Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Dinde Zorlama Yoktur. PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 07 Mart 2011

M. Ali KAYA
Allah insanı “eşref-i mahlûkat” olarak yaratmış ve varlıkları onun emrine vermiştir. Mükerrem olan insanın geliştirmesi gerektiği kabiliyetlerini heba etmemesi için ona peygamber ve kitaplarını göndermiş o insan için cennet ve cehennemini yaratmıştır.
Allah’ın insandan istediği en değerli ibadet “Hak ve adaleti” ayakta tutmasıdır. Hak ve hukuka riayet adaleti ikame etmek içindir. Zira adalet “hak sahibine hakkını vermek ve haksızı cezalandırmaktır.” Bu da mükâfat ve mücazat şeklinde olur. Mükâfat da mücâzât da adaletin gereğidir. Allah’ın hiç istemediği şey zulüm ve haksızlıktır. Zulmetmek de zuşme boyun eğmek de Allah’ın hoşuna gitmez. (Bakara, 2:279) Peygamberimiz (sav) “Ne zulmedin ve ne de zulme razı olun. Allahım! Zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım” buyurur. (Tirmizi, Sünen, Daavât, 34)

İnsanın hak ve adaleti sağlaması için hür olması ve hürriyet içinde iradesini kullanması gerekir. Hürriyet olmazsa ne mükâfatı hak edebilir ve ne de cezayı hak eder. Hürriyet ise zorlamanın olmaması demektir. Bu nedenle yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 2:256) buyurur. İnsan iradesine seçme hürriyeti verir ve “Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin” (Kehf, 18:29) ferman eder.

Peygamberimize hitaben yüce Allah insanları dine zorlamamasını, sadece Allah’ın varlığını, birliğini, ilmini, iradesini, kudretini, nimetlerini, cezasını ve mükâfatını anlatmasını ve insanları hür bırakmasını emretmiştir. İnsanların kalbine iman ve hidayet vermek Allah’a aittir. Allah dilediğini doğru yola iletir. (Bakara, 2:272) Öyle ise inanmaları için insanları zorlama. (Yunus, 10:99)

İnsan mükerrem olduğu için zorlamaya ve emr-i vakilere tepki verir. Ancak kendisine değer verildiği zaman değer verene değer verir ve onu dinler. Bu nedenle kim olursa oldun insanlara değer vermek ve değerli bilmek gerekir. Allah’ın emirleri zorlamayla ve emr-i vakilerle değil, insanın hür iradesine dayanır. “Allah dileseydi tüm insanlar ister istemez inanmak zorunda kalırdı. Bütün insanları tek bir ümmet yapar ve aralarında hiçbir ihtilaf olmazdı." (Hûd, 11:119)

“Dinde zorlama yoktur”  zira “Din bir imtihandır. Akla kapı açar, ihtiyarı elden almaz” İhtiyar ve iradeyi ortadan kaldırırsa bu durumda imtihan olmaz. Kişi inandığı için mükâfatı, inanmadığı için cezayı hak etmez. Ancak yüce Allah kâfirler ve müşrikler dini ortadan kaldırmak ve Müslümanların canlarına, mallarına, namuslarına, dinlerine ve akıllarına kastederek zulüm ve tecavüzde bulunur, söz dinlemezler ve savaşırlarsa onlarla anlayacakları şekilde savaşmayı da emretmiştir. “Haksızlığa uğratılarak sizinle savaşanlarla sizin de savaşmanıza izin verilmiştir” (Hac, 22:39) “Sizinle savaşanlarla siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez” (Bakara, 2:190) buyurur. Bu şekilde tecavüz eden müşrik ve kafirlerle Müslüman olana (Bakara, 2:193) veya cizye verene kadar savaşmak (Tevbe, 9:29) emredilmiştir.

