Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow Gasp, Vakıf ve Sadakalar...
Advertisement
Gasp, Vakıf ve Sadakalar... PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 02 Aralık 2010

M. Ali KAYA
GASP
Gasp bir şeyi zulmen almaktır. Fıkıhta haksız yere başkasının hakkını istila etmek anlamına gelmektedir.
Gasp dinimizde haramların büyüklerinden olup günâh-ı kebâirdendir. Bir malın mağsup olması için bir yerden başka bir yere götürülmesi şart değildir. Birinin bineğine binmek ve yerine geçmek de gasp sayılır. Yüce Allah kur’ân-ı Kerimde “Malları aranızda batıl sebeplerle haksız yere yemeyin. Gönül rızası ile yaptığınız ticari alışverişler bundan hariçtir”  buyurur. Bu nedenle gasp en büyük hazkszlık ve zulümdür.

Gasıbın yapması gereken bir an evvel gasbettiği şeyi sahibine iade etmektir. İade etmeden evvel mal zayi olur veya kaybolursa zamin olur; yani onun benzerini veya değerin vermesi gerekir. Yine bir kimse birisine ait mala zarar verirse onu tazmin etmek durumundadır. Eline almadığı ve dokunmadığı halde zayi olmasına sebep olma tazmin etmekle mükelleftir.

Bir kimse başkasına ait olan bir içkiyi dökerse, içki haram olduğu için tazmin etmesi gerekmez ancak bunu yapmak caiz değildir. Başkasına ait çalgı aletlerini kırmak ve itlaf etmek ve kullanılamaz hale getirmek doğru değildir. Bir kimse birinin bahçesini gasbeder ve içine ağaç dikerse geri vereceği zaman isterse ağaçlarını sökebilir. Tarlayı da aldığı gibi geri verir.

Bir kimse tarlasını ilaçlarsa, başkasının malı oraya girer ve zehirlenirse onu ödemek zorunda değildir. Bir kimse birinin ekmeğini yer, sonra onun haram olduğunu anlarsa Allah katında sorumlu olmaz. Ama malının haram olduğunu bildiği halde yerse bu durumda ahrette mesul olur.

VAKIF:
Kendisinden istifade edilen bir malı baki kalmak şartıyla mübah bir yöne hasretmektir. Ayet ve hadisle sabittir. Ebu Talha (ra) Büreyde isimli bahçesi vardı. “Sevdiğiniz şeyleri Allah için infak etmedikçe birre ve iyiliğe ulaşamazsınız”  ayeti nazil olunca Müslümanların faydalanması için vakfetti. Peygamberimiz (sav) “İnsan ölünce amel defteri kapanır. Ancak sadaka-i cariye, salih evlat ve kendisinden faydalanılan ilim sahibinin defteri kapanmaz” buyurmuş ve sahabelerini hayra, ilme ve evlat yetiştirmeye teşvik etmişlerdir.

Hz. Ömer (ra) Hayberde kendi hissesine düşen araziyi satılmamak, hibe edilmemek ve miras olarak intikal ettirilmemek üzere Müslümanların faydalanması için vakfetmiştir. Hz. Osman (ra) bir kuyuyu büyük bir meblağ karşılığında alarak Müslümanların hayrına vakfetmiştir. Bu örnekle vakfın önemini göstermeye yeterlidir.

Vakfın dört rüknü vardır:
1. Vâkıf: Vakfeden kişinin kendisi.
2. Mevkuf: Vakfedilen eşya ve mal.
3. Mevkufun aleyh: Hangi amaçla vakfedildiği.
4. Vakıf Sözleşmesi: Vakfettiğini belgeleyen söz ve yazıdır.

