Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow AZİMET VE RUHSAT
Advertisement
AZİMET VE RUHSAT PDF Yazdır E-posta
Salı, 20 Ekim 2009
Yazı Index
AZİMET VE RUHSAT
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Azimet hakkında ruhsat bulunan konular ile alakalı bir husustur. Hakkında dini ruhsatın bulunmadığı konularda “azimet budur” denemez. Dinin mükellef hakkında belirlediği hükümler Farz, Vacip ve Haramlardır. Bunların hiçbiri Azimet ve ruhsat olarak ele alınmaz. Ancak kesin emirler farz, kesinliği zanni delillerle sabit olanlar vacip ve gerek zanni, gerekse kesin delillerle yasaklanan hususlar haramdır. Bu bakımdan farz olan hükümler, mesela namaz bütün hallerde ve bütün zamanlarda mutlak ve genel olarak farzdır. Buna benzer zekât, hac, oruç, tesettür ve cihad gibi hususlar da böyledir. Yasaklar, yani haramlar da böyledir.

Ancak hakkında ruhsat bulunan hususlar varsa burada ruhsat yerine kişi meşakkatine ve zorluğuna rağmen ruhsatla amel etmiyorsa ve emredileni emredildiği şekli ile işliyorsa buna “Azimetle amel” adı verilir. Mesela, Bakara suresi 183. Ayette “Sizden evvelkilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı” ayeti ile oruç tutmak mükelleflere farz kılınmıştır. Bir sonra ki ayette ise “İçinizde hasta ve yolcu olanlar ise diğer günlerde tutmak şartıyla veya fidye vermek kaydıyla oruçlarını yiyebilirler. Ancak bu durumda da oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” (Bakara, 2:184) buyrularak ruhsat verilmiştir. Burada yolcu ve hasta olanların oruçlarını bozmaya ruhsat verildiği için bu ruhsatı değil de tutmayı tercih edenler azimetle amel etmiş olurlar. Azimet bu nedenle ruhsatların zıddıdır ve ruhsatların bulunduğu yerde vardır.


İslam bilginleri istisna ve tahsis yolu ile getirilen hükümlerin uygulamasında “azimet” ve “ruhsat” tabirini kullanmışlardır. Mesela; “Kadınları boşadığınızda onlara verdiğiniz şeyleri geri almanız size helal olmaz. Ancak Allah'ın hükümlerine uymaktan korkarsanız kadınların fidye vermesinde sakınca yoktur” (Bakara, 2:229) ayetinde istisna olduğu için kadını boşayan bir erkeğin kadına verdiği mihri almaması azimet, alması ise ruhsat olmaktadır. Yine yüce Allah “Müşrikler sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın ve onları öldürün” (Tövbe, 9:5) ayetindeki emir, peygamberimizin (sav) “kadınları ve çocukları öldürmeyin” (Ebu Davud, Cihad, 11; İbn-i Mâce, Cihad, 30) hadisi ile öldürülmekten istisna olanlar sayılmıştır. Bu durumda savaş fiilî bir durum olduğu için savaşın içinde bulunan kadın ve çocukların öldürmemek azimettir; yanlışlıkla öldürülürse öldürülmesinde günah yoktur.

İslam bilginleri ruhsatı “Haramlığı gerektiren külli bir asıldan istisna olmak ve sadece ihtiyaç sahibine ve mahalline has kalmak üzere meşakkat veren bir özür sebebiyle meşru kılınan hüküm” olarak tarif etmişlerdir. Ruhsatın mutlak olarak “bir özre mebnî meşru kılınmış olması” gerekir. Bazı İslam bilginleri de ruhsatı yine bir özre binaen ibadeti, yani farzların yapılmasını ve haramlardan kaçınmayı kolaylaştırmak amacı ile yapılması istenen şey olarak ele almışlardır. Ayakta namaz kılamayacak olan kimsenin oturarak namaz kılmasını ruhsat olarak değerlendirmişlerdir.

Bazen de ruhsat tabiri ümmetten kaldırılmış olan ağır bir yükümlülük ve zorluk olarak görülmüştür. Bu konuda yüce Allah peygambere yetki vermiştir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim “O peygamber, onlara uygun olanı emreder ve fenalıktan nehyeder, temiz olanları helal, murdar olan şeyler yasaklar, onların ağır yüklerini indirir ve zor tekliflerini hafifletir” (Araf, 7:157) buyurur. Zira ruhsatta yumuşaklık manası vardır. Yine peygamberimiz (sav) “Allah azimetle yapılmasını sevdiği gibi, ruhsatla yapılmasını da sever” (Müsned-i Ahmed, 2:108) buyurarak teklifin gerek azimetle, gerekse ruhsatla ifa edilmesinin Allah rızasına uygun olduğunu ifade etmiş, “Allah azimeti sever, ruhsattan razı olmaz” gibi bir düşüncenin yanlışlığına dikkat çekmiştir.

Ruhsatlar aslî değil izafidir; yani ruhsat konusunda her fert kendi vicdanı ile baş başadır. Kendi fetvasını herkes kendisi vermek durumundadır. Sebebi meşakkattir. Meşakkat ise kişiye, kararlılığa, ortama ve duruma göre değişiklik arz eder. Namaz, oruç ve cihad gibi konularda hastanın durumu, dayanıklılık ve azim gibi hususlarda kişi kendi kararını kendisi verecektir.

1. Teklifi Hükümlerin Aksamı:
“Azimet” ve “Ruhsat” kavramları “Teklifî Hükümler” ile alakalıdır. Şer’î hükümler bir kısım fiillerin mükellefler tarafından yapılmasını, bir kısım hükümlerin de terk edilmesini istemektedir. Bazen bu hükümler arızî bir kısım sebeplerle mükellef için yapılmasını imkânsız kılmaktadır. Ama genellikle uygulanabilir hükümlerdir. Hasta olan bir kimse orucunu tutması imkânsız olmaktadır. Bu durumda yüce Allah “hasta olan iyi olunca tutmak üzere hasta olduğu zamanlarda Ramazan orucunu tutmayabilir” (Bakara, 2:184) buyurmuştur. Böyle yapan birisi Allah'ın kendisine tanıdığı “Ruhsata” uymuş olur. Ramazan orucunu tutma emri “Azimettir.” Hasta olanın tutmaması ise “Ruhsattır.”

Usulcüler azimeti meşru kılınan hüküm olarak görürler. Ruhsatı ise emredilen hükmü ifa etmemeyi veya geciktirmeyi câiz kılan bir sebep dolayısıyla meşru olan ikinci bir teklif olarak kabul ederler. Azimet asıl ve genel olan hükümdür. Ruhsat ise, asıl hükmü yerine getirmemeyi veya geciktirmeyi caiz kılan bir sebep dolayısıyla meşru olan ikinci bir hükümdür.

Ruhsatın sebepleri çoktur. Zaruretler, meşakkatler, güçlükler ve imkânsızlıklardır.
Meşakkat ve güçlükler orucun bozulmasına ve tutulmamasına sebeptir. Tedavi amaçlı yabancı doktor nâmahremin mahrem yerine bakabilir. Ölüm tehlikesi haram olan bir yiyeceği zaruret miktarı helal kılabilir.

Ruhsatlar ikiye ayrılır. Birincisi, yapma ruhsatı, ikincisi ise terk etme ruhsatıdır. Azimet bir şeyin terk edilmesini ihtiva ediyorsa “yapma ruhsatı”, yapılmasını emrediyorsa “terk etme ruhsatı” adı verilir. Yapma ruhsatı haramlarda, terk etme ruhsatı ise farzlarda olur.

Zaruretler için misal olarak “ikrah” ve zorlamayı ele alacak olursak “Gönlü imanla dolu olduğu halde zorlama altında kalanlar hariç, imandan sonra gönlünü küfre açanlara Allah katından gazab ve büyük bir azap vardır” (Nahl, 16:106) ayetidir. Bu ayete konu olan Ammar b. Yâsir (ra) müşriklerin ağır işkenceleri altında kalan, annesi Sümeyye ve babası Ammar’ın gözü önünde işkence ile kaybetmiş ve dili ile inkâr etmek durumunda kalmıştı. Bunun üzerine serbest kalan Ammar b. Yasir (ra) doğru peygamberimize (sav) koşmuş ve ağlayarak durumu anlatmıştır. Bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur. Peygamberimiz (sav) de “kalbin imanla dolu olduğuna ve zorlandığına göre imanına bir zarar gelmemiştir” (Serahsi, Mebsut, 24:43) buyurmuştur. Bu durum ruhsata bir örnektir.

Bir başka misal de şudur: İki Müslüman sahabe müşrikler tarafından işkenceye tabi tutulur. Biri dininden dönmediği için öldürülür, diğeri ise dili ile inkâr ederek kurtulur. Durum peygamberimize (sav) haber verilir. Peygamberimiz (sav) öldürülen kişi hakkında “O şehitlerin en üstünü ve cennette de benim arkadaşımdır” (Buhari, Keşfu’l-Esrar alâ Usul-i Pezdevî, 2:636; Mebsut, 24:44 ) buyurmuşlardır. Bu da azimet için misaldir.

Bu misallerde görüldüğü gibi azimetlerin hükmü baki kalmakla beraber ruhsatlar Allah'ın darda kalan kullarına bir ihsanı ve kolaylığıdır. Emr-i bil-ma’ruf ve Nehy-i ani’l-münker de bazen yerine getirilmez. Zalim hükümdara hakkı söylemek en büyük cihattır; ama ölüm korkusu olursa bu terk edilebilir. Azimet gerçeği söyleyerek hapse ve işkenceye katlanmaktır; ruhsat ise susmak ve şartların olgunlaşmasını beklemektir.

Terk etme ruhsatına misaller çoktur. Hasta olanın ramazan orucunu tehir etmesi, şartlarını taşımayanın cumayı terk etmesi ve aksül-amel yapılacaksa emr-i bi’l-ma’rufun terk edilmesi gibi hususlar bunlardandır.

Ruhsatın hükmü genel olarak ibahadır. Mükellef isterse ruhsatla isterse azimetle amel eder. Yolcu ister azimetle amel eder oruç tutar, isterse ruhsatla amel eder orucunu yer ve sonra mukim olunca tutar. Azimetle amel fazilettir. Ruhsat bir nevi kolaylıktır ve bu İslam şeriatının amaçlarındandır. Yüce Allah “Allah dinde sizin için bir zorluk kılmadı” (Hac, 22:78) ve “Allah size kolaylık murad eder, zorluk dilemez” (Bakara, 2:185) ayetleri ile bu hususa açıklık getirmiştir.


 
< Önceki   Sonraki >
TAKVA
FARZ
HARAM
SüNNET
VACIP
AZIMET
RUHSAT
ZARURETLER