Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow Cenâze Namazı, Defin ve Telkın
Advertisement
Cenâze Namazı, Defin ve Telkın PDF Yazdır E-posta
Pazar, 14 Kasım 2010

M. Ali KAYA
Cenâze Namazı Kılmak: (Şafilere Göre)
Cenâze namazı hicretin birinci senesinde Medine-i Münevvere’de farz kılınmıştır ve Ümmet-i Muhammed’e hastır. Müslüman olmayanın cenaze namazı kılınmaz.

Cenaze Namazını Şartları:
1. Namaz kılanın necasetten taharetli ve temiz olması.

2. Namaz kılanın hadesten temiz olması, gusül ve abdestini alınmış olması gerekir.

3. Kıbleye dönmek. Tüm namazların şartı olduğu gibi cenaze namazının da şartlarındandır.

4. Cenazenin gusül veya teyemmümle temizlenmiş, yani yıkanmış ve kefenlenmiş olması.

5. Hazır olan cenâzenin cemaatin önünde bulunması. Cenâzeyi arkaya alarak namaz kılmak câiz değildir.

6. Cenâze ile musalli, yani namaz kılan arasında 150 metreden fazla aralığın olmaması gerekir. 

Cenaze namazının yedi rüknü/farzı vardır.
1. Niyet etmek.
“Niyet ettim Allah rızası için cenaze namazı kılmaya” demek yeterlidir. Ölünün ismini söylemeye gerek yoktur.

2. Ayakta kılmak. Kıyam namazda olduğu gibi cenaze namazında da şarttır.

3. Dört tekbir almak. İftitah Tekbiri ile beraber dört tekbir alınır.

4. Birinci tekbirden sonra “Fatiha Suresini” okumak. Fatihasız namaz olmaz. Fatiha’dan önce Eûzü okumak sünnettir. Besmele zaten Fatiha’nın bir ayetidir. İftitah duası ve zamm-ı sure okumak sünnet değildir. 

5. İkinci tekbirden sonra peygamberimize (sav) salavat getirmek. Salavatın efdali “Salli ve Barik” okumaktır. Ancak en az “Allahümme salli alâ Muahmmed” demek lazımdır. 

6. Üçüncü tekbirden sonra ölüye dua etmek. Duanın en azı “Allahümme’ğfir lehu” “Allahümme’rhamhü” demektir. Duanın efdali şudur: “Allahümme’ğfir li hayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve sağîrenâ ve kebîrenâ ve zekerinâ ve ünsânâ. Allahümme men ahyeytehû minnâ feehyihî ale’l-islam, ve men teveffeytehû minnâ feteveffehû ale’l îmân. Ve hussa hâze’l meyyiti bir’ravhi ve’r-râhati ve’l-mağfireti ve’r-rızvân. Allahümme in kâne muhsinen fezid fî ihsânihî ve in kâne müsîen fetecâvez anhü ve lekkıhi’l-emne ve’l büşrâ ve’l-kerâmete ve’z-zülfâ ve kıhî fitnete’l-kabri ve azâbihî birakmetike yâ erhame’r-rânimîn…”

7. Dördüncü tekbirden sonra selam vermek.
Selamdan önce “Allahümme lâ tahrimnâ ecrahû ve lâ teftinnâ ba’dehû” demek sünnettir. Selamı ise “Esselâmü aleyküm ve rahmetullah” şeklinde vermek sünnettir.

Cenaze İle İlgili Diğer Hususlar:
Cenaze namazın vakti yoktur. Kişi öldükten sonra namazı her zaman kılınabilir. Kerahet vaktinde de kılınsa câizdir. Hanefi ve Mâliki mezhebinde cenaze namazının camide kılınması mekruhtur; ancak Şafii mezhebinde kılınabilir, bir beis yoktur. Cenaze evde ve kırda da defnedilebilir. Gündüz defnedildiği gibi gece de defnedilebilir.

Haile kadın vefat ettiği zaman karnındaki ceninin hayatta olduğu bilinirse onu çıkarmak şarttır.

Birkaç cenaze için toplu cenaze namazı kılınabilir. Ancak niyette “Mevcut cenazeler için namaz kılmaya niyet ettim” diye toplu niyet etmek gerekir.

İmam tekbir getirdiği halde ona uyan tekbir getirmez de ikinci tekbire kadar beklerse namazı fesada gider. İmama sonradan yetişen eksik tekbirleri imamın selamından sonra tamamlar ve okumalarını yaparak namazını ikmal eder.

Hazırdaki cenazeye namaz kılmak câiz olduğu gibi, gaibde bulunan cenazeye de namaz kılınabilir. Peygamberimiz (sav) Medine-i Münevvere’de Habeş Necaşisi Athame’nin cenaze namazını gaiben kıldırmıştır. 
Ancak imam-ı Azama ve İmam-ı Mâlik’e göre hazır olmayan cenazenin namazı kılınmaz. Kâfir ve mürtedin cenaze namazı kılınmaz. Nitekim yüce Allah buyurdu: “Kafirlerden birisi ölürse onun cenaze namazını kılma!” 

Ancak nifak kalpte olduğu ve bilinmediği için Müslüman olarak bilinen münafıkların cenaze namazı kılınır. Ancak kafir de olsa yıkanmasında beis yoktur. Zira Ebu Talip vefat edince peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Onu yıkayın” buyurmuştur.

Kâtil ve yol kesici gibi idamı gerektiren bir suçlu idam edilirse yine onun yıkanıp cenaze namazını kılmak farzdır. Zira o kimse cani de olsa nihayetinde müslümandır.

Şafi mezhebine göre cenaze namazının camide en az üç saf olarak kılmak sünnettir. Peygamberimiz (sav) vefat eden Süheyl ile Sehl b. Beyzâ’nın cenaze namazlarını camide kıldırdı. Yine buyurdular: “Herhangi bir mü’min vefat eder de Müslümanlar üzerine üç saf halinde namaz kılarlarsa mutlaka Allah onu bağışlar.” 

Cenaze namazını kılan kişinin ayakkabılarında necaset varsa ayağını ayakkabıdan çıkararak üzerine basıp kılması gerekir.

Ölümüş ve parçalanmış veya canavarlar tarafından yenmiş bir mü’minin bir uzvu bulunsa onu yıkayıp, kefenleyip üzerine cenaze namazı kılmak farz olur. ancak sahibi hayatta bulunan bir kişinin kopan uzvuna namaz kılınmaz.

Hamilenin düşürdüğü çocuk şayet azaları belli de olsa ses çıkarmadığı ve damarı atmadığı ve kımıldamadığı sürece temiz bir beze bağlanarak defnedilir ve cenaze namazı kılınmaz. Ancak bir harf te olsa ses çıkarır veya ağlar veyahut azaları kıpırdarsa o zaman ona isim verilir ve yıkanıp cenaze namazının kılınması gerekir.

4. Ölüyü Defnetmek:
İnsan mükerrem olduğu için sair hayvanatın aksine her şeyi hürmete değerdir. Cenazesi ortada bırakılamaz ve çöpe atılamaz, diğer hayvanların yemesine ve parçalanmasına müsaade edilemez. Cenazeyi defnetmek farzdır.

Kabrin kokuyu sızdırmayacak ve vahşi hayvanların çıkarmasına imkan verilmeyecek şekilde derin olması şarttır. Toprağı derince eşmeden ölünün üzerine toprak yığmak caiz değildir. Peygamberimiz (sav) Uhut şehiteri için kazılacak mezarlarla ilgili olarak “Kazın, geişletin ve derinleştirin”  emretmişlerdir.

Kabrin ekmel olanı derinliği bir boy el uzatımı kadar eni de cenazeyi kabre koyacak iki kişinin zahmet çekmeyeceği kadar olması geniş olmasıdır. Toprak sert ise kabrin kıble tarafına cenaze sığacak kadar derin bir yer açılır. Buna “lahd” denir. Cenaze yüzü kıbleye gelecek şekilde buraya yerleştirilir ve yanlamasına tahtalar veya taşlar konarak üzeri kapatılır. Şayet toprak yumuşak olup çökme ihtimali varsa o zaman cenazenin konacağı yerin iki tarafı taşlarla örülür ve cenaze ortasına yine yüzü kıbleye gelecek şekilde konduktan sonra üzeri yatsı taşlar, mermer veya tahta ile iyice kapatılır. Sonra üzerine toprak atılır.

Hz. Ömer (ra) kabrinin derin olmasını vasiyet etmiş, Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) da “Benim için bir lahd yapın ve kerpiçle iyice kapatın diye vasiyet etmiştir.

Cenazeyi kabre götürürken vakur ve sessiz bir şekilde cenazenin arkasında gitmek ve ölümü düşünmek gerekir. Bağırarak ağlamak, yüksek sesle tekbir getirmek, alayiş ve nümayiş yapmak haramdır. Mezarlık uzak değilse yürüyerek gitmek efdaldir.

Cenazeyi kabre yakınlarının koyması sünnettir. Bilhassa kadın cenazesi ise onu baba tarafından en yakın akrabalarının koyması daha faziletlidir. Peygamberimiz (sav) kızın babası varsa cenazeyi onun kabre koymasını isterdi.  Akrabalarından yakını yoksa o zaman kadının kocasının cenazeyi kabre indirmesi daha uygundur. Kabre cenazeyi koyacak olanın üç kişi olması daha iyidir. Başından, ayaklarından ve belinden tutarak kabre konur. Kabirde ölünün başına yastık yapmak ve tabutu ile beraber gömmek mekruhtur. Cenazeyi yerleştirirken kabrin üzerine örtü çekmek sünnettir.

Cenâzeyi kabre koyarken “bismillahi ve alâ milleti resûlillahi” demek sünnettir. Sonra kıbleye doğru çevrilerek yatırılır ve başına beline kıbleya doğru duracak şekilde kerpiçle destek yapmak sünnettir.

Cenaze kabre konduğu zaman başı ucunda olan eline üç avuç toprak alması ve birincisinde “Minhâ haleknâküm” ikincisinde “ve fîhâ nuîdüküm” ve üçüncüsünde “minhâ nuhricüküm târeten uhrâ”  demek sünnettir. Bu bir ayetin üç cümlesidir. Sonra küreklerle üzerine toprak atılmaya başlanır.

Kabrin tanınıp ziyaret edilmesi ve unutulmaması için en az bir karış fazla yükseltilmesi sünnettir. Peygamberimizin (sav) kabri bu şekilde yükseltilmiştir. Kabrin riya ve kibre sebep olacak şekilde yükseltilmesi ve saygı gösterilecek farklı bir şekilde yükseltilmesi mekruhtur. Kabrin üzerinde bitki ve ağaçların büyümesini ve zikrini engelleyecek şekilde taş ve çimento ile kapatılması mekruh olmakla beraber Salih ve örnek insanların unutulmaması ve hatıralarının yaşatılması için üzerine kubbe inşa etmek ve yazı yazmak güzeldir.

Daha sonra kabirde “Âmenerrasûlü” ile başlayarak “Yasin Suresi” başta olmak üzere “Tebareke, Elem neşrah, Tekasür, İhlas ve Muavvizateyn ile Fatiha ve Bakara Suresinin ilk beş ayeti okunur. Bu arada “Tevhid ve Haşri” ispat ve izah eden ayetleri okumak efdaldir. Sonunda kısa bir dua edilir ve sevabı ölü ile beraber tüm ölmüşlere ve kabre gelenlerin geçmişlerine bağışlanarak Allah’tan af istenir. Kabir azabı ve cehennemden Allah’a sığınılır. Okumaları kısa tutup duayı uzatmak mekruhtur.

