Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
DİN NEDİR? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 01 Ağustos 2009
Yazı Index
DİN NEDİR?
Sayfa 2


Yüce Allah insanları “Ahsen-i Takvimde” (Tin, 95:4) en güzel surette ve mükemmel fıtratta yaratmıştır. İnsan yüce Allah'ın en seçkin ve en mükemmel sanatıdır ve varlıkların tümüne hükmedecek üstün özelliklerle donatmıştır. Bu mükemmel fıtratı bozulmaktan kurtararak cennete layık şekilde geliştirmek ve eğiterek daha da mükemmel hale getirmek için yüce Allah peygamberler aracılığı ile dini inzal buyurmuştur. (Rum, 30:30)

Din bir eğitim müessesesi olduğu için öğretmen ve kitaba ihtiyaç vardır ki, yüce Allah insanlara muallim olarak peygamberler ve dinin kitabı olarak da “Kutsal Kitapları” inzal buyurmuştur. Dine ait bütün meseleler bu kutsal kitapta vardır. Peygamberler insanları bu kitabı okutur ve anlayacakları şekilde izah eder ve Allah'ın emir ve yasaklarını bizzat uygulayarak tatbik eder ve gösterirler. Peygamberler sadece tebliğci değil, ayrıca “beyan edici” ve açıklayıcı, aynı zamanda “tatbikçi” ve uygulayıcıdırlar.

Peygamberlerin öğretisi dışında kurtuluş ve Allah'ın rızasını kazanmak mümkün değildir. Bununla beraber zamana ve şartlara göre pratik hayatta karşılaşılan problemlere “müçtehit ve müceddit” denen din adamları ve “Ulema” dinin emrinin uygulama biçimini gösterme yetkisi de vardır. Bunlara içtihatlar denir. Kitap, sünnet ve içtihatların tamamına da “Şeriat” adı verilir.

Böylece dinin kaynağı “İlâhî vahiy”, peygamberin tatbikatı ve öğretisi olan “Sünnet” , Ulemanın içtihatları ve kıyasları ile yine ümmetin ulemasının “İcma”sı da dâhildir. Bunların dışında yeni oluşan problemlere dini çözümler üreten ve maslahata, örfe ve dini hükümleri uygulamada kolaylığı sağlayacak olan “Fetvalar” da dinin kaynağı sayılabilir. İlk dördüne “Temel Kaynaklar” sonrakilere de “Talî kaynaklar” denir.

Dine Olan İhtiyaç:
Din fıtratın gereği olduğu için her zaman bir ihtiyaçtır ve insanlık için hiçbir zaman ihtiyaç olmaktan çıkmaz. Tarihin hiçbir döneminde dinsiz bir toplum görülmez. Zira din ilk insan Hz. Âdem (as) ile başlamış ve kıyamete kadar devam edecektir. İman ve küfür mücadelesi, din ve dinsizlik mücadelesi de kıyamete kadar devam edecektir.

Allah mahlûkatı yaratmış zatını gizlemiştir. Kendisini isim ve sıfatları ile tanıtmak için mahlûkatı yaratmış, mahlûkata bakarak bunları anlasın varlığına, birliğine ve sıfatlarına inanmaları için akıl ve irade sahibi insanı yaratmıştır. Bu hususu “Ben insanları ve cinleri beni tanıyarak bana iman ve itaat etsinler için yarattım” (Zariyat, 51:56) buyurur.

Bediüzzaman insanın zaaf aczinin dine olan ihtiyacını şöyle anlatır. “İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nev'î lezzetlerle mütelezziz olacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî-mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zeval ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahlûktur. Böyle bir durumda iken iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdat bulur. Herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisap eder. Ubudiyet ve kulluk ile hizmetine girer.” (Sözler, 2005, s.258-259) Böylece rahat eder.

İnsanın aciz ve fakir, her şeye muhtaç olarak yaratılması Allah'a olan ihtiyacını hissetmesi içindir. İman ve itaat fıtratın gereğidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Yüzünü hanif olarak dine ve Allah'ın fıtratından istediği imana ve ibadete yönel. O Allah insanı böyle bir amaç için yaratmıştır. Allah'ın bu yaratılışını tersine çeviremezsiniz. Ama ne var ki insanların çoğu bu hususu bilemezler.” (Rum, 30:30)

Din ferdi hayatta insanı ruhen, ahlaken ve vicdanen terakki ve tekâmül ettirir. Güzel ahlakın kaynağıdır. İman, ilim, ahlak, hukuk ve adalet dinden kaynaklanır. Toplumda huzur, güven ve adaletin esasıdır. Sosyal hayatta hürmet, merhamet, saygı, sevgi ve itaati sağlayan dindir. İnsanın vicdanını nurlandıran dindir. Emniyet ve güven kaynağı dindir. Dinin vicdanlara hükmetmediği yerde adalet ve faziletten, ilim ve ahlaktan bahsetmek zor, hatta imkânsızdır.

İnsanın vicdanında din duygusu, kalbinde Allah korkusu ve sevgisi, aklında ahret duygusu hâkim olmazsa toplumda ahlak ve faziletten bahsedilemez. İnsanlar menfaatlerini takip eden hayvanlara benzerler.

Dinlerin Tasnifi:
Dinler “Hak Din” “Muharref dinler” ve “Batıl dinler” olmak üzere üçe ayrılır. Hak din Allah tarafından gelen ve asla değişmeyen ve nazil olduğu gibi kalan dindir. Bu Kur’ân ve Sünnet kaynağından gelen İslamiyettir. Yüce Allah “Bu Kur’ânı biz indirdik, biz koruyacağız” buyurduğu için insanların değiştirme imkânı olmamıştır.

