M. Ali KAYA
Tüm faniler için ölüm mukadderdir. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Ölümün gerçek sebebi “ecel”dir. Hiçbir fani Allah’ın kendisi için takdir ettiği eceli gelmeden ölmez. Diğer sebepler ise gerçek ecel olan Allah’ın iradesinin tecellisine birer şart-ı adidirler ve hiçbir tesirleri yoktur. Yani kişi hasta olmakla ölmez, savaşa gitmekle ölmez, trafik kazası ile ölmez; ancak eceli gelirse ölür. Ölüm ise ruhun işe yaramayan bedenini bırakıp fani dünyadan bakî ve ebedi âleme göçmesidir. Dünyada işlediği amellerinin mükafatını alacağı ve tövbe etmeden ölürse yaptığı günahlarının cezasını çekmek için Allah’a hesap vermeye gitmesidir. Yeni bir hayatın başlamasıdır. Bu sebeple çok önemli bir hadisedir ve bununla ilgili dini hükümler ve ibadet şekilleri vardır.
İnsan daima ölümü düşünerek Allah’ın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmeye çalışmalı ve bilhassa kul haklarından kaçınmalıdır. Bu nedenle hasta olanlar ölüme hazırlanmak için bir fırsat bilmeli ve zimmetlerinde hakları varsa ödemeli ve hak sahiplerinden helallik almalıdırlar. Sıhhatli olanların da hastaları ziyaret ederek helalleşmeleri ve dualarını almaları gerekir. Helalleşmek ve hastayı ziyaret etmek, cenazeye katılmak, cenaze namazı kılmak, yakınlara taziyede bulunmak, yani baş sağlığı ve uzun ömür dilemekle beraber ölümün mahiyetini ve insanlardan istediği şeyleri hatırlatmak ibadettir. Peygamberimiz (sav) “Lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikrediniz” buyurur. Hasta ziyareti, cenazeye iştirak, kabir ziyaretinin amacı ölümü hatırlamak ve ölümden sonraki hayat için hazırlık yapmaktır.
Peygamberimize saygıda kusur etmeyen bir Yahudi genci vardı. Hastalandığını duyunca peygamberimiz (sav) onun ziyaretine gitti. Yanında oturdu ve ona ölümün mahiyetini ve anlattı ve iman etmesini telkin etti. Genç de babasına baktı. Babası “Ebe’l-Kâsıma itaat et!” dedi. Genç kelime-i şahadet getirerek Müslüman oldu. Peygamberimiz (sav) yanından ayrılırken “Onu ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun” diye Allah’a hamdetti.”
Hastaya Yapılacak İşlemeler:
Hastanın yanında fazla durmamak, durumu iyi ise bir an önce iyileşmesi için şifa talebinde bulunmak ve dua etmek, durumu ağır ise tövbe ve sabır tavsiyesinde bulunmak ve nasihat etmek ve kelime-i şahadeti telkin etmek sünnettir.
Ölmek üzere olan hastayı kıbleye doğru çevirmek, yanında “Yasin-i Şerif” okumak ve “Kelime-i Şahadeti” telkin etmek sünnettir. Peygamberimiz (sav) “Ölülerinize Yasin okuyunuz” buyurmuşlardır. Hayızlı ve nifas halindeki kadınların ölmek üzere olan hastanın yanına girmeleri mekruhtur.
Hasta son nefesini verince gözlerini kapatmak, alt çenesini bağlamak, elbiselerini çıkararak üzerine kalın bir örtü örtmek gerekir. Bekletilmesini gerektiren bir durum söz konusu değilse hemen yıkayarak kefenlemek ve cenazeyi bekletmeden kaldırmak gerekir. Bilhassa borcu varsa onu hemen ödemek gerekir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Borcu ödeninceye kadar mü’min güzel makamından alıkonur” buyurmuşlardır.
Vefat vaki olunca mü’minlere dört şey gerekir: Yıkamak, kefenlemek, namazını kılmak ve defnetmek. Bunları yapmak farz-ı kifâyedir.
1. Yıkamak:
Ölüyü yıkamak, farz-ı kifayedir. İntihar eden ve idam edilen kimse her ne kadar Allah’a âsi ise de diğer ölüler gibi yıkanıp namazı kılınır ve defnedilir.
Cünüplükten ve hayızdan yıkanmanın iki farzı vardır. Birincisi niyet, ikincisi bütün bedeni yıkamaktır. Cenâzeyi yıkamanın ise bir farzı vardır. O da necaseti izale ettikten sonra bütün vücudu yıkamaktır. Ölünün niyet etmesi mümkün olmadığı gibi ölüyü yıkayan gassâlın da niyet etmesi gerekmez.
