Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
EDİLLE-İ ŞERİYE-İ ASLİYE : KURAN PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 17 Ağustos 2009

M. Ali KAYA
Edille-i Şer’iye-i asliye “Kitap, Sünnet, İcma-Ümmet ve Kıyas-ı Fukaha” olmak üzere dörttür. İlk ikisi şariin aslî kaynağıdır. Son ikisi de bu ilk iki delilden nemalanır ve bu ikisinde bulunan hükümlerin açıklaması ve uygulamaya/pratiğe yönelik ahkâmın istinbatının kaynağıdır. Kur’an ve sünnette bulunmayan bir nass dini bir hüküm sayılmaz. “Namazı dosdoğru kılın” (Bakara, 2:43) emri Kur’an-ı Kerimde bulunduğu için “farz” bir hüküm olmaktadır. Dolayısıyla kat’i ve zanni bir yol ile kendisinden şer’î bir hüküm istinbat edildiği için kitap kat’î delil olmaktadır. İslam bilginlerinin ve müçtehitlerinin ittifak ve icma ile kabul ettikleri temel deliller “Kitap, sünnet, icma ve kıyas”tır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey İman edenler! Allah'a itaat edin, resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Herhangi bir konuda ihtilafa düşerseniz onu Allah'a ve rasülüne havale edin” (Nisa, 4:59) buyrulur. Burada anlatılmak istenen cumhur-u ulema göre “Kitap ve Sünnettir.” Allah'a itaat Kur’ana, peygambere itaat ise peygaberin sünnetine uymaktır. Münazaali davalarda Allah'a ve resulüne havale etmek kıyasa başvurmak manasını ifade etmektedir. Hulefa-i Raşidin ve onların atadığı sahabi kadılar ve valiler hep “Kitap ve Sünnete başvurma yolunu takip etmişler. Orada bulunmadığı meseleleri içtihat etmek için de keyfi değil, metotlu bir şekilde yapılan “İstişare” ve önemli meselelerde ulemanın toplandığı “Şura”lara havale ediyorlardı.

I. KİTAP: (KUR’ÂN-I KERİM)

A-Tarifi ve Özellikleri:
Lügatte “mektup ve mesaj, kıraat ve okuma” anlamına gelen kitap, fıkıhta “içinde babların ve fasılların bulunduğu bahsin tamamı” anlamına gelir. Bu sebeple iki kapak arasındaki bölümlere “Kitabu’l Büyû” “Kitabu’s-Salât” gibi isimler verilmiştir.
 
Usul-i fıkıhta kitap denince “Kur’ân-ı Kerim” anlaşılır. Bu manada “Kitap, peygamberimize inzal edilmiş, Mushaflarda yazılı olan ve tevatüren nakledilerek bize kadar gelen, vahy-i metluv olup okunması ile ibadet edilen beşerin benzerini yapmak ve yazmaktan aciz olduğu Kur’ân-ı mu’cizu’l-beyandır.”

Vahy-i Metluvdür. Yani hem lafızları, hem de manası Allah katından peygamberimizin (sav) kalb-i mübarekine vahyolunmuştur. Okunması ile ibadet edilir. Farz olan ibadetler ancak bu vahyin okunması ile kabul edilir. Namazda farz olan “kıraat” manasını değil, Lafz-ı Kurâ’n-ı Kerimi okumaktır. Kur’ân-ı kerimin nazmı da mucize olduğu için tercümesi ve tefsiri ile ibadet caiz olmaz. Manası onun yerine kaim olmaz. Kur’ân hem lafız hem de mana yönünden mucizedir. Kur’ânda peygamberin hiçbir dahli yoktur. Sadece mübelliğdir ve ahkâmının tatbikçisi ve müfessiridir. Kur’ân ile ilgili bilgiler ilm-i kelamın konusu olduğu için detayları ona havale ile yalnız fıkhın ilgi alanına giren ahkâmda delil olma yönüne bakacağız.

Kurân-ı Kerim Cibril-i Emin vasıtasıyla peygamberimize (sav) 22 yıl 2 ay 22 gün içinde nazil olmuş ve tamamlanmıştır. “İlâhi ve Kutsî Hadisler” peygamberimize yüce Allah'ın konuşmalarıdır ama bu asla “kitap” yerine geçmez ve ahkâma merci olması bakımından asla benzemez.  Peygamberimiz (sav) bu hadisleri Allah’tan nasihat olarak almıştır. Yine daha önce nazil olan ayetler “kitap” ıstılahı dışında kalır ve tahrif edilmelerinden asla ahkâm merci olamazlar.