Vakfeden kimsenin mal sahibi olup akıl ve baliğ olması gerekir. Aksi taktirde vakfetmesi caiz olmaz. Ayrıca vakfedilen malın bağ, bahçe, tarla gibi kendisi baki kalmakla beraber akar olaması ve gelir getirmesi veya çeşme ve meyve gibi menfaati olması gerekir. Bu nedenle kendisinden bir an menfaat görüldükten sonra yok olan şeyler vakfedilmez; ancak sadaka olarak verilebilir. Yemek, elbise ve para gibi…

Vakfın muayyen bir süre için olması da caiz olmaz. Bu durumda vakıf sayılmaz. Vakıf malı hiçbir suretle satılmaz ve değiştirilmez. Ancak onarımı yapılır. Bir kimse bir cami veya çeşme yaptırıp vakfetse herkes gibi kendisi de ondan istifade eder. Ancak bir evi kendisinin içinde oturduğu halde vakfetmesi caiz olmaz. Yalnız İmam-ı Ebu Yusuf “hayatta olduğum sürece oturmak şartı ile vakfediyorum” diyenin vakfının caiz olsuğuna hükmetmiştir.

Bir şeyi belli bir zümrenin istifadesi için vakfetmek caizdir. Mesela bir evi ilim tahsil edenlerin kalması veya ilim öğrenme amacına hasredilmek üzere vakfetmesi geçerlidir. Ancak bu gibi malları vakfeden kimsenin “Ben vakfettim” demesi yeterli değildir, ilgili ve sorumluların da kabul etmesi gerekir.

Vakfın sorumlularının vakıf malını amacı dışında ve gereksiz yere harcarlarsa onu ödemekle mükelleftirler; aksi taktirde sorumluluktan ve günahtan kurtulamazlar.

HİBE

Hibe, karşılıksız olarak bir şeyi bir başkasına vermek ve bağışlamaktır. Birçok ayet ve hadisle sabittir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İyilik ve takvada yardımlaşın”  emir buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) de “Karşılıklı olarak hediyeleşin. Bu birbirinizi sevmenize sebep olur”  buyurmuşlardır. Hediyeleşmek de bir nevi hibedir.

Hibenin dört rüknü vardır:
1. Hibe eden ve hibeyi kabul edenin varlığı.
Bunların şartı da akıl ve baliğ olması ve hibe edilen şeyin helal malı olması gerekir. Çocuk ve delinin hibe etme hakkı da yetkisi de yoktur.

2. İcab ve kabul siğasıdır. Hibeyi verenin “hibemdir” alanın da “kabulümdür” demesi gerekir. Kabul edilmezse hibe olmaz.

3. Hibe edilen şeydir. Bunun da şartı değerinin olması ve satılabilir olmasıdır. Satılması caiz olmaayn ve değeri bulunmayan şeyin hibe edilmesi de caiz olmaz.

4. Hibe edilen şeyin teslim alınmasıdır. Menkul olduğu zaman mutlaka teslim alınması gerekir. gayr-i menkul ise bu durumda akit yapılması ve sözleşmenin altına imzaların atılması gerekir.

İslam bilginleri hibeyi ikiye ayırırlar. Birincisi, hediye, ikincisi ise sadakadır. Hediye sadakadan daha değerlidir. Peygamberimiz (sav) hediyeyi kabul eder, ama sadakayı asla almaz, başkalarına verirdi.

1. Hediye: Allah rızası için olmakla beraber yardım amacı olmayan ancak başkasına ikram ve hürmet, sevgi ve şefkat ifadesi olarak verilen hibeye, yani karşılıksız eşya ve mala hediye denir. Hediyelerde icab ve kabul şartı yoktur. Satılması caiz olmayan bir şeyin hediye edilmesi de caiz değildir. Bir alacaklı borçlusuna “alacağımı sana hibe ettim” derse onu ibra etmiş ve borcundan kurtarmış olur. Bu bir sadaka da sayılmaz. Bir baba çocuklarına hediye alacak olsa adil davranması gerekir. Yoksa birinin gönlünü yaparken diğerinin yıkmış ve zulmetmiş olmakla beraber saygınlığını yitirmiş, hürmet hakkını da kaybetmiş olur.

Peygamberimiz (sav) “Allah’tan korkun! Çocuklarınıza adil davranın!”  emretmişlerdir.