Guslün efdali meyyitin velisi gassal ve yardımcısından başka kimsenin görmeyeceği tenha ve yüksek bir yerde bir örtünün altında yıkanmasıdır. Peygamberimiz (sav) vefat ettiği gömleğinin içinde yıkanmıştır.
Gassal ölüyü yıkamak için ellerine bir bez eldiven giyer ve önce geriye doğru eğik tutarak oturtur ve dizlerini diker sağ elini omzuna koyar, baş parmağını da ensesine kor, sonra sol eliyle karnını sıvazlar ve karnında herhangi bir şey varsa çıkmasını sağlar. Sonra sırtüstü yatırarak sağ eline bez sararak ön ve arkasını yıkar. Gassalın eline bez sarması şarttır. Çıkan pisliği atar ve ellindeki bezi de çıkararak elini sabunla yıkar.
Sonra eline ikinci bir bez sararak veya eldiven giyerek dişlerini, burnunu yıkar ve güzel bir abdest aldırır. Sonra başını ve sakalını sabunlar. Saçını ve sakalını tarar. Saçından ve sakalından düşen tüyleri saklar ve kefenlenirken kefenine koyar. Ölünün saç ve tırnakları kesilmez. Önce sağ tarafını, sonra sol tarafını yıkar. Sonra sola çevirip sağ arkasını ve sağ tarafa çevirip sol arkasını yıkar. Yıkarken su ile sabunu kullanmak sünnettir.
Daha sonra tepeden tırnağına kadar kafur ile karıştırılmış suyu döker. Ancak ihramlı olarak vefat eden hacılar için koku kullanmak caiz değildir. Çünkü peygamberimiz (sav) ihramlı vefat eden bir sahabesi için “Onun başını örtmeyi ve koku da sürmeyin. Zira o bu haliyle telbiye okuyarak haşrolacaktır” buyurmuştur. Bu şekilde üç defa su ile guslettirmek sünnettir. Üç kafi gelmezse beş defa su döker. Bunu tek yapmak sünnettir.
Şayet cenaze kadın ise saçları taranır ve uzun ise örülür. Sonra kefenin ıslanmaması için havlu ile kurutulur. Yıkandıktan sonra pislik çıkarsa o izale edilir fakat yeniden gusül aldırılmaz. Şayet kan çıkarsa kan yıkanır ve kanın çıktığı yer pamuk ile bağlanır.
Gassalın bezsiz çıplak eliyle ölüyü yıkaması ve avretine bakması haramdır. İhtiyaç miktarı ölünün avret olmayan yerine bakmasında sakınca yoktur. Sonunda yüzünü kapatması sünnettir. Ölüde hayır alameti görürse söylemesi, ser ve kötülük alameti görürse onu setretmesi ve anlatmaması gerekir. Peygamberimiz (sav) “Ölülerinizi hayırla anın, hayırlarını söyleyin, ayıplarını söylemekten sakının buyurmuşlardır. Ancak ölü “facir-i fasık” ise ve kötülüğü övünerek işleyen birisi ise onun şerlerini söylemek gerekir, ta ki onun gibi olmasınlar.
Kadını kadının yıkaması, erkeğin de erkeği yıkaması gerekir. Ancak erkeğin hanımını yıkaması caiz değilse de kimsenin olmadığı yerde erkeğin hanımını yıkaması caizdir. Peygamberimiz (sav) Hz. Aişe’ye (ra) “Sen benden önce ölürsen ben seni yıkar ve kefenlerim” dediği mervidir.
Şehvet çağına ulaşmamış olan bir çocuğu hem erkek hem de kadın yıkayabilir. Erkeği yıkama ve cenazesini kıldırmak için en uygun olanı önce babası, sonra dedesi, sonra oğlu, sonra torunu, sonra öz kardeşi, sonra üvey kardeşi, sonra amcası, sonra amcasının oğlu, sonra idarecinin tayin ettiği görevlidir. Kadını yıkamak için en uygun olanı ise önce mahrem kadınlar, sonra yabancı kadınlar, sonra kocasıdır. Tabii bu görevli olmadığı zamandır.
2. Kefenlemek:
Ölüyü yıkadıktan sonra kefenlemek farzdır. Erkekler giyilmesi caiz olamayan ipekle kefenlenmesi de caiz değildir. Kefenlenmede ölçü dünyadaki durumudur. Varlıklı kimselerin basit bir kumaşla kefenlenmesi uygun değildir. Peygamberimiz (sav) “Kefenin pahalı ve çok değerli olmasına değer vermeyin. O zaman geçmeden çürür” buyurmuşlardır.
Ölünün üç kat kefenle sarılması gerekir. Hz. Âişe (ra) “Allah Resulü Yemen bezinden beyaz kefen ile içinde gömlek ve sarık olmayan üç kat ile kefenlendi” demiştir. Bu üç örtünün altına gömlek ve başına sarık ilave edilse câizdir. Durumu müsait olmazsa bütün vücûdunu örtecek bir tek örtü ile iktifa edilebilir.
Kadın için en uygun olanı başından ayağına kadar uzanan bir etek, bir gömlek, bir baş örtüsü ve her birisi bütün vücudunu örtecek iki örtü olmak üzere beş kat olmalıdır. Peygamberimiz (sav) kızı Ümm-ü Gülsümü beş kat kefen ile kefenletmiştir. Bu konuda ölünün vasiyetine itibar edilmez; zira bu Allah’ın hakkıdır. Kefenin beyaz olması sünnettir. Çünkü peygamberimiz (sav) “Beyaz elbise giyiniz; zira o en iyi elbisenizdir. Ölülerinizi de beyaz kefen ile kefenleyiniz.”
Meyyit kefenlenirken önce en güzel ve geniş olan dış örtü serilir. Sonra ikincisi, sonra ölünün vücuduna temas edecek olan üçüncü örtü serilir. Her örtünün üzerine güzel kokular saçılır. Sonra ölü örtüsü ile getirilir sırtüstü yatırılır. Meyyitin sakalına ve bütün vücuduna güzel kokular sürülür. Bu sünnettir. İki ayağı arasına, kulak, burun, diz, alın ve ayaklarına güzel koku sürülmüş pamuklar konur. Sonra örtüleri/kefenleri üst üste katlayarak başından, belinden ve ayaklarından bağlanır. Kabre konulduktan sonra bu bağlar açılır.
Ölü kefenlendikten sonra dost ve akrabaları yüzüne bakabilir ve başından öpebilirler. Peygamberimiz (sav) süt kardeşi Osman b. Mazun’u (ra) vefatında sonra öpmüştür. Yine Hz. Ebubekir (ra) peygamberimizi (sav) öpmüştür.
Ölü için yapılan bütün harcamalar varsa terekesinden, yoksa nafakası kime ait ise onun tarafından, o da yoksa “Beytü’l-mâl” yani Belediye ve devlet tarafından karşılanır. Gusül, tekfin ve mezar kazma işi bittikten sonra cenazeyi bekletmeden toprağa vermek için acele etmek sünnettir. Cenaze omuzlar üzerine alınır ve cenazeyi yedi adın kadar tutup götürmek sünnettir. Peygamberimiz (sav) “Cenazeyi götürürken acele ediniz. O Salih ise onu acele ile hayra götürmüş olursunuz. Şayet şerli ise boynunuzdan şerri indirmiş olursunuz” buyurmuşlardır.
Ölüyü bekletmeden defnetmek gerekirse de yakınlarını beklemek ve cenâzeye iştirak edecekleri çoğaltmak amacı ile bekletmekte sakınca yoktur.
Mezarlık çok uzak değilse vasıtaya binmek ve taşıtmak mekruhtur. Mezarlıkta cenaze ile meşgul olmayanların oturmalarında veya ayakta beklemelerinde bir mahzur yoktur. Ancak hiç cenazede değiller gibi dünya işlerini konuşmaları ve dedikodu yapmaları çok ayıp ve tahrimen mekruhtur. Mezarlığa giden cemaatin ölümden bahsetmesi, ibret alması ve mezardakiler için Kur’ân-ı Kerim okumaları ve dua etmeleri sünnettir. Bu nedenle her müslümanın “Yasin ve Tebareke” surelerini ezberlemesi ve okuması büyük fazilettir. Bu sureleri bilmese dahi “Fatiha ve İhlas Surelerini okumak” büyük sevaptır.
Cenazede yüksek sesle konuşmak, yüksek sesle zikir yapmak ve tekbir getirmek de mekruhtur. Sükunetle, vakarla üzgün bir şekilde ve kendi işiteceği kadar dua ve Kur’ân okuyarak cenâzeyi takip eder. Ölü hakkında hayırlı ve güzel olan şeyleri konuşmak, kötü ve çirkin şeyler söylememek gerekir. Etiketler: Hasta ve Cenâze Hakları Ölüm Hastalık Cenaze Hastaya Yapılacak İşlemler Yıkamak Kefenlemek |