Kur’ân taraf-ı ilâhiden inzal edildiği için ahkâmı kıyamete kadar bakidir. Zamanın değişmesi ve gelişmesi bu hükmü değiştiremez. İslam müçtehitlerinin görevi “Ahkâm-ı iLâhinin uygulanabilirliğini göstermek ve uygulama kolaylığı sağlamaktır. Uygulamayı ortadan kaldırmak değilidir. Uygulamayı kaldıran hüküm fasittir ve geçersizdir; bu hükmü veren kimse de cahildir; ne âlimdir ve ne de müçtehittir. Uygulamayı kaldırma hükmü vermek hükmü vereni bu görevden azletmek anlamını taşır, içtihada ehil ve layık olmadığını gösterir.

Kur’ân-ı Kerim peygamberimizden (sav) günümüze kadar “tevatüren” gelmiştir. Bütün sureler ve ayetler peygamberimiz (sav) tarafından ezberlenmiş ve sahabelerine de ezberletmiştir. Her ramazan okuduğumuz tertib üzere Cebrail’e (as) ve sahabeye arzedilmiştir. Hatta son Ramazan’da “arz-ı âher” olduğu için iki defa baştan nihayete kadar “mukabele” şeklinde arzedilmiştir. Mukabele geleneği bu sünnetin ihyasıdır.

Peygamberimizin (sav) vefatı ile Hz. Ebubekir (ra) bütün Kur’ânı “Şura” kararı ile ve “Şura” takibinde “Mushafa” toplamıştır. Mushaf, iki kapak arası demektir. Hz. Osman (ra) zamanında “Kureyş Lehçesi” esas alınarak çoğaltılmış ve yedi büyük İslam beldesine gönderilmiştir. İmam-ı Şafii (ra) iki kapak arasında bulunan her şeyin Kur’ân olduğunu ve bunun için Besmele’nin bir defa Neml Suresinde 113 defa da surelerin başında ayrı ayrı nazil olduğunu, “Berae Suresinde” nazil olmadığı için yazılmadığını ifade eder ve namazda bilhassa Fatiha ile beraber okunmasının farz olduğuna hükmeder. Hanefilerde ise bu sünnettir. Yani paygamberimiz (sav) okuduğu ve okumasını emrettiği için sünnettir derler.

Bediüzzaman Said Nursi’nin izah ve ispat ettiği gibi “Kur’ân-ı Kerim yedi cihetle harika ve kırk vecihle mucizedir.” İ’cazı da lafzı gibi kıyamete kadar bakidir. İnsanların bütün zamanlarda bütün ihtiyaçlarına kafi ve vafidir. Bütün şeriatların ruhunu ve hakikatini kendisinde toplamış olduğu için bütün kitapları ve hükümleri neshetmiştir.

Kur’ân-ı Kerim “Hüccettir”, yani her konuda delildir. Bütün hükümleri ondan çıkarmak mümkündür. Doğrudan doğruya hüküm çıkarıla ahkâm ayetlerinin sayısı 330 adettir. Dolayısıyla hüküm çıkarılabilien ayetleri de buna ilave ettiğimiz zaman 500’e kadar çıkar ki bunlara “Ahkâmm Ayetleri” denir. Ahkâm ayetlerinin adedi üzerinde ihtilafların sebebi de budur. Doğrudan hüküm çıkarılabilen ayetleri sınıflandıracak olursak; ibadete ait 140, Aile hukuna ait 70, Muamelâta ait 30 ve Muhakeme Usulüne ait 20 ayet vardır. Mecmuu 250 ayet yapar. 

B-Kur’ânın Hüccet Olması:
Kur’ânın hüccet olması Allah'ın kelamı ve iradesi olmasındandır. Yüce Allah “teşriî iradesini” Kur’ân ile insanlara bildirmiştir. “Mushaf” içinde bulunan her şey Allah'ın kelamıdır ve katından inzal edilmiştir. Allah katından geldiğinin delili ise “mu’cize” olması ve üzerinde “İ’câz” sikkesinin bulunmasıdır. Bu husus Bediüzzaman Said Nursi’nin “İşaratu’l-İ’câz” isimli tefsiri ve “Mu’cizat-ı Kur’âniye” Risalesinde ispat edilmiştir. Merak edip öğrenmek isteyenler mezkür eserlere bakabilirler.