Bir kimsenin hediye olarak verdiği bir şeyi geri alması mürüvvetine yakışmadığı gibi, kendisine olan saygı ve hürmeti kendi eliyle yıkmış ve saygısızlığa davetiye çıkarmış olur.

2. Sadaka: Allah rızası için sevaba nail olmak amacı ile zekatın dışında yapılan yardımlardır. Bu yardımlar menfaat karşılığı olmadığı için hibe sınıfına dahil olur ve yardım amaçlı olduğu için de sadaka olarak isimlendirilirler.

İslam bilginleri sadakayı yedi kısma ayrmışlardır:
1. Akrabaya verilen sadaka:
Bu sıla-i rahimdir ve çok değerlidir. Kişiye hem Allah rızasını kazandırır, hem sıla-ı rahimi sağlar, hem akraba sevgisini netice verir. Bu da malda ve ömürde berekete sebep olur. Bu konuda teşvik edici pek çok hadis vardır. Sıla-ı rahim sadece kuru bir ziyaret olsa gerçekte sıla-ı rahim sayılmaz, menfaat kapısı olarak görülür ve zamanla akrabalık bağlarının azalmasını netice verir. Bu nedenle dinimiz zekatın öncelikli olarak akrabaya verilmesini emretmiştir. Muhtaç akrabayı ihmal ederek yabancıya yardımcı olmak caiz değildir. Zira akraba hakkı hakların en önemlisidir.

2. Düşmana verilen sadaka: Bu düşmanlığı ortadan kaldırır. Selam verme ve gülümseme dahi düşmanlıkları bitirir. Aynı şekilde sadaka ve yardım düşmanlıkları dostluğa çevirir.

3. Zenginin fakire verdiği sadaka: Bunun amacı fakire yardım etmek, sevgi ve muhabbetini kazanmak, kin, haset ve nefretlerini ortadan kaldırarak zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatmak ve her iki tabakayı barıştırmaktır. Bu da sosyal hayatta barış ve huzurun teminatıdır.

4. Ulema ve Sulehaya verilen sadaka: Bunu amacı da ilme ve salahata yardım etmek ve dualarını almaktır. Zira insanlar ancak ilim sahiplerine yardımcı olmakla ilme hizmet etmiş ve ilmi aziz tutmuş olurlar. İlim sahiplerinin de ilme çalışmalarına destek olmuş olurlar. Salih insanlara yapılan yardım da salahatin devamımı ve Salihlerin çoğalmasını sağlar. Ulema ve sulehâ ise toplumun birlik ve dirliğinin direği, adalet ve barışın teminatıdır. Onlar gerçek alim ve Salih iseler sadakları menfaatleri için değil, toplumun menfaati için istimal ederek yeniden topluma mal ederler.

5. Çocuklara ve delilere verilen sadaka: Çocukların büyüklere olan saygısını ve sevgisini artırır. Sözlerine itibar ve kendilerine saygınlık kazandırır. Delilere yapılan yardım da onların ihtiyaçlarını giderir.

6. Dostlara yapılan yardımlar: Dostlara yapılan yardımlar her ne kadar “sadaka” adı altında yapılmasa da Allah katında sadaka sevabı kazandırdığı için gerçekte sadakadır. Bu da dostlukların devamını, sevgi ve hürmetin devamlılığını sağlar.

7. İyilik yapanlara ve iyilik gördüğümüz kimselere yaptığımız yardımlardır. Bu da kişinin şahsiyetini korur, iyilik ve kadirbilir olduğunu gösterir ve kişiyi nankörlük hastalığından muhafaza eder. Şahsiyetli ve olgun bir insan kendisine yapılan en küçük bir yardımı unutmaz ve o iyiliğin altında kalmamak için kendisi de iyilik yaparak iyilerden olmaya çalışır.


Etiketler:  Gasp Hediye Sadaka Hibe Yardım Zekat Vakıf Akrabaya verilen sadaka
 
< Önceki   Sonraki >
SADAKA
ZEKAT
YARDıM
VAKıF