Ölünün mezarlığa defnedilmesi efdaldir. Zira bu durumda kabristanda yapılan bütün dualardan ve okumalardan istifade eder. İyi insanların iyilere faydası olduğu gibi, kabirdeki iyilerin hürmetine Allah kötülerin de azaplarını hafifletir ve onlara yapılan dualar sayesinde de affedilmeleri umulur. Allah’ın af ve rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Ancak bunların vesilelerine ve sebeplerine yapışmak şarttır. Kabre defin de bunlardan birisidir. Akrabaların mezarlarının biri birine yakın olması da iyidir. Bu durumda ziyaret imkanı daha da artar. Kabir ziyareti ve ölümü hatırlamak, ölülere dua etmek ve Kur’ânî hediyeler sunmak sünnettir. Bu azabı olanların azabını hafifletir, iyilerin derecelerini ve makamlarını yükseltir.

Zaruret olmadan iki kişi yan yana defnedilmez. Zaruret varsa bu durumda yakın akrabalar beraber defnedilebilir ancak aralarını ayırmak şarttır.

Kabri sulamak ve üzerine çakıl taşları koymak, başına taş dikmek ve akrabaların kabirlerini yan yana yapmak sünnettir. Peygamberimiz (sav) Osman b. Mazun’un (ra) kabrinin başına bir taş dikmiş ve “Bu taşla kardeşimin kabrini bilip akrabalarından vefat edenlerini de yanına defnedeceğim”  buyurmuşlardır.

Kabir üzerinde oturmak veya bilerek kabir üzerine basmak tahrimen mekruhtur. Ölüye saygısızlık diriye saygısızlık gibidir. Ölüye hakaret diriye hakaret etmek gibidir.

Bir cemaat herhangi bir cenaze ile karşılaşırsa gereğini yapmak onlar üzerine farz-ı kifaye olur.

Ölüyü vefat ettiği yerde defnetmeyerek başka yere götürmek nakletmek caiz olmaz. Ebu’dderdâ (ra) Selman-ı Farisi’ye (ra) “Vefatın yaklaştı Medine’ye gelmez misin?” diyince Selman-ı Farisi (ra) “Mukaddes şehir öleni takdis etmez. Onu kutsayacak olan acak imanı ve amelidir” demiş ve gelmeyi kabul etmemiştir. Bununla beraber vefat edenin vasiyeti ve akrabalarının isteği olursa nakletmekte bir beis yoktur. Ancak nakledilecek ise mutlaka yıkanıp kefenlendikten sonra nakletmek gerekir. 

Telkın-ı Meyyit:
Ölen kişi akıl ve baliğ ise cemaat kabirden ayrıldıktan sonra kabri başında “Telkın” okumak sünnettir. Bu konudaki rivayetler zayıf olsa da makbuldür. Müslümanlar asırlar boyunca bununla amel ederek bir nevi “icma” vaki olmuştur. Telkını okuyacak kişi sırtını kıbleye yüzünü kabre karşı getirir ve ölünün adını ve anasının adını anarak seslenir ve şu telkını yapar:

“Yâ Hasan b. Fatıma! Üzkür mâ harecte mine’d-dünya. Şehadete en lâ ilâhe illallah ve enne Muhammeden Resulullah. Ve enne’l-cennete hakkun, ve’n-nâre hakkun ve enne’l-ba’se hakkun, ve enne’s-sâete âtiyetün lâ raybe fîhâ ve ennellâhe yeb’asü men fi’l-kubûr. Ve enneke razîte billahi rabben ve bi’l İslâme dînen, ve bi-Muhammedin (sallallau aleyhi veselleleme) nebiyyen, be bi’l-Kurâni imâmen ve bilka’beti kıbleten ve bi’l-mü’minîne ihvânâ” Ve’lhamdü lillahi Rabbi’l-âlemîn….


Etiketler:  Cenaze Namazı Defin ve Telkın Cenaze namazının şartları Cenaze Namazının Farzları Ölüyü Defnetmek Kabir
 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