Kur’ân-ı Kerimin hüccet oluşuna delil onun bütün insanlığa bütün zamanlarda meydan okuması ve insanlığın da onun benzerini getirmektan aciz olmalarıdır. Yüce Allah “Kur’ânın benzerini ortaya koymak için cin ve insanlar bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, benzerini asla getiremezler.” (İsra, 17:88) “Doğru söylüyorsanız Allah katından bir kitap getirin de görelim, bu takdirde biz ona uyarız.” (Kasas, 28:49) “Haydi bütün Kur’ân kadar olmasın benzerinden on sure getirin.” (Hud, 11:13) Bunu da yapamazsınız haydi bu da çoktur. “Şayet kulumuza inzal ettiğimiz kur’ânın Allah katından olduğunda şüpheniz varsa haydi onun benzeri küçük bir sure getiriniz. Bunun için Allah’tan başka size yardım edecek bütün yardımcılarınızı da çağırınız” (Bakara, 2:23) buyurarak bütün insanlığa meydan okumuştur.

Kur’ân-ı Kerimin i’câzı yedi menâbi-i külliyeden tecelli eder:
Birincisi: Lafzın fesahatinden, lisnın selasetinden, nazmın cezaletinden, mânâ belâgatinden, mefhumların bedaetinden, mazmunların beraetinden, üslupların garabetinden tevellüt eden bârika-i beyanı vardır.

İkincisi: Umur-u kevniyede gaybî olan esasat, ilâhî hakâik ve gaybî olan esrardan ortaya çıkan mucizevî haberlerdir. Mislini insanların bilmesi ve getirmesi elbette mümkün değildir.

Üçüncüsü: Lafzında, mânâsında, ahkâmda, ilimde ve makasıdda ölçülü ve dengeli olması da Kur’ânın bir mucizesidir. Bütün insanlığın bütün meslek ve meşreplerine göre alacakları dersleri beraber vermiştir. Arapça dilini en mükemmel şekilde kullanmış ve 23 senede nazil olduğu halde asla içinde çelişki yoktur. Amaçlarda ve hedeflerde asla şaşma ve yanılma yoktur. Hükümleri her zaman geçerli ve insan için gereklidir. Daha mükemmeli yoktur. Bütün ulum-u evvelîn ve âhirîni camidir.

Dördüncüsü: Her asrın anlayışına hitap etmesi de onun bir başka mucizesidir. Zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşmekte ve manası daha iyi anlaşılmaktadır.

Beşincisi: Geçmişte gelen haberlerin doğrularını tasdik ve yanlışlarını tashih etmesi, geleceğe dair doğru haberler vermesi ve ahrete ait ihbarlarda bulunmasıdır.

Altıncısı: İslamiyet gibi mükemmel bir dini “İtikat, İbadet ve Ahlak” prensipleri ile beraber ortaya koymasıdır ki misli yoktur ve daha mükemmeli olamaz.

Yedincisi: Şu altı membadan ortaya çıkan mükemmel bir din ve inanç sistemidir. Binlerce ilim adamları milyonlarca kitap yazdıkları halde hiçbirisi ona benzemez ve pek çoğu onu kendisine kaynak olarak kabul eder. Sözünün ve fikrinin doğruluğuna Kur’ânı delil ve hüccet göstermesidir. (Sözler, Lemaat, 2005, s.1193-1198)

Hem kur’ânın okunuşunda, yazılışında ve ezberlenmesinde mükemmel bir uslup bulunması ve kolay ezberlenmesi, akıllara ve ruhlara şifa olması da ayrı bir özelliği ve mucizesidir.

Yüce Allah bizlere Kur’ân lisanı ile “Hepiniz Allah'ın ipine sarılın” (Âl-i İmran, 3:103) “Bu Kur’ân insanları en doğru yola ve hidayete götürür” (İsra, 17:9) “Allah’tan korkanlara hidayet rehberidir” (Âl-i İmran, 3:138; Bakara, 2:3) ayetleri ve “Allah'ın sözünün diğer sözlere üstünlüğü Allah'ın mahlukata üstünlüğü gibidir” (Tirmizi, Fezailu’l-Kur’ân, 25) “Helal, Allah'ın helal kıldığı, haram da Allah'ın yasakladığı şeydir” (Tirmizi, Libas, 6) “Size kendisine değer verdiğiniz zaman sapmayacağınız bir şey bırakıyorum. O da Allah'ın kitabıdır” (İbn-i Mâce, Menâsik, 84; Malik, Muvatta, Kader, 3; Ebu Davud, Menâsik, 56) hadisleri ile sabittir.