Muharref dinler ise semavi bir kitaba ve bu kitabı insanlara ders veren bir peygambere dayanan, ama sonradan insanların çeşitli sebep ve amaçlarla değiştirilmesi sonucu haktan ayrılan ve istikametten sapan ve insanların inançlarını bozan dinlerdir. Bunlar Yahudilik ve Hıristiyanlıktır.

Batıl dinler ise hak dinlerin insanlar tarafından değiştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Veya hak dine karşı çıkarılan beşerî düşünce ve felsefî ekollerdir. Batılı felsefeciler ve din üzerinde araştırma yapanlara göre din ve Allah kavramı, sosyoloji, coğrafya ve tarih açılarından ele alınmış ve bir tek Allah'a inananlar, iki tanrıya inananlar, çok tanrılı dinler ve tanrı konusunda açık ve net olmayanlar olmak üzere çeşitli kısımlara ayırmışlardır. Bir Allah'a inananlar Müslümanlar, ikili ilaha inanlar Mecusiler, teslise inananlar Hıristiyanlar, çoklu tanrılara inananlar da eski Yunan, Roma ve Mısır dinleridir. Tanrıdan bahsetmeyenler de Budizm ve Şintoizm gibi inançlardır.

İslam bilginleri dini “Hak din ve Bâtıl dinler” olarak ikiye ayırırlar. Hak din İslamiyet, bunun dışında kalan dinler ise batıldır. Ancak İlâhî kitaba inanan Yahudi ve Hıristiyanlar her ne kadar bu kitapları değiştirmiş ve tahrif etmişlerse de bunlara “Ehl-i Kitap” olarak nitelendirilirler. Dinlerine de “Muharref dinler” denir. Yahudi ve Hıristiyanların Allah asına kestikleri için kestikleri yenir, ehl-i kitap oldukları için de kadınları ile Müslüman da olmasalar evlenilir.

Dinlerin tasnifinde hak din ve batıl din kavramı Kur’ân-ı Kerimde vardır. Kur’ân-ı Kerim hak dinlerin dışındaki inançlara da din demekle beraber (Kâfirun, 109:6) “Allah katında makbul din İslam’dır” (Âl-i İmran, 3:19) buyurarak İslam dininin Allah'ın dini olduğunu belirtmiştir.  “İslam’dan başka bir dinin makbul olmadığını” (Âl-i İmran, 3:85) da ayrıca belirtir. Doğru dinin tevhidi esas alan Hanif ve İslam dini olduğunu belirtir. (Rum, 30:30) Peygamberleri “Hak din üzere gönderdiğini” belirtir. (Tevbe, 9:33; Fetih, 48:28; Saf, 61:9)

Bütün peygamberler Allah tarafından görevlendirilerek insanlara Hak dini, yani İslam dinini tebliğ etmişlerdir. Bu din insanlar tarafından tahrif edildikten sonra batıl hâle gelmiş ve isimleri de Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi değişmiştir. Ne Hz. Musa (as) ne de Hz. İsa (as) bu tabirleri kullanmış değillerdir. Yüce Allah dini insanları imtihan için gönderdiğinden dolayı insanlar hak olan prensipleri ve ibadetleri hevalarına göre değiştirince yüce Allah yeni bir peygamber ile dini asliyetine döndermiş ve yeninde “Tevhide” yani Allah'ın birliğine inanmaya çağırmıştır. Son olarak Hz. Muhammed’i göndermiş ve Kur’ân-ı Kerimin nazil olup bitmesi ile “Bu gün dininizi tamamladım. Üzerinizdeki nimetimi de tamamlamış oldum. Sizin için İslam dinini seçtim” (Mâide, 5:3) buyurmuştur. Peygamberimiz için de “Seni son peygamber olarak gönderdim” (Ahzab, 33:40) buyurarak daha peygamber göndermeyeceğini beyan etmiştir. 

Kitabın tahrif edilmesi ile din de bozulduğu için yüce Allah son kitap olan Kur’ân-ı Kerimin kıyamete kadar bozulmadan ve değiştirilmeden koruyacağını da vaat etmiştir. Böylece Kur’ân-ı Kerim kıyamete kadar bozulmaktan mahfuz tutulmuştur. Çünkü Allah bunu vaat etmiştir. Diğer kitaplar için Allah'ın böyle bir vaadi yoktur. Bunun için hiç kimse Kur’ân-ı Kerimi değiştiremez. Bu sebepledir ki İncil’in faklı nüshaları varken Kur’ân-ı kerim bütün dünyada bir tanedir ve hiçbirinde bir farlılık söz konusu değildir.  Yüce Allah'ın Kur’ân-ı Kerimi koruyacağına ait vaadi şöyledir: “Şüphesiz bu Kur’ânı biz inzal ettik, onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr, 15:9) Yüce Allah bu vaadini hafızlarla ve âlimlerle gerçekleştirmiştir.


Etiketler:  Din Din nedir Tevhit Şeriat İslam İslam Dini Hanif Dini Muharref Dinler Hak Din Bâtıl Din Peygamberler Kur'an Ubudiyet İman Salih Amel


 
< Önceki   Sonraki >
DIN
SALIH AMEL
ŞERIAT
İMAN
İSLAM
PEYGAMBERLER
TEVHIT
KUR'AN
DIN NEDIR
HANIF DINI
BâTıL DIN
HAK DIN
İSLAM DINI
UBUDIYET