Bu ayet-i kerime zorlamanın dinin gereği olarak değil, hukukun gereği bir zorlama olarak emredilmiştir. Zorlama iman ve ibadet etmeleri için değil, zulmü, haksızlığı ve tecavüzü önlemek içindir. Hukuk haksızlardan zorla hakkını alır ve ceza vererek zulmü önlemeye ve adaleti sağlamaya çalışır. Savaş hukuku da zorla savaş açanlara savaşmayı gerektirir. Mütecavizler şayet cizye vermeyi kabul ederlerse daha onlar dine girmeye ve iman etmeye zorlanmaz. Ancak dini tebliğ ve cihad görevi devam eder. Çünkü yüce Allah “Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et” (Tevbe, 9:73) buyurur.

Savaş dışında adam öldürmek yasaklanmıştır. Savaşta da savaşmayanların öldürülmesi yasaklanmıştır. Kadınlar, çocuklar, savaşmayanlar ve silahını bırakıp aman dileyenlerin öldürülmesi de yasaktır. (Ebu Davud, Sünen, Cihad, 121)

Bu ayet ve hadisler bize dine girmek ve iman etmek için insanların zorlanamayacağını ve savaşın küffarın küfründen dolayı değil, zulüm ve tecavüzünden dolayı olduğunu açıkça göstermektedir.

İbadet için dinde zorlama var mıdır?

Bir kısım İslam bilginleri iman için zorlama yoktur, ancak ibadet için zorlama gerektiğini belirtirler. Bu konuda peygamberimizin (sav) “Çocuklarınıza yedi yaşına gelince namazı emredin. On yaşına geldikleri halde kılmazlarsa hafifçe dövün” (Tirmizi, Hadis No: 407; Ebu Davud, Hadis No: 495) hadisini ve Hz. Ebubekir’in (ra) “Zekât vermeyenler bir oğlağı dahi esirgerlerse onlara savaş açarım” sözünü delil gösterirler.

Dinde zorlama insanları nifaka götürdüğü gibi, ibadette de zorlama insanları riyaya götürür ki her ikisi de büyük günahtır. İnsanları nifaka ve riyaya zorlamak ise zulümdür. Dolayısıyla zorlama yoktur, ancak ikna ve teşvik vardır ki peygamberimiz (sav) ibadetlerin mükâfatını ve Allah rızasını kazandıracağını, ibadetten kaçmanın da kişiyi nifaka ve küfre götüreceğini ve Allah’ın öfkesini çekerek cehenneme insanı götüreceğini söyleyerek inananları ibadete teşvik etmiştir.  Bu hususta yüzlerce hadis vardır. Bunlara “Terğib ve Terhib” denmektedir. Nitekim İmam Münzirî (ra) peygamberimizin (sav) bu konudaki hadislerini toplayarak “Terğib ve Terhib” isimli eserini telif etmiştir.

Peygamberimizin (sav) “On yaşında namaz kılmayan çocuğu hafifçe dövmeyi tavsiye etmesi” babanın ve öğretmenin terbiyeye ve eğitime ait görevinden dolayı bir metot olarak tavsiyesidir. Zira çocukları hayra ve iyiye yönlendirmek ya hevesatını okşamakla veya zararlardan sakındırmak için korkutmakla yapılır. Herkese anladığı dilden konuşmak eğitimin önemli metotlarındandır. Peygamberimizin (sav) bu tavsiyesine eğitim açısından bakmak gerekir. Hz. Ebubekir’in (ra) yaklaşımı ise “devlet otoritesini temsil ve devlete itaati sağlamak açısından ve maslahata binaen söylenen bir sözdür. 

Kişi namazı kasten terk etse de namazın Allah’ın emri olduğuna inanması ve Allah’ın emri olarak kabul etmesi onun inancına delalet eder, küfre girmiş olmaz ve bu nedenle öldürülmeyi hak etmez. Ancak Ahmet b. Hambel (ra) yüce Allah’ın “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, yakalayın ve hapsedin. Şayet onlar tövbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse siz de onları bırakın” (Tevbe, 9:5) ayeti ve peygamberimizin (sav) “Kişi ile şirk arasında namazı terk vardır” (Müslim, İman, 297) “Kim namazı terk ederse kâfir olmuştur.” (Tirmizi, İman, 9) hadislerine dayanarak namazı kasten terk edenin küfrüne ve mürted olduğuna hükmetmiş, mürted hükümleri uygulanır ve katli gerekir” demiştir.

