla mükellef olan bir özür sahibi ruhsatı terk ederek azimetle amel etmiş olsa fazileti seçmiş olur. Azimetle amel elbette ruhsattan daha faziletli ve daha sevaplıdır. Bir ibadetin sevabı ihlasa, azimete, meşakkate, huşu ve huzura göre değiştiği için on, yüz, bin, yedi bin gibi katlanarak artar. Takva da ruhsatla değil, azimetle amel etmekle artar.


Etiketler:  Azimet Ruhsat Farz Vacip Sünnet Haram Teklifi Hükümler Zaruretler Takva


 
< Önceki   Sonraki >
TAKVA
FARZ
HARAM
SüNNET
VACIP
AZIMET
RUHSAT
ZARURETLER