C-Kur’ân Hükümlerinin Tasnifi:
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Biz bu Kur’ânı size beyan için inzal buyurduk” (Nahl, 17:89) ve “Biz bu kitapta hiçbir şeyi ihmal etmedik” (En’âm, 6:38) ayetleri ile sabittir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Amel-i Salihi” teşvik ve emretmiş, farz ve vacip hükümlerine karşı çıkılmasını yasaklamıştır. Bu hükümleri bazen “yazıldı, emr kılındı” (Bakara, 2:183, 178) ifadeleri ile farz kılmış ve bazen de “nehiy sıygası ile” (En’âm, 6:151) yasaklamıştır.

Kur’ân-ı Kerimin hükümlere delaleti kat’îdir. Ancak ihtiva ettiği hükümleri bazen kat’î, bazen de zannîdir. Şayet ayetin anlamı sadece bir manayı, bir hükmü ifade ediyorsa o zaman delaleti kat’îdir denir. Ayet birden fazla manaya ve hükme delalet ediyorsa o zaman delaleti zannî olur. Meselâ, miras ayetinde geçen nısf/yarı ve sülüs/üçte biri gibi ifadelerin delaleti kat’îdir, bir başka anlamı ve hükmü çağrıştırmaz. Ancak Kevser Suresinde geçen “Fesalli” yani “Namaz kıl” ayeti hangi namazı kılmayı emrettiği konusunda net olmadığı ve acaba “bayram namazı mı” yoksa “vakit namazı mı” hükmedilemediği için delaleti zannidir ve bundan dolayı “Bayram namazını kılmak farz değil, vaciptir.”

Yine “boşanmış kadınlar üç kur beklerler” (Bakara, 2:228) ayetinde geçen “kuru’” kelimesi hem hayz hem de temizlik süresini ifade etmektedir. Bunun için delaleti zannidir.  Bu cümle ile Hanefi uleması hayzı, Şafiiler ise temizlik müddetini tercih ettikleri için hükümler ayrı ayrı olmuştur.

1. Tafsilî ve İcmâlî Beyanlar:
Kur’ân-ı Kerimin hükümlerinin beyanı iki şekildedir. Birincisi, tafsilî olarak açık, tam ve net olarak beyan ettiği hususlar. Buna “Miras ve Boşanma” ile ilgili hususları örnek verebiliriz. Bu hususlar azdır. İkincisi, icmalî, kısa ve öz beyandır. Bu nevi hükümler “Mücmel” “İşaret ve Delâlet” şeklinde olabilmektedir.

İcmâlî olarak hükümleri beyan etmesinin hikmeti inananları “Sünnete” ve aklını da kullanarak “Kıyas” yolu ile hüküm çıkarmaya ve “içtihada” yönlendirmek istemesindendir. Mesela, “Namaz, Oruç, Hac ve Zekât” mücmel olarak emredilmiş ve tafsilatı “Sünnete” havale edilmiştir.

İmâlî beyanların işaret ve delâlet şeklinde olanı ise “yetimleri büluğ çağına kadar deneyiniz” (Nisa, 4:6) ayeti ile yetim mallarının velayet altında bulunurulmasına delalet etmiştir. (Mecelle, Md. 957, 974) Bu nevi işârî delalete ait hususlar Kur’ân-ı Kerimde çoktur.

2. Genel Prensip Olan Hükümler:
Kur’ân-ı Kerim genel olarak teşrîin genel kaidelerine ve esasların yer vererek özlü bir şekilde açıklamıştır. Misal olarak “Mü’minlerin işleri aralarında şura iledir” (Şura, 42:38) “Allah adaleti emreder.” (Nahl, 16:90) “Hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez.” (En’âm, 6:164) “Akitleri ifa ediniz” (Maide, 5:1) gibi ayetleri verebiliriz.

Birinci ayetten “Şura” prensibi, ikincisinden “Adalet” kuralı, üçüncüsünden “suçun şahsîliği” prensibi, dördüncüsünden de “ahde vefa” gerekliliği prensibi çıkarılmıştır.

3. Genel Hükümlerin Tasnifi:
Kur’ân-ı Kerimin bütününü kapsayan genel hükümlerini ise üç kısma ayırabiliriz.

3.1) İtikadî Hükümler: İmana ait hususlardır ki dinin temelidir. Kur’ân-ı Kerimin üçte ikisini ve hatta daha fazlasını ihtiva eder. Kur’ân-ı Kerim nerede ise 3000 ayet ile Allah'ın birliğinden ve sıfatlarından haber verir ve vahdaniyet delillerini zikreder. 3000 ayeti ile de imanın ikinici rüknü olan “ahretten” bahseder. Zira dinin amacı “Tevhid ve Haşirdir.” Bu iki esasta şüphe ve tereddüt insanın dini hayatını tamamen etkiler. İmanın diğer dört rüknü bu iki iman esasının gereğidir. Bu hususlar tafsilatı ile “İlm-i Kelam ve Tevhidin” konusudur. İnsana gerekli olan en değerli ilim ve lehine aleyhindeki ahkâmın en mühimi bu hususlar olduğu için İmam-ı Azam bu hususa “Fıkh-ı Ekber” demiştir. 

