Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow EDİLLE-İ ŞERİYE-İ ASLİYEDEN İCMA
Advertisement
EDİLLE-İ ŞERİYE-İ ASLİYEDEN İCMA PDF Yazdır E-posta
Cuma, 21 Ağustos 2009
Yazı Index
EDİLLE-İ ŞERİYE-İ ASLİYEDEN İCMA
Sayfa 2

3. İcma’nın Hüccet Olması:
Bir mesele hakkında müçtehitlerin tamamının ittifakı ile meydana gelen matlup bir icma bağlayıcıdır ve ümmetin buna uyması vaciptir, buna muhalefet caiz değildir. Daha sonra gelen ulema herhangi bir asırda onu bozamaz. Çünkü ilk üç asırda meydana gelen böyle bir icma kat’î şekilde dini ve şer’î bir hüküm olmuştur. Kur’ân ve Sünnet gibi kesin uyulması zaruri şeriatın kaynağı olan icma’dan çıkan bir hüküm tamamen bağlayıcıdır.

Ancak icma kendisine müstened olan kat’î bir delile istinat ediyorsa müstakil bir hüccet olmaz, o delili takviye etmiş olur. Şayet müstenet delil-i zanni ise o zaman icma müstakil bir delil olur, başka bir mestenet aramaya gerek kalmaz. Bu da icma’nın müstakil bir teşri kaynağı olduğu anlamına gelmez; zira gerçek teşri kaynağı dinin iki temel rüknü olan “Kitap ve Sünnet”tir.

İcma cumhur-u ulemaya göre kat’î bir hüccettir. İcmaya muhalefet edenin bid’aya düşmesi ve ehl-i dalalete iltihak etmesinden korkulur. Zira icmayı inkar ve tekzib, dinin hükümlerini inkar ve tekzib anlamı taşır. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Kim kendisi için doğru yol belli olduktan sonra peygambere karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan başka bir yola girerse, onu kendi yolunda yalnız bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü yerdir” (Nisa, 4:115) buyrulur. Burada ifade edilen “Mü’minlerin yolu” icmaya işaret ve delalet eder. Mü’minlerin yolu üzerinde ittifak ettikleri hususlardır ki bu da icmadır.

Yine, “Ey iman idenler! Allah'a itaat edin, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin” (Nisa, 4:59) ayetinde “ulu’l-emr”den maksat siyaset dilinde idareciler olsa da fıkıh dilinde içtihat seviyesine gelmiş bulunan müçtehit âlimlerdir. Bu durumda müçtehitlerin ittifak ettikleri hususlarda ümmetin onlara uymaları vacip olmaktadır. Bu da nasslarda zahiren bulunmayan ve ümmetin ihtilafa düştükleri hususlardadır. Bu konuda da yüce Allah “onlar aralarında ihtilafa düştükleri konuları resule ve aralarında yetki sahibi kimselere götürmüş olsalardı onların arasından işin iç yüzünü bilenler onun ne olduğunu size açıklarlardı” (Nisa, 4:83) ayeti ile de sabittir. Elbette işin iç yüzünü bilenler müçtehit âlimlerdir.

Müçtehitlerin ittifak ettikleri husus ümmetin hükmüdür. Ümmetin hatadan masun olduğu ve yanlış yapmayacağı ise peygamberimizin hadisleri ile sabittir. “Ümmetin hatada birleşmez.” “Allah ümmetimi dalalet üzerinde birleştirmez.” “Allah'ın eli cemaatle beraberdir.” “Kim cemaatten bir karış ayrılır da bu şekilde ölürse, câhiliye ölümü ile ölür.” “Şeytan tek kişi ile beraberdir, iki kişiden uzaktır.” “Ümmetimden bir cemaat hak üzerinde hakka yardımcı olmaya devam edecektir. Onlardan ayrılanlar onlara zarar vermez. Sonu deccal ile mücadele eder ve bu kıyamete kadar böyle devam eder” gibi hadisler cemaatin hak ve hakikat üzere devam edeceğini ifade etmektedir. Ümmetin çoğu böyle olduğu gibi, ulemanın çoğu ve çoğunluğu, yani cumhur-u ulema elbette yanlışta birleşmez. Bu nedenle onların ittifak ettiği husus “İcma” sayılır ve icma şeriatta temel bir kuraldır.

Peygamberimizin (sav) “ümmetin hatadan masun olduğu konusundaki rivayetleri mütevatirdir. Bu rivayetler her ne kadar lafzen mütevatir değillerse de “ümmetin hatadan masun olduğuna” ait olan mana mütevatirdir. Buna ise “manen mütevatir” denir. manevi tevatür de delalet ettiği şey hakkında kat’î ilim ifade ettiği için aynen lafzen mütevatir gibidir.

Bütün bunlar bize ümmetin ulemasının asla hata üzere ittifak ederek yanlış bir hüküm vermeyecekleri konusunda yakînî bir kanaat verir. Dolayısıyla onların ittifak ettiği hususlar kesin ilim ifade eder ve ümmet için delil olur. İşte “İcma” budur. Bu bakımdan “icma” ahkâm-ı şer’iyenin aslî delillerinden sayılmıştır. Bu bakımdan şeriatta icma “hüccettir.” İcma’nın hükmü aynen kitap ve sünnet gibidir.
 
Üzerinde icma bulunan bir meselenin Kitap veya Sünnete dayanması gerekir. Müctehidler kendiliklerinden hüküm koyamazlar. Ashâb-ı kirâm, icma ettikleri meselelerde görüşlerini dayandıracak bir nass bir dayanak araştırıyorlardı. Meselâ; Hz. Ebû Bekir'e, halife iken, annenin annesinin annesi (büyük nine) gelip, ölen torunundan miras hakkı istedi. Ebû Bekir (r.a) şöyle dedi: “Allah'ın kitabında senin için bir şey bulamıyorum. Resulullahdan (asv) de bu konuda bir şey duymadım. Şimdi git, senin bu durumunla ilgili olarak arkadaşlarımla görüşeyim veya görüşümü tesbit edeyim.” Öğle namazından sonra Ashâba durumu sordu. Muğîre b. Şu'be (ra) ayağa kalkarak; Resulullah'ın nineye altıda bir hükmettiğini bildirdi. Muğîre'ye başka şahit soruldu. Muhammed b. Mesleme de Hz. Peygamber'den aynı mahiyette hadis duyduğunu söyledi. Bunun üzerine nineye altıda bir miras hakkı üzerinde icma oluştu. (Ebû Dâvud, Feraiz, 5; Tirmizî, Feraiz 10; İbn Mâce, Feraiz, 4; el-Mevsilî, el-İhtiyar, 5: 90)

 Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat “İcma”yı delil ve hüccet olarak kabul ederken Mutezile ve Şia reddetmişlerdir. Hâlbuki fiilen ve kavlen var olan ve sahabeden günümüze umum ümmetçe kabul edilmiş bulunan “icmâ” konusundaki şüphe ve tereddütler hükümsüzdür. Zira sahabe zekât vermeyenlere harb ilan etmiş, Kur’ân-ı Kerimi “Mushaf” halinde toplamış, Hulefa-i Raşidinin hilafetini onaylamış, faizin altı sınıfta cari olacağını ifade etmiş, mehir tespit etmeden yapılan nikâhın sahih olduğuna hükmetmiş, satın alınan buğdayın kabzedilmeden satılması ve halifenin seçimle belirlenmesi gibi pek çok konudan icmâ etmişlerdir.

Günümüzde de uluslar arası konferanslar ve bir konu üzerinde yapılacak olan müzakere ve şuralarla, kongre ve konferanslarla bir konuda ittifak sağlamak ve bunu sağlam bir “icmâ” hükmü haline getirmek mümkün olabilir.
 
4. İcmâ’nın Çeşitleri:
İcmâ tekevvünü, yani oluşması bakımından iki nevidir. Birincisi, sarih icmâ, ikincisi ise sükûtî icmâdır. Sarih icmâ, müçtehitlerin belli bir meselede söz ve fiilî olarak ittifaklarıdır. Ulema ayrı mekânlarda da olsa aynı konuda aynı görüşü ifade etmişlerse o zaman sarih şekilde icmâ vaki olmuştur. Sükûtî icmâ ise, bir konuda müçtehitlerden bir kısmının vermiş olduğu hükmü işiten diğer ulema ve müçtehitlerin fikir beyan etmemekle beraber itiraz etmemeleri ve sukut etmeleridir. Şafii ve Malikilere göre bu ne icmadır ve ne de hüccettir; yine de zanni bir delil olarak kabul edilir. Hanefî ve Hanbelîlere göre bu icmâdır ve kesin hüküm ifade eder; kat’î bir hüccettir.

Sukutî icmayı kabul edenler “her müçtehidin her görüşünün herkesçe sarahaten bilinmesi imkânsızdır. Daha sonra duyulduğu zaman itiraz edilmemesi kabul manasını ifade eder. Fetva ve ahkâmda âlimlerden birinin hükmünü duyanın itiraz etmemesi ve sukûtu fıkıhta örfen kabul manasını ifade eder.

İlmî meselelerde ve bilhassa fıkıh gibi önemli bir ilimde yanlışa itiraz edilir ve bu ilmin izzeti gereğidir. Sükût bu durumda kabul manasını ifade eder. Korku ve çekinme bu sahada cereyan etmez. Bu nedenle “sukut” kabulden sayılır. Sahabenin pek çok konuda sükûtu bu noktadan icmâ sayılır. Bu da ulema beyninde “hüccet” sayılır. 
 
Bediüzzaman Said Nursi’ye Göre İcma:

“Cüzde bulunmayan külde bulunur” “fertte bulunmayan heyette bulunur” kuralına göre Bediüzzaman daima ferdî görüşler ve düşüncelerden çok meşveretin ve çoğunluğun görüşünün öne çıkması gerektiğinin üzerinde durur. Bilhassa görüşlerin çoğaldığı ve bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı günümüzde yalan ve yanlış bilgilerden korunmak ve doğru olanı bulabilmek için “umumî bir emniyet ve cumhur-u nâsın itimadını kazanmak üzere “icmâ-ı millet” hücceti elde edilmesi gerekir. Bu da “yüksek bir heyetin nazar-ı dikkat ve tetkikinden” geçen hususlar olabilir. (İşaratu’l-İ’câz, 2006, s.22) Bu nedenle “icmay-ı ümmeti” oluşturacak şuraların şart olduğunu gösterir.

“Biz ehl-i hâliz, namzet-i istikbâliz. Tasvir-i müddeâ zihnimizi işbâ etmiyor, bürhan isteriz” (Muhakemat, 2006, s.58-59) buyuran Bediüzzaman his ve hevesin taassubu, safsatayı ve tadlil-i gayrı doğurduğunu ve bu üçünün de “nazar-ı şeraitte” merdut olduğunu ifade eder. Şeriatın nazarı hak ve hakikat olduğu için, akıl, hak ve hikmettir. Bunlar da hak ve hakikatten nemalanır. Hak ve hakikat adaletin gereğidir. Bu ise delillere dayanmakla oluşur. Şeriatın delilleri ise “Kitap, Sünnet, İcma ve Kıyas”tır. Bunlara “Edille-i Şer’iye-i Anasır-ı Erbaa-i İslamiye” denir. Bu delillere dayanmayan bir mesele dini olmaz.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu sebeple özet olarak “dine teması olan her şeyin dinden olması lazım değildir. İslamiyetle imtizaç eden her bir maddeyi islamiyetin anasırından olduğunu kabul etmek, unsur-u islamiyetin hasiyetini bilmemek demektir. Zira kitap ve sünnet ve icmâ ve kıyas olan anasır-ı erbaa-i islamiyenin kabul etmediği şey dini sayılmaz” demektedir. (Muhakemât, 116)

Bediüzzaman ayrıca “Tefsirde olan her şey tefsirden olmak lazım gelmez” kuralını ortaya koymuş ve bunu da “İhtisasa hürmet” prensibinden çıkarmıştır. Nitekim, matematikte uzman olan birisi tıp gibi bir başka sanat ve meslekte ami ve tufeylidir. Bediüzzaman “Fakih olmayan velev usul-i fıkıhta müçtehit de olsa, icmâ-i fukahada muteber değildir. Zira o onlara nispeten âmîdir” der. (Muhakemat, 48)

Bediüzzaman İcma’yı “Meşveret ve Şura” prensibi ile beraber mütalaa eder ve birlikte ele alır ve değerlendirir. Mebusana hitaben yazdığı bir makalesinde “Şeriat namına teşekkül eden meclis-i mebusanın icmay-ı ümmetin küçük bir dili” olduğunu belirtir. Tabii seçilmişlerden teşekkül eden bu meclisin “ehl-i teşrih değil, ehl-i tercih ve tatbik-i ahkâm-ı ilcaat-ı zaman” olduklarını ifade ederek buna açıklık getirir. (Eski Said Dönemi Eserleri, 2009, s.36) Tabii ki meclis şeriatın ahkâmını zamanın şartlarına göre tatbik edecek ve uygun olan tercih edecektir. Yeni ahkâm ortaya çıkarmayacaklardır. Uygulamaya yönelik siyasi ve ekonomik kararları alacaktır. Ahkâm ve hukuk tebeddül etmez. Tatbikat ve tercihat meşverete ihtiyaç gösterir. Mebusların vazifesi o ahkâm ve hukuku su-i istimal etmemek ve bazı kadı ve müftülerin hilelerine meydan vermemek için bazı kanunları yapmak ve etrafına sur etmektir.” (Eski Said Dönemi Eserleri, s.224)

Peygamberimizin (sav) “Ümmetin güzel gördüğü Allah katında da güzeldir” (Müsned-i Ahmed, 1:379) hadis-i şerifini icmâ için delil sayan fukaha tüm Müslümanların meydana getirdiği “kamuoyu” ve “vicdan-ı umumiyi” de delil olarak kabul etmişlerdir. Bediüzzaman bu temel prensibi esas alarak “İcma-i ümmet şeriatte bir delil-i yakînidir. Rey-i cumhur şeriatte bir esastır. Meyelân-ı âmme şeriatte muteber ve muhteremdir” (Eski Said Dönemi Eserleri, s.223) buyurur.

Bediüzzaman “Her müstait çendan içtihat edebilir, lâkin içtihadı o vakit düstur-u amel olur ki, bir nevi icmâ veya cumhurun tasdikine iktiran ede. Böyle bir şeyhu’l-islam manen bu sırra mazhar olur. Şeriat-ı Garra’da daima icmâ ve rey-i cumhur, medar-ı fetva olduğu gibi, şimdi de fevzâ-i âra için (dağınık fikirleri birleştirmek için) böyle bir faysala (hüküm koyacak meclis-i meşveret ve şuraya) lüzum-u kat’î vardır” (Eski Said Dönemi Eserleri, 487) diyerek buna ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.

Şeriatın mührünü görecek, yani içtihadın ve düşüncenin dinden kaynaklandığını ve Allah rızasını kastettiğini icmâ ve cumhurdur. Şahsi ve indi düşünceler, taassuptan, hissi hareketten ve başkasının etkisinde kalmaktan kurtulamayan şahsî fikir ve düşünceler ve ferdî içtihatlar kabul edilemez. Bu nedenle Bediüzzaman “İcma ile cumhurdur, sikke-i şer’i görür. Bir fikre davet etmek, zann-ı kabul-i cumhur şart-ı evvel oluyor. Yoksa davet bid’attır, reddedilir” (Eski Said Dönemi Eserleri, s.660) buyurarak icmânın ancak ulemanın ittifakı ile sağlanabileceğini bunun da o asırda bulunan ulemanın meşvereti ile oluşacağını belirtir. Bu zamanda buna ihtiyaç olduğunu ama bütün ulemanın icmaını sağlayacak olan şuralarla gerçekleşebileceğini ve bu durumda karışıklığa son vererek ümmetin itimadını sağlayabileceğini ifade eder.


Etiketler:  İcma Tevatür Kitap Sünnet Kıyas Sahabe Edille-i Şer'iye İmam-ı Şafi Bediüzzaman İcmanın Şartları Müçtehit Meşveret ve Şura


 
< Önceki   Sonraki >
BEDIüZZAMAN
İMAM-ı ŞAFI
SüNNET
KITAP
SAHABE
İCMA
TEVATüR
KıYAS
MüçTEHIT
EDILLE-I ŞER'IYE