Ancak imam-ı Şafii (ra) kendisi ile görüştüğü zaman sormuş “Ahmet, sen namaz kılmayan kâfir olur mu diyorsun?” “Evet” diyince “Peki adam kâfir olursa yeniden nasıl Müslüman olur?” “Lâ ilâhe illallah Muhammed Resulullah diyerek” “Ama adam namaz kılmamakla beraber bu sözü bırakmış değil ki, zaten bunu söylüyor ve tekrar ediyor.” “Öyle ise namaz kılarak Müslüman olur.” “Kâfirin namazı geçerli olmaz ki namaz kılmakla Müslüman olsun” diyince Ahmed b. Hambel (ra) verecek cevap bulamaz. (Tacüddin Es-Sübkî, Tabakâtü’ş-Şafii, 1:220)

Hal böyle olunca yüce Allah’ın “Kâfirleri ve müşrikleri nerede bulursanız öldürün” hükmü fiilen savaş durumu halinde demektir. Ortada savaş durumu yoksa ve cizye veriyorlarsa veya barış ortamı varsa bu durumda öldürmek caiz olmaz. Kişi namaz kılmamakla küfre değil, günaha girdiği ve namazı Allah’ın hükmü ve emri olduğunu inkâr etmediği için de mürted olmaz ve öldürülmeyi hak etmez. Zekât da namaz gibidir. Zekâtın ayrıca bir şartı daha vardır ki zekât verilecek kadar malı olan kimse üzerinden bir sene geçmeden vermezse günahkâr da olmaz. Bu nedenle İslam bilginleri “namazı inkâr etmek suretiyle terk eden küfre girer” hadisinin tehdidine girenler ise münafıklardır. Zira münafıklar zaten iman etmiş değillerdir. Namazları ise onların imansızlıklarını örten bir perdedir. Namazı da kılmadıkları zaman küfürleri açığa çıkmış olacaktır. Namaz kılmayan mü’minler ise büyük günaha girmiş olurlar. Mü’minlerin büyük günahkârlarına ise Allah’ın affı vardır. Nitekim yüce Allah “Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışında dilediği günahı affeder” (Nisa, 4:116) buyurur.

Namaz kılmak hususunda ise peygamberimiz (sav) “Allah beş vakit namazı farz kılmıştır. Kim namazı hafife almadan şartlarına riayet ederek beş vaktini kılmaya devam ederse kendisini affedip cennete sokacağına dair Allah’tan söz almış olur. Her kim de namazını kılmazsa Allah’ın ona dair bir sözü yoktur. Dilerse affeder, dilerse azap eder” (Ebu Davud, Salat, 9; İbn-i Mâce, İkamet-i Salat, 194) buyurarak namazı önemini anlatmıştır. Bu hadis Allah’ın kendisini affedip cennetine girmek isteyen kimselerin kesinlikle namaz kılmaları gerektiğini ifade etmektedir.

Peygamberimiz (sav) ayrıca “Kulun kıyamette ilk hesaba çekileceği amel namazdır. Şayet farzlarında noksanlığı olan varsa Allah onu nafilelerinden tamamlayacaktır” (Ebu Davud, Salât, 149) buyurur. Bu hadis-i şerif yüce Allah’ın farz kıldığı namazı mutlaka tamam olarak isteyeceğini ifade etmektedir ki bundan kazaya kalan namazların da sonradan kaza edilerek tamamlanması gerektiğini anlatmaktadır.

Dolayısıyla İmam-ı Şafi (ra) “Müslüman olanlardan namaz kılmayanlara niçin namaz kılmadığı sorulur tembelliğinden veya unuttuğunda kılmayana kılmasını tavsiye ederiz. Yok hastalığından dolayı kılmıyorsa kılabildiği şekilde kılmasını tavsiye ederiz. Zira namaz kişinin eylemleri ile gerçekleşen bir ibadettir. Başkasının eylemi ile gerçekleşmez. Şayet kasten kılmazsa o zaman seni öldürürüz diye tehdit edilir” demektedir. (Şafii, El-Ümm, 2:225)

Zekât gerçi namaz ile beraber zikredilen mali bir ibadettir. Ancak namaz zekâta kıyas edilmez. Zira namaz bedeni bir ibadettir, zekât ise mali bir ibadettir. Namaz günde beş defa farzdır. Zekât zengin olana senede bir defa farzdır. Namaz bireyseldir, zekât ise toplumsal bir ibadettir. Dolayısıyla devleti de ilgilendirir. Bu nedenle devlet başkanı zekât memurları ile zekâtı alır. Zekât vermemek ibadeti terk etmek yanında devlet otoritesini tanımama ve karşı çıkma vardır. Zekât vermemek devlete isyan sayılır ve bu nedenle onunla savaşmak Hz. Ebubekir’in (ra) içtihadı ile meşru olmuştur. Böylece toplumun hakkı olan zekât zorla alınır. Bu konu hukukî bir boyut kazanmıştır. Buradaki zorlama da dini olmaktan çok hukukidir. Zira zekâtta fakirin hakkı olduğu için bu hakkı ondan esirgemek hukuki bir ihlal olup zorlamayı gerektirir.

Namaz ise zekâttan daha önemli olmakla beraber namazda kul hakkı yoktur. Kul hakkını vermeyenden almak ise devletin görevidir ve devletin varlık sebebi budur. Devlet hakkı vermeyeni hapseder ve hakkını hukuk yoluyla ve zorla alır. Buradan adalet ortaya çıkar. Devletin görevi de adaleti gerçekleştirmektir. Dolayısıyla zekât vermemek devlete isyan sayılır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde savaşla ilgili ayetleri “Kıtal” ve “Mukatele” kelimeleri ile ifade eder ki bu da “mufaale” babından karşılıklı olarak savaşmak demektir. Hal böyle olunca savaş açamayanla savaşmak meşru olmaz. Dolayısıyla savaşın iki tarafın etkinliği ile meydana gelmesi şarttır. Taraflardan biri savaş ilan eder, diğeri barış isterse savaşmak meşru olmaz. Karşılıklı barış şartları görüşülür ve bu durumda şartlar geçerli olur. Buradan da zekât vermeyenlerin savaşmadıkları takdirde öldürülmelerinin meşru olmayacağı hükmü çıkar. Zira devlet tehdit eder ve sizinle savaşırım der ve teba da korkusundan devletin isteğine boyun eğer. Zaten amaç da budur. (İbn-i Dakîk el-Îd, Şerhu Umdetu’l-Ahkâm, 4:86; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bâri, 1:76)

Peygamberimiz (sav) “Kısas, recm, riddet dışında hiçbir şekilde bir müslümanın kanı helal olmaz” (Buhari, İman,17; Müslim, İman, 36) buyurmuştur. Bu hadise göre Müslüman namaz kılmamakla ve zekât vermemekle ölümü hak etmiş olmamaktadır. Sonuç olarak ibadet konusunda da zorlama yoktur, ancak terğib ve terhib vardır. İbadette esas olan hür ve akıl sahibi olmaktır. Kişi iradesi ile değil de zorlamakla ibadet etse bu ibadetteki ihlasa aykırı olduğu için ibadeti makbul olmaz, Allah korkusu ile değil de kul ve devlet korku ile ibadet etse bu durumda ibadete riya karıştırmış olur. Riya ise ibadeti günaha çevirir.


Etiketler:  Din Dinde Zorlama Yoktur İbadet Hukuk Din bir imtihandır İbadet için zorlama Namaz Zekat
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
DIN
NAMAZ
İBADET
ZEKAT