3.2) Amelî/Fıkhî Hükümler: Usul-i fıkhın konusu olan hususlar bunlardır. Bunlar da 330 adet “Ahkâm Âyetlerinin” konusudur. Ameli imandan sonra geldiği için Ahkâm-ı Kur’âniyenin bu kısmına “Füruât” adı verilir. Asıl olan imandır, iman üzere müesses olduğu için bu kısım imana nispetle fürüattır. Ancak “İbadet ve Muamelat” kısmına göre de “Asıl” “Ahkâm Ayetleri ve Mütevatir Hadislerle” belirlenen ibadetler olup bunların dışında kalan hususlar “füruat” olarak kabul edilebilir. Bütün bunlar “Fıkhın” ve “Usûl-i Fıkhın” konularını teşkil eder. Amelî hükümlere ait ahkâm ayetleri “Delâlet-i Zanniye” ile hüküm çıkarılan ayetler ve “Füruât” ile beraber 500 kadardır.

Amelî hükümler de iki ana başlık altında toplanabilir:
Birincisi: İbadetlerdir. Bunlar, “Temizlik, Namaz, Oruç, Zekât, Hac ve Kurban” gibi bölümlere ınkısam eder. İbadetler kişi ile Allah arasındaki münasebetler düzenlenir. Bunların uygulaması “Sünnet” iledir. İbadetlerle ilgili olarak peygamberimiz (sav) “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öyle kılın” (Buhari, Ezan, 18) “Hac ile ilgili ibadetlerinizi benden öğrenin” (Müsned-i Ahmed, 3:318, 366) buyurmuştur. Zekât alımı konusunda peygamberimiz (sav)  valilere yazılı olarak “emirnâme/yönetmenlik” göndermiştir. Burada zekât ile ilgili bütün hususlar vardır. 

İkincisi: İbadetler dışında kalan ve “Muâmelâta” ait olan hükümlerdir ki bunlar da “Hukuk-u Umumiye, (Kamu Hukuku) Hukuk-u Şahsiye, (Aile Hukuku) Hukuk-u Ticariye, Hukuk-u Maliye, Ukubat, (Suçlar ve Cezalar) İdârî Hukuk ve Siyer (Savaş Hukuku) gibi hususları ihtiva eder. Hukuk kişi ile diğer bireyler, devlet ve cemiyet münasebetleri düzenler. İslam fıkhı bu hususu “Muamelât” olarak ele alır.

Kur’ân-ı Kerimde Aile hukuku ile ilgili, yani nikâh, talak, iddet, nafaka, mehir gibi konularda 70 ayet vardır. Borçlar kanunu, alım-satım, rehin, akitler ile ilgili yine 70 ayet bulunmaktadır. İdare hukuku dediğimiz devlet idaresi ile ilgili “Adalet, istişare, yardımlaşma, idareciye itaat, hürriyet ve seçim” gibi hususları muhtevi 20 ayet bulunmaktadır. Ukubat dediğimiz suç ve cezaları muhtevi 30 ayet vardır. Savaş hukuku ile ilgili olarak da 25 ayet vardır. Muhakeme Usulüne ait olarak da 20 ayet bulunmaktadır. 


3.3) Ahlâkî Hükümler: Bu bölüm de ferdî ve ahlâkî hususları ihtiva eder ki “Amel-i Salihin” fazilet yönünü, kişinin de “Zühd ve Takva” tarafını teşkil eder. Peygamberlerin örnek hayatları ve ahlakları ile beraber yüce Allah'ın kullarına olan “Takva” emrinin gereğidir. Yüce Allah yüzlerce ayeti ile “Amel-i Salih” ile beraber “Takva”yı ve peygamberlerin örnek ve “Güzel Ahlakına” uymayı tavsiye etmiştir. Kulun bunlara riayet etmesi “faziletini” ve “şerefini” artırır. Nefsin ıslahı ve ruhun yücelmesi ancak bu suretle olur.


Etiketler:  Kur'an Edille-i Asliye Edille-i Şer'iye Kitap Sünnet İcma Kıyas Vahy Kur'ân-ı Keirmin İ'câzı Ahkâm
 
< Önceki   Sonraki >
SüNNET
KITAP
KUR'AN
İCMA
VAHY
KıYAS
AHKâM
EDILLE-I ŞER'IYE