|
Sayfa 2 Toplam: 2
3. Haram: Delili ister kat’î, ister zanni olsun şer’an yapılmaması kesinlikle istenen şeydir. İslam fukahası mütevatir ve meşhur olmayan zanni ve ahadî delillerle de haramlığın sabit olacağını ifade ederler. Zanni deliller her ne kadar itikatta huccet olmazlarsa da amelî hükümlerde delil ve hüccettir.
Hanefi uleması ise tahrimin sabit olması için kat’î ve şüphesiz bir delile dayanması gerektiğini savunurlar. Zira, yüce Allah'ın “Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye şu helaldir, bu haramdır’ demeyin” (Nahl, 16:116) ayetinin yasağına girmemek için haramlıkta kesin delilleri şart koşarlar. Bu nedenle Hanefi uleması zanni delille sabit olan yasaklara “Tahrimen Mekruh” demişlerdir.
Adam öldürmek, zina, içki, kumar, domuz eti ve murdar et yemek, bâtıl yollarla başkasının malını yemek kesin delillerle haramdır. Ancak zaruretler işin içine girince durum değişmektedir. Buna da elbette kadılar ve müftüler karar vermektedirler.
Haramlar bizzat haram ve dolayısıyla haram olmak üzere ikiye ayrılır. Korunması zaruri olan ve şeriatın ahkâmının sebebi bulunan cana, mala, namusa, dine ve akla zarar veren şeyler bizzat haramdır. Aklı gideren içki, dini ve aklı bozan batıl itikatlar ve fikirler, cana zarar veren katl ve nesle zarar veren zina bizatihi haramdır.
Dolayısıyla haram olanlara gelince bu bizzat haram olmayıp harama vasıta ve sebep olduğu için haram olan hususlardır. Kadının avretine bakmak zinaya sebep olduğu için haramdır. Bir menfaat karşılığı borç vermek haramdır; zira bu yardımlaşmayı ortadan kaldırır. Menfaat duygusunu körükler ve akrabalık bağlarını zedeler. Bunun için dinimiz paranın para ve menfaat karşılığı satılmasını ve borcun faiz karşılığı verilmesini yasaklamıştır. Başkasının malını haksız yere yemek de dolayısıyla haramdır. Burada malın kendisi, domuz eti ve lâşe gibi haram değildir; ama kazanma yolu haramdır. Dolayısıyla bu kazanç da haramdır.
Yüce Allah'ın “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığınız vakit Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın” (Cuma, 62:9) buyrulur. Buna göre Cuma namazı vaktinde alışveriş haramdır. Burada alışverişin kendisi haram değil, Cuma namazına engel olduğu için dolayısıyla haramdır. Ancak Cuma namazı vaktinde yapılan akitler geçerlidir.
Zaruretler haramı helal kılarlar. Ancak buna ihtisas ehli karar verir. İçki ancak susuzluktan ölüm derecesine gelmiş kişiye su bulunmadığı zaman helal olur. Kadının avret yerine bakmak hastalık durumunda doktor için caiz ve helal olur.
4. Mekruh: Şâri’ tarafından yapılması istenmeyen ama hakkında kat’î delillerin bulunmadığı yasaklardır. Mekruhlar yasaklanan ama haram kılınmayan hususları içerir. Peygamberimizin (sav) sünnetine aykırı hususlar da mekruhtur; ancak bunlar adab kısmından olduğu ve fazilete aykırı olduğu için mekruh denilen hususlardır.
Yüce Allah'ın “Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız” (Mâide, 5:101) ayeti ile yasaklanan çokça soru sormak bu nevi mekruh emirlere örnektir. Soru sormak yasak değildir; ama Şeriat sahibi olan peygamberimiz (sav) “Allah sizin için dedikoduyu, çok soru sormayı ve malı gereksiz yere harcamayı hoş görmemiştir” (Buhari, İstikraz, 19) buyurması bu nevi mekruhları ifade eder.
Bu tarifler Cumhur-u Ulemaya göredir. Hanefi uleması ise kesin deliller ile yapılması istenmeyen ve yasaklanan şeylere “Haram” demiş, kesin olmayan ve zımnî deliller ile yapılması istenmeyen ve yasaklanan şeylere ise “Mekruh” adını vermişlerdir. Hanefilere göre Mekruhlar ikiye ayrılır. Birincisi, “Tahrimen Mekruh” olup zanni delillerle yapılması istenmeyen vaciplerin karşılığı olan yasaklardır. Ayrıca peygamberimizin (sav) zanni delillerle yapılmasını hoş görmediği şeylere de “tahrimen mekruh” demişlerdir. “Tenzihen Mekruh” ise mendupların ve sünnetlerin karşıtı olan fiillerdir. Bu durumda erkeklerin ipekli elbise giymesi, altın yüzük takması tahrimen mekruhtur. Sünnetleri ve adapları terk etmek ise tenzihen mekruhtur.
Cumhura göre mekruhları işleyen kimse kınanmaz ve cezalandırılmaz. Terk eden kimse ise övülür ve teşvik edilir. Ancak Hanefiler “Tahrimen Mekruhu” işleyen kimseyi kınarlar ve terk etmeye zorlarlar.
5. Mübah: Şer’an mükellefin yapıp yapmamakta hür olduğu fiillerin tamamına mübah ve helal adı verilir. İslam bilginlerine göre mübah insanlık gereği fıtrî olarak yapılan şeyler ve işlenen fiillerdir. Yapıldığı zaman da terk edildiği zamanda övülmeyi gerektirmez. Mübah fiillere “Helal” ve “Câiz” de denir.
Bir şeyin mubah olması, yani ibahat üç şekilde vaki olur. Birincisi, günah olmadığı bildirilmekle, ikincisi, haram olduğuna dair bir nassın bulunmaması ile, üçüncüsü ise, helal olduğuna dair bir nassın bulunması iledir. Birincisine misal Allah'ın şu ayetidir. “Murdar et, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası için kesilmiş hayvanların eti size haram kılınmıştır; ancak darda kalana aşırı gitmemek ve haddi aşmamak şartı ile günah yoktur” (Bakara, 2:173) ayetidir. İkincisine misal, radyo ve şarkı dinlemek gibi şeylerdir. Üçüncüsüne misal ise, “Temiz olan şeyler size helaldir. Kendilerine kitap verilen (Hıristiyan ve Yahudilerin) yemeği ve kestikleri de size helaldir, sizin yemeğiniz de onlara helaldir” (Maide, 5:5) ayetidir.
Şâtıbî, matluba hizmet bakımından mübahı dört kısma ayırır:
Birincisi: Yapılması gereken bir işe yardımcı olanlar. Yemek içmek ve evlenmek gibi…
İkincisi: Terk edilmesi gereken bir işe yardımcı olanlar. Eğlenme, müzik, dinlenme gibi.
Üçüncüsü ve dördüncüsü ise: Mubaha yardımcı olanlar ve olmayanlardır.
SONUÇ:
Sonuç olarak dinin ahkâmı hayatın her yönüne bakar ve tanzim eder. Bunların bir kısmı emir ve yasaklar şeklindedir. Diğer kısmı ise emirlere yardım, yasaktan kaçmaya sebep şeklinde olup sünnetleri ve mendupları içerir. Bir kısmı da yapılıp, yapılmaması dinin emri ve nehyi olmayıp ihtiyaçtan ve beşeriyet gereği, hayatın devamı ve kolaylaştırılması için yapılması gereken hususlardır. Emir ve yasaklar Nasslarla (Ayet-Hadis) tanzim edilmiştir. Bunların yapılmasını kolaylaştıran hususlar ise “Mendupları ve Sünnetleri” oluşturur. Son kısım olan menduplar ise insanın ihtiyaçlarından ve hayatı tanzim ve kolaylaştırmak için gereklidir. Bu hususta da örnek olarak peygamberin (sav) adabı ve ahlakı esas alındığı zaman “Sünnet-i Seniyye”ye uyma ciheti ile ibadet olur. Böylece hayatın tamamı ve her hali ibadet olup ahret hesabına geçer. Kişi adaplarda peygamberin sünnetine uygun hareket ederse bütün ömrü ibadet olup, meyvedar ve semeredar olur. Her hali ibadet üzere bulunmuş olur.
Buna misal olarak en basitinden Tuvalet adabını gösterebiliriz. Tuvalet insanî bir ihtiyaçtır ve mubahtır. Tuvalet yapmanın ise Allah'ın emrine uyma niyeti ile yapılması o fiili ibadet haline getirir. Şöyle ki: Tuvaletin İki farzı üç sünneti vardır. Farzlardan birincisi “Setr-i avrettir.” Kimsenin görmediği yerde yapmalıdır. İkincisi, “Necasetten taharettir.” Yani su ile temizlenmektir. Bu iki farz namazın farzlarından sayılmıştır. Namaz kılmasa da kişi bunlara uymakla mükelleftir. Sünnetlere gelince: Tuvalete sol ayakla girmek ve sağ ayakla çıkmak, tuvalet esnasında avretine bakmamak, konuşmamak, temizliği en az üç sefer yapmak, üzerine sıçratmamak ve girerken “Allah’ın adı ile şerli şeytandan ve her türlü pislikten Allah'a sığınırım” çıkarken “Benden ezayı giderip afiyet veren Allah'a hamdolsun” “Allah’ım, beni affet ve her türlü pislikten koru” diye dua etmek sünnettir. Böylece mubah olan tuvalet fiili uhrevi olarak iki farzın ve sekiz adab nevinden sünnetin yapılmasına sebeptir. Bunu yapan o âdetini ibadete çevirmiş olur.
Aynı şekilde yemek yemenin üç farzı ve beş adab nevinden sünneti vardır: Farzlardan birincisi helal yemektir. İkincisi, israf etmemektir. Üçüncüsü ise nimetleri Allah’tan bilip Allah'a şükretmektir. Sünnetlerine gelince başında besmele çekmek, yemekten önce ve sonra ellerini yıkamak, önünden yemek, yavaş yemek, yerken sohbet etmek, çok sıcak ve çok soğuk yememek gibi bir kısım adab nevinden sünnetlerdir. Böylece yemek ihtiyacını giderirken mü’min bu farz ve sünnetlere uyarak bu fiilî ihtiyacını ibadete dönüştürmüş olur.
Uyumak, konuşmak, eve girmek çıkmak, camiye girmek ve çıkmak, misafir olmak, misafir ağarlamak, alışveriş yapmak gibi insanî davranışları bunlara kıyas edebiliriz. Dolayısıyla bir mü’min bu şekilde bütün hayatını ahrete amal eder ve ibadet haline getirebilir.
Bütün insanların bütün fiilleri ve davranışları “Ahkâm-ı Şer’iyenin dışında olamaz. Akıllı, Allah rızasını ve ahreti düşünen bir mü’minin her hali böylece uhrevi bir ticaret kapısı olur. Bütün hayatı ibadet içinde geçer. Etiketler: İbadet Hayatı İbadet Farz Vacip Sünnet Adab Mubah Haram Sünnet-i Seniyye Teklifi Hüküm Teşrii Hüküm Ahkâm-ıŞer'iye
|