|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
A. Fıkhın Tarifi:
Lügatte bilmek, anlamak ve bir şeyin esasına vakıf olmak ve mahiyetini idrak etmek anlamında gelir. Dinde “Bir insanın lehinde ve aleyhinde olan her şeyi bilmesidir.” Fıkıh bu geniş anlamı ile Hukuk’tan ayrılır. Hukuk sadece “Şeriat” denen kişinin sosyal hayata ve muamelâta ait hususları ihtiva eder. Fıkıh ise itikad, muamelat, ahlak, ukubat ve ibadetin bütününü içine alan geniş bir kavramdır.
İslam bilginleri fıkhı geniş anlamı ile “Mesâil-i şer’iyye-i ameliyeyi tafsilî delillerden çıkararak bilmek” (Ahkâm-ı Mecelle-i Sultaniye Madde:1) şeklinde tarif etmişlerdir. Fıkıh, fert ile yaratıcı, fert ile fert, fert ile cemiyet ve devlet arasındaki münasebetleri ve hukuku tanzim eder. Bu bakımdan “İslam Hukuku” dediğimiz “Fıkıh” dinî, siyâsî ve medenî hayatın bütün safhalarını dini ve şer’î delillerle tanzim eder.
B. Fıkhın Kapsamı:
Fıkıh genel olarak “İtikat, İbadet, Muâmelat ve Ukubat” olmak üzere dört ana gruba ayrılır. İtikad, inançla ilgili hükümleri ihtiva eder. İbadet, ferdin Allah ile olan münasebetlerini düzenler ki bunlar namaz, oruç, hac ve zekâttır. Muâmelât, insanın insanlarla ve devletle olan münasebetlerini düzenler. Ukubat ise, insanların sosyal hayatta huzur ve güven içinde yaşamaları için emniyet ve asayişi koruyacak olan ve suç işleyenlere verilecek cezaları tanzim eder. İslam Hukuku bütün bu düzenlemeleri “şer’î delillerden” yani “Kitap ve Sünnetten” istihraç eder.
C. Usul-i Fıkıh:
Fıkıh “mesâil-i şer’iye-i ameliye”dir. Ancak mesâil-i şer’iye hüküm olması için şer’î delillerden çıkarılmış olması gerekir. Şer’î deliller ise “Kitap ve Sünnet” esas olmakla beraber “Kitap ve Sünnette olmayan hususlar yine bu iki temel kaynağa aykırı olmamak üzere akıl yoluyla, kıyas, icma, örf, maslahat ve diğer delillerden çıkarılması gerekir. Bunlara “Tafsilî Deliller” denir. Delillerden sahih ve doğru hüküm çıkarmak için disiplinli, metotlu ve sistemli hareket etmek gerekmektedir. “Usul-i Fıkıh” işte bu disiplini sağlayan ve doğru hükmün çıkarılmasını sağlayan bir ilimdir.
Usul-i Fıkıh, şer’î hükümleri edile-i tafsiliyesinden, müşahhas delillerinden istinbata vesile olan bir ilimdir. Meselâ, “Alışveriş helaldir.” Bu hüküm şer’î delillerden yani ayet ve hadislerden istinbat olunmuştur. Bu hükmü delillerden çıkaracak olan “Usul-i Fıkh” denen yüksek bir ilimdir.
Fıkıh, ibadete, muamelâta, ukubata ait bütün şerî delilleri ihtiva eden, İslam hukukunu vucûda getiren malumatın tamamıdır. İslam hukuku “edile-i erbaa” denen “Kitap, Sünnet, İcma, Kıyas” gibi delillerden ibarettir. Bununla beraber ilm-i usulün tefsir, hadis, fıkıh, belagat, mantık, felsefe gibi pek çok ilimlerle alakası vardır.
Şer’î hükümler kulların fiillerine bakar. Şariin ilâhî emirlere muhatap olmasına göre işlediği ameller farz, vacip, mendup, sünnet, haram, mekruh, helal, fesat ve butlan gibi hükümlerden birisine muhatap olur. Mükellefin fiilinin farz veya haram, alışverişinin sahih veya fasit olması ancak şari-i hakîmin o husustaki beyanı iledir.
**
Kitapla, yani Kur’ân ile Sünnetin ihtiva ettiği delillere “Edille-i Sem’iye” denir. Bunlar da sübut bakımından ve hükm-ü şer’iye delâletleri itibarıyle dörde ayrılır:
1. Sübutu da delaleti de kat’î olan deliller: Namaz ve zekat ile ilgili hükümler. Hem sübutu hem de delâleti katî olan mütevatir delillerle gelmiştir. Bu delillerden kesin Farz ve Haram hükümler çıkar.
2. Sübuta kat’î delâleti zanni olan deliller: Bu nevi deliller tevatüren sabit olup şari-i hakikiden geldiği kesin olmakla beraber manaya delâleti zannidir. Bu gibi delillerden sabit olan hükümler farz değil, vâcip hükmünü alır. Bayram namazı ve kurban kesmek bunun için İmam-ı Azam’a göre vaciptir. Aynı şekilde mütevatir hadis ile sabit olan hükümlere “Sünnet-i müekked” denir.
3. Sübutu zanni, delâleti kat’î olan delillerdir. Bunlar haber-i ahad ile gelen ehadis-i şeriflerle gelen hükümlerdir.
4. Sübutu da delâleti de zanni olan delillerdir. Bunlar haber-i ahaddan olup elfazı farklı manalar arasında müşterektir.
Usul-i Fıkhın Mevzuu ve Gayesi:
Usul-i fıkh mevzuu itibarıyla şer’î hükümleri ispata vasıta olan delillerdir. Şer’î delillerden hüküm çıkarmak amacı ile usul ve esasları belirler. Delillerden şâriin makasıdını ve rızasına muvafık olan amelleri ortaya çıkarır. Amacı Allah rızasını kazandıracak amelleri belirlemek ve bu amellerin hükümlerini ortaya koymaktır.
Kur’ân-ı Mübînin ayetleri ve hadis-i şeriflerin lafızları hass, âmm, müşterek, müevvel, hakikat, mecaz gibi çeşitli kısımlara ayrılır. Hadis-i şerifler de mütevatir, meşhur, haber-i ahad gibi çeşitleri vardır. Bunlar emirleri ve nehiyleri ihtiva eder. Bu emirlerin kesin emir olmaları veya tavsiye olmaları muhtemeldir. Hangisinin kesin emir, hangisinin ne gibi delillere dayanarak tavsiye olduğunu belirlemek “Usul-i Fıkhın” mevzuu ve gayesidir.
Meselâ gasp, başkasının malını haksız yere almak ve yemektir. Bu ayet-i kerime ile yasaklandığı için kesinlikle caiz değildir. Ayet-i kerime lafzen sübutu da delâleti de katî olan bir nassdır. Bu neyh hurmeti ve memnuiyeti icap eder. İşte Usu-i Fıkh bunları mevzu edinir.
Usul-i Fıkhın gayesi ise, ahkâm-ı şer’iyenin hikmeti teşriiyesini bildirmek, dünyevî ve uhrevî saadete vesile olmaktır. Bunu da şerî delillerden istinbata çalışır ve hikmetini beyan eder. Usul-i fıkh sayesinde hukuk bilgisi ilmî bir mahiyet arz eder. Kanunların ve nizamnamelerin tanzim usulleri öğrenilir. Son zamanlarda batıda gelişen “Metodoloji” ilmini İslam bilginleri bundan 1300 sene önce geliştirerek tedvin etmişlerdir.
İnsan fıtraten medenidir. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam eder. Toplumda yaşayan karşılıklı haklara riayet etmek, sorumluluğun idrakinde davranmak gerekir. Bununla beraber bencil insanlar birçok problem çıkarır ve haksızlık yaparlar. İyi ve kötü duyguların tesiri ile pek çok haksızlıklara sebep olurlar ve kendilerini haklı bularak yaparlar. Bu durumda haksızlığa uğrayan hakkını almak için mahkemeye vererek hakkını arar. Mahkeme de elbette hukuk çerçevesinde hakkı hak sahibine vererek ihkak-ı hak eder. Bunu da usul-i fıkhın kaideleri ile yapar. Medenî hukuktan farklı olarak İslam Hukuku dünya ve ahret mutluluğunu beraber sağlar. Allah âdildir. Adaleti emreder. Bunun için Adalet ancak Allah'ın istediği şekilde sağlanır. Bu sebeple İslam hukuku adaletin tam tecellisine hizmet eden bir ilim dalıdır.
Fıkıh Usulü adaleti sağlayacak olan usul ve kurallar çerçevesinde kuralların oluşmasına ve yeni hükümlerin ortaya çıkmasına hizmet eder.
|