Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
İÇTİHAT PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 15 Ağustos 2009
Yazı Index
İÇTİHAT
Sayfa 2

Müctehitlerin tabakaları:
Fıkıh usulü bilginleri müctehidleri yedi tabakaya ayırırlar. ilk dört tabaka müctehid, diğerleri mukallid derecesindedir.

1) Şerîatte müctehidler: Bunlara "mutlak veya müstakil müctehid" de denir. Bunlar hem müstakil usûl ve ictihad metodu ortaya koyan hem de bunlara göre fer'î hükümler çıkaran müctehidlerdir. Sahâbe fakîhleri, Saîd b. el-Müseyyeb ve İbrahim en-Nehaî gibi Tâbiûn fakîhleri, Ca'fer es-Sâdık ve babası Muhammed el-Bakır, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Evzâî, Leys b. Sa'd, Süfyan es-Sevrî ve diğerleri gibi pek çok müctehid bu tabakaya girer.

2) Müntesip mutlak müctehidler: Bunlar, eksiksiz olarak ictihad ehliyetine sahip, bazan usûl ve fürûda üstadlarına muhalif olmakla birlikte genel olarak bir müstakil müctehidin ictihad usûlünü benimsemiş olan müctehidlerdir. Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, İmam Züfer, Şâfiîlerden el-Müzenî, Mâlikîlerden Abdurrahman b. Kasım ve İbn Vehb bunlardandır.

3) Mezhepte müctehidler: Bunlar mensup oldukları mezhep imamına muhalefet etmezler. Ancak onun hükme bağlamadığı meseleleri ayni usul ve metodu kullanarak Kitap ve Sünnet delillerinden çıkarırlar. Tahâvî, Kerhî, Serahsî, İsfereyânî ve Şîrâzî bunlar arasında sayılabilir.

4) Tercih yapan müctehidler:
Rivayet edilen görüşler arasında tercihlerde bulunan fakihlerdir. Bu tabaka ile önceki tabaka arasındaki fark çok azdır.

5) İstidlâl sahibi müctehidler: Bunlar, görüş ve rivayetleri karşılaştırıp: "Şu görüş rivayet bakımından daha sağlam ve delili yönünden daha kuvvetlidir". "Bu görüş kıyasa daha uygundur" gibi açıklamalar yapmışlardır. Aslında bu üç tabakayı "tahrîc ve tercih yapanlar" diye ikiye ayırmak mümkündür.

6) Hâfızlar tabakası:
Bunlar taklid derecesinde olup, öncekilerin tercihlerini bilmede huccet sayılırlar. İbn Abidin bunlar hakkında söyle der: "Onlar en sağlam, sağlam ve zayıf, açık rivayet, mezhebin zahir görüşü ve nâdir rivâyet arasında seçme gücüne sahip kimselerdir. el-Kenz, ed-Dürrü'l-Muhtâr, el- Vikâye ve el-Mecma' gibi eserlerin müellifleri bu tabakaya dahildir. Bunlar kitaplarında reddedilmiş veya zayıf rivayetleri nakletmemişlerdir.”

7) Mukallidler tabakası: Bunlar Kitabı anlayabilir, fakat görüş ve rivâyetler arasında tercih yapamazlar ibn Âbidin şöyle der: "Onlar gece odun toplayıcısı gibi ellerine geçen her şeyi bir araya getirmişlerdir. Bunları taklid edenlere yazıklar olsun." (İbn Âbidin, Şerhu Risâleti Resmi'l-Müftî, İstanbul, s. 5)

İçtihadın muteber olması için:
1. İçtihat bir hükm-ü şer’î üzerinde olmalıdır.
2. Bu hükm-ü şer’î bir hükm-ü fer’î olacaktır.
3. Bu hükm-ü şer’îy-i fer’î hakkında hiçbir delil-i kat’î bulunmayacaktır. Şayet hakkında bir nass ve bir deli-i kat’î varsa zaten bu mevzu bir içtihat konusu yapılamaz. Yapılırsa muteber olmaz. Hadis varsa içtihad elbette gereksiz ve hükümsüz olur.

İçtihat elbette ilimle ve akılla yapılacaktır. İlim var akıl yoksa zaten içtihat yapamaz. Akıl içtihat için kesin delillere yardımcı olur. Zira akıl şeriatte bir delil-i şer’îdir. Çünkü aklın reddettiği bir şey şeriatın makbulü olamaz. Şeriatın caiz gördüğü bir şeyi de akıl reddetmez. Bu nedenle “aklen mümkün olmayan bir şey şer’an mümkün olmaz.” Bu husus ilm-i kelam uleması arasında bir kazıye-i makbuledir. Yine Usul-i dinde “Akıl ile nakil teâruz ederse akıl esas alınır ve nakil tevil olunur” kuralı geçerlidir. Akıl ilim ve içtihadın olmazsa olmaz temel şartıdır.

“İçtihat içtihat ile nakzolmaz.” Bu da temel bir kâidedir. Bir müçtehit bir konuda içtihat ederek bir hüküm verdikten sonra bundan dönmüş dahi olsa ikinci içtihadı birincisini hükümsüz kılmaz. Kendisi emsal meselelerde son görüşüne göre hareket eder, fakat birinci içtihadı yine muteberdir. Bunun iki sebebi vardır:

Birincisi: Her iki içtihat da takdir ve reyden ibarettir. Bir reyin diğeri üzerine üstünlüğü yoktur. Birinci ictihad tatbik edilerek teyit edilmiş ve ikinci ictihadından daha da kuvvetli olmuş olur. Dolayısıyla ikinci görüşü birincisini hükümsüz kılmaz ve nakzetmez.

İkincisi: İçtihatlar edile-i zanniye üzerindedir ve takdire dayanır. Takdir ise reyden ibarettir. Bu nedenle her iki içtihad da muteberdir. “İctihad ile ictihad nakız olmaz.” (Mecelle-16) Takdirler her ne kadar daha kuvvetli de olsa zanni olmasını değiştirmez. Dolayısıyla her ikisi de zannidir, bir değişiklik olmaz.

Ancak hakkında daha önce icma ve kıyas yoluyla hüküm verilmiş, sonra yapılan içtihada bunlara muhalif olmuş olursa o zaman zaten içtihad muteber olmadığı için “keen lem yekün” yani olmamış gibi kabul edilir. Zira “mevridi nassda içtihada mesağ yoktur.”

İctihad Kapısı Her Zaman Açık Mıdır?
İçtihad uygulama bakımından ikiye ayrılır. Birincisi hükümlerin çıkarılması ve açıklanması ile ilgili olan ictihatlar. İkincisi ise, hükümlerin tatbiki ile ilgili içtihatlar. Birinci kısım içtihatlar fer’î ve amelî hükümleri tafsilî delillerden istihrac etmektir. Bu husus mutlak müçtehitlerce daha önceki asırlarda halledilmiştir. Daha yeni ictihadlara gerek kalmamıştır. Bu konuda ulemanın icmaı vardır.

İkinci kısım ise, her asırda gelişen ve yeni ihtiyaç duyulan hususlarda “tahric ehli” bilginlerin şeriatın hükümlerini uygulamada kolaylık göstermek amacı ile uygulamaya yönelik ictihatlarıdır. Amaç Allah'ın hükümlerini uygulanmasını sağlamak ve ümmeti günahtan korumaktır. Önceden istinbat edilen hükümleri ve içtihatlarını şartların değişmesi ile uygulama imkânı ortadan kalkmış gibi görünen hususlarda uygulama kolaylığı sağlayarak tatbik imkânını gösterirler. Bu tatbikat ile daha önceki müçtehitlerin görüş beyan etmedikleri meselelerin hükümleri anlaşılmış olur. Bu nevi ittihatlara “tahkiku’l-menât” adı verilir.

İslam bilginleri demişlerdir ki peygamberimizin (sav) vefatı ile din tamamlanmıştır. Bu husus Kur’ân-ı Kerim ile sabittir. (Maide, 5:3) Peygamberimizin vefatı ile dinin temeli olan “Kitap ve Sünnet” tamamlanmıştır. Mutlak Müçtehitler dönemi olan “Sahabe, Tabiin ve Tebe-i Tabiin” döneminde ise Şeriatta içtihat, Mezhepte içtihat hususları da tamamlanmıştır. Daha sonra “Mukallitler Dönemi” gelmiştir. Yeni içtihatların yapılmasına gerek kalmamış, zira içtihad yapılmayan konu kalmamıştır. Ancak tatbikat ve tercihat kıyamete kadar devam etmektedir ve edecektir. Bu durumda “Şeriatın tatbikatına ait hususlarda” uygulamaya yönelik içtihatlar yapılabilir. Bu husus “Müceddidlerin ve müçtehitlerin” varlığını zaruri kılar. Dolayısıyla her asırda mücedditler vardır.

Nitekim peygamberimiz (sav) “Allah bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek bir müceddit gönderir” (Ebu Davud, Melâhim, 1; Hakim, Müstedrek, 4:522) buyurur. Bu mücedditler dini yeniden ihya edecek, geçerliliği kalmamıştır denildiği zaman dinin gereğini ve önemini ortaya koyacak, dini hükümlerin hakkaniyetini ve doğruluğunu ispat edecek ve ehl-i dalalet ve küfrün fikir ve felsefelerini çürütecektir. Uygulama imkânı kalmamıştır, denen dini hükümlerin uygulanabilirliğini ispat ederek kolaylık yolunu gösterecekler ve “Sünnet-i Seniyyeyi” ihya edeceklerdir. Dini yaşanabilir ve uygulanabilir olduğunu göstereceklerdir. Hz. Ali (ra) “Yeryüzü Allah'ın hüccetle emrini yerine getiren bir kâimden hâlî olmaz” demiştir.

Asrımızda bütün ümmetin kabulü ve ulemanın icmaı ile Bediüzzaman Said Nursi hazretleri mutlak olarak Müceddit ve müçtehittir. İman hakikatlerinin ispatı ve izahında misli yoktur. Asrın “imansızlık hastalığına kur’ândan reçeteler sunmuş, hasta olduğunu kabul eden herkes onun reçetesini uygulayarak şifa bulmaktadır. Bunun milyonlarla eserlerini okuyarak imanını kurtaran şahitleri vardır. Dini ölmüş ve uygulanmaz olduğunu iddia edenlerin iddialarını çürüterek hakkaniyetini ispat etmiş, uygulanmadığı zaman maddi ve manevi kurtuluş mümkün olmadığını göstermiştir.

İçtihad ile ilgili olarak bazı temel kuralları hatırlatır ve şöyle buyurur:
1. Cumhur-u avamı, bürhandan ziyade, mehazdaki kutsiyet imtisale sevk eder.
2. Her müstaid kendi nefsi için içtihat edebilir; teşri edemez.
3. Bir fikre davet cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir. Yoksa davet bid’attır, reddedilir.
4. Desatir-i hikmet, nevâmis-i hükümetle; kavanin-i hak, revatıb-ı kuvvetle imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz.
5. Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a iltica etmemek gerekir.
6. Hadis mâden-i hayat ve mülhim-i hakikattir.
7. İhyay-ı din, ihyay-ı millettir; hayat-ı din, nur-u hayattır.
8. Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.
9. Sevad-ı azama ittiba edilmeli.
10. İslamiyetin müsellematını tamamen imtisal ettiği cihetle bihakkın daire-i dâhiline girmiş zatