Mustafa CAN
Üstad Bediüzzaman hazretleri “Euzü billahi mineşşeytanı ve’s-siyaseti” diye siyasetten sadece Nurcuları mı sakındırmıştır? Bediüzzaman İslam âlimi olduğuna göre bu ifade acaba diğer Müslümanları ilgilendirmiyor mu? Nurcular siyasi parti kurmamışlar. Sadece fikir odaklı siyaset yapıyorlar. Onların demokratları desteklemeleri siyaset oluyor da siyasi parti kurarak milletten oy isteyenler siyaset yapmış olmuyorlar mı? Bediüzzaman “Siyasetten Allah’a sığınırım” derken sadece kendisini mi veya Nurcuları mı kast etmiş? Acaba Müslümanlara dememiş mi? Bilhassa ırkçılık adına siyaset yapanlar, din adına siyaset yapanlara “aferin çok iyi yapıyorsunuz” demiş de Risale okuyanlara mı siyasetten kaçın demiş?
Siyaset dinin yüzde biri demek önemsiz anlamına mı geliyor? Acaba Trafik kuralının yüzde biri olan önünü görmeden öndeki aracı sollamak ve geçmeye çalışmak önemsiz midir? Bu kuralı ihlal eden bir şoför kaza yapıp on kişinin ölümüne sebep olsa “canım o yüzde birini ihlal etmiş önemsizdir” denebilir mi?
Risale-i Nur Külliyatında siyasi meseleler yüzde bir kadar mıdır? “Bediüzzaman İmanî meseleleri, Hizmet Prensiplerini ve Siyasi dersleri 6000 sayfalık Risale-i Nur Külliyatında ne kadar yer ayırmıştır” diye inceleyen var mı? Ben inceledim ve yaklaşık 2000 sahife “İman Hakikatleri”, 2000 sahife “Hizmet Prensipleri” ve 2000 sahife “Siyasi ve İçtimai” meseleler olduğunu gördüm ve “İman – Hayat – Şeriat” üçlüsünün bu şekilde olduğu kanaatine ulaştım.
**
Nur talebelerinin demokratları ve DP’yi desteklediğini hazmedemeyen AKP, MHP ve diğer siyasi parti kurucuları, üyeleri, sempatizanları ve seçmenleri hemen Bediüzzaman’ın “Şeytandan Allah’a sığındığım gibi siyasetten Allah’a sığınırım” sözünü Nurculara hatırlatmaya başlarlar. Ayrıca “Şeriat, yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir; yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûlemirlerimiz düşünsünler” (Tarihçe, 59) sözünü de hatırlatarak nurcuları irşat etmeye çalışırlar. Bir nurcu DP’yi değil de kendi siyasi partilerinden birini destekleyecek olsa o zaman da “gerçeği yeni anladın ve hidayete erdin” diye siyasi faaliyetlerine alet etmekten çekinmezler. “Siyasetten Allah’a sığınırım” sözünü de asla hatırlatmazlar.
Bediüzzaman’ın siyasi tarafgirlik sebebiyle kendi siyasetine taraftar olan şeytanı melek gibi gören ve gösteren, kendi siyasi fikrine muhalefet eden âlim ve salih insanları da fasıklıkla ve küfürle itham edecek derecede aşağılayan bir anlayıştan Allah’a sığındığını (Emirdağ Lahikası, 237) görmezlikten gelirler ve tam bir Bektaşi mantığı ile hareket ederler.
**
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin “Üç büyük vazifesi” vardır. Birincisi, İman hakikatlerinin hakkaniyetini aklî ve ilmî delillerle ispat ederek imana hizmet etmek ve ehl-i imanın imanını kurtarmaktır. İkincisi, ehl-i imanın imana ve kur’âna, dine ve İslama hizmet etmeleri için hizmet prensiplerini ve uyması ve uygulaması gereken kuralları ve takip etmeleri gereken yolu göstermektir. Üçüncüsü de İslam’ın yüksek siyasetini ders vererek ehl-i imanı ve vatan ahalisini siyasi tehlikelerden korumak ve siyasi yönden çıkış yolu göstermek ve siyasi yönden Müslümanlara hizmet ederek siyaseti dinin emrine sokmaktır.
Bu üç vazifeye uygun olarak da Bediüzzaman’ın üç şahsiyeti vardır. “Birinci Said” “İkinci Said” ve “Üçüncü Said” dönemleri. Birinci Said dönemi “Meşrutiyet şeriattır” diyerek siyasi yönden meşrutiyet ve hürriyeti müdafaa ettiği dönemdir. Bediüzzaman bu dönemde tüm Osmanlı ülkesinde, doğuda ve batıda “Hürriyet ve meşrutiyetin/demokrasinin” dine ve ülkeye sağlayacağı faydaları anlatarak gezmiştir. İkinci Said dönemi “imanî meselelerin hakkaniyetini ispat ettiği” dönemdir. Üçüncü Said dönemi ise 1948-49 yılında Afyon Hapsinden sonraki dönemdir. Bu dönemde Bediüzzaman “mükellef olduğu ‘vazife-i hakikiye’ dediği büyük vazife” olarak gördüğü “Türkiye’yi ve İslam âlemini ve bütün insanlığı alakadar eden geniş siyasi ve içtimaî vazifeyi yaptığı dönemdir. (Tarihçe, 490) Bediüzzaman bundan sonra siyasi ve içtimai meselelerle meşgul olduğu, DP’yi desteklediği ve bu konuda talebelerine mektuplar yazmıştır. Bediüzzaman bu dönemde “Emirdağ Lâhikaları”nı kaleme almış ve “Hutbe-i Şamiye” ve kardeşleri olan “Münazarat” “Divan-ı Harb-i Örfi” “Sünuhat” gibi kitaplarını yeniden ele alarak tashihinden geçirip neşretmiştir. Yine bu dönemde “Tarihçe-i Hayat” isimli davasını anlattığı eserini de tashih ederek bastırmıtır. Bu eserleri ve külliyatın diğer eserlerindeki siyasi ve içtimai dersleri tüm külliyatın üçte birini oluşturmakta ve yaklaşık 2000 sahifeyi bulmaktadır.
Bediüzzaman talebelerine “Bu vatan ve İslamiyet aleyhinde üç cereyan var…” “Bu vatanda şimdilik dört parti var” ifadeleri ile başlayan çok mühim mektuplar yazmıştır. Ayrıca “Demokrat kardeşlere tavsiye” gibi mektupları da bizzat kendisi talebelerine yazdırmış ve külliyatın içine, hayatında yazdırdığı “Otobiyografi” olan “Tarihçe-i Hayat” isimli kendisini değil, davasını anlattığı eserine bizzat kendisi koymuş ve neşrettirmiştir. “Tarihçe-i Hayat” isimli eseri Bediüzzaman’ın hayatında basıldığı için son günleri ve vefatı iler ilgili hususlar bu eserinde mevcut değildir.
**
Bediüzzaman’ın değişen ve gelişen dünya siyasetinin “hürriyet, demokrasi ve insan hakları, liberalizm” gibi hususlarda İslam’ın yüksek hakikatlerinin ne olduğunu anlatarak bu konuda da İslam’ın çok daha mükemmel prensipler ortaya koyduğunu izah ve ispat ederek Kur’an ve Şeriat-ı Muhammediye’nin hakkaniyetini ortaya koymuştur.
Bediüzzaman ayrıca “Ahir zamanın” dehşetli şahısları olan, İslam dünyasını esaret altında alan ve Şeriat-ı Muhammediye’yi kaldırmaya çalışarak İslama ve Müslümanlara zarar veren dehşetli şahısları, Deccal ve Süfyanı teşhis etmiş ve dehşetli icraatlarını, tahribatlarını ve İslama olan zararlarını tamir etmek için çalışmıştır. Onların hâkimiyeti ve tahribatları siyasi olduğu ve siyaset yoluyla İslama zarar verdikleri için tahribatlarını tamir etmek de elbette siyasi vasıtalarla olacaktır ki Bediüzzaman bunun yollarını göstermiştir.
Bediüzzaman siyasete siyasilerden bir hayır ve fayda beklediği için değil “bu vatan ve İslamiyet aleyhindeki cereyanların zararlarından Müslümanları korumak” ve “İttihad-ı İslam etrafında birleşen Müslüman kardeşlerin ve Nur talebelerinin yanlış yapmamaları için baktığını” ifade etmektedir. (Beyanat ve Tenvirler, 307)
**
Siyasi yönden insanların idare edilmesine bakıldığı zaman insanların iki şekilde idare edildiğini görürüz. Birincisi adalet ve ilimle, ikincisi de cehalet ve zulümle… İnsanların hak ve hürriyetlerini sağlamak ancak ilimle olur. Zulüm ise adaletin ve hürriyetin olmamasıdır ki bunun pek çok çeşitleri ve mertebeleri vardır. Bundan iki çeşit idarî sistem çıkar. Birincisi hürriyetçi olmak, ikincisi insanların hak ve hürriyetlerine sınır koyarak baskıcı bir yol takip etmek. İslamiyet daima hak ve adaleti emrederek hürriyetleri öne çıkarmış ve her nevi istibdat ve baskıyı ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. İslam’ın bütün meseleleri hak ve hürriyetle alakalıdır ve bunun teminine bakar. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın ve Nur talebelerinin hürriyetçi olması ve her nevi baskıya ve zulme karşı olması gerekir ve öyledir.
İşte Bediüzzaman’ın Ahrar ve Demokratları desteklemesinin ve onların tarafında olmasının sebebi de budur. İslamiyet açısından doğru olan da budur. Burada Bediüzzaman şahıs odaklı bir siyaseti takip etmiyor, fikir odaklı siyaset yapıyor. Siyasilerin yanlışları ile uğraşmıyor, siyasetin doğrularını ve yanlışlarını gösteriyor.
Her insan ve her Müslüman gibi demokrat ve ahrar olanların da yanlışları, hataları ve günahları vardır. Siyaset şahısların hatalarına ve faziletlerine göre değil, siyasi doğrular üzerine yapılması gerekir ki Bediüzzaman bunun yollarını göstermektedir. Tabii ki bu yüksek siyaseti anlamak için masum olmak değil, ilim sahibi olmak ve akıllı olmak gerekir.
Siyasette çeşitli kurallar vardır. “Def’-i mefasit, celb-i menafiden evladır.” “Ehven-i şerri ihtiyar gerekir.” Hayrı ve şerri bilmekten çok ehven-i şerri bilmeye ve maslahata göre davranmaya ihtiyaç vardır. Bu da her insanın değil, cesaret, kahramanlık isteyen, siyaset bilen ve geleceği gören akıllı insanların anlayacağı ve yapacağı işlerdir. Ayak takımının yapacağı işler değildir.
İşte Bediüzzaman bu gibi girift ve perde arkasında dönen, cahilleri ve saf masum Müslümanları aldatan siyasilerin oyunlarını bozacak şekilde, hak ve hakikate uygun bir siyaset takip ederek ehl-i imana ders vermiştir. Bunu anlamak elbet kolay değildir. Ama şurası bir gerçektir ki zaman her şeyi anlatır. Zaman bir müfessirdir, kaydını izhar etse itiraz olunmaz.
**
Bediüzzaman Meşrutiyet dönemindeki Ahrarların “hürriyet-i şer’iyeye hizmet ettiğini ifade etmiş ve onlarla beraber olmuştur. Cumhuriyet döneminde ise onların takipçilerinin demokratlar olduğunu ifade etmiş ve onların yanında yer almış ve çizgisini değiştirmemiştir. Talebelerine de “Onların (Ahrarların/Demokratların) muvaffakiyetine çok duâ ediyorum. İnşaallah, o Ahrarlar istibdad–ı mutlakı kaldırıp tam bir hürriyet–i şer’iyeye vesile olacaklar” (Emirdağ Lâhikası, s. 267) diyerek onlarla beraber olmalarını tavsiye etmiştir.
Bediüzzaman’ın ifadelerinde “sağcı ve solcu”, “muhafazakâr ve milliyetçi” tabirleri yoktur. Bediüzzaman hürriyetçidir ve hürriyetçi demokratları desteklemiştir. Talebelerine de bunu tavsiye etmiş ve eserlerinde hürriyetin ne olduğunu ve ne manaya geldiğini de izah etmiştir.
Bu konuda söylenecek çok şey vardır. Ancak “anlayana sivrisinek saz” diyoruz. “Anlamak istemeyenler kadar sağır hiç kimse yoktur” “Sizler sağıra işittiremezsiniz ve körlere gösteremezsiniz” diyerek bu konuyu noktalıyoruz.
Etiketler: Bediüzzaman Ahrarlar Ahrar Hürriyet Demokratlık Bediüzzaman ve Demokratlık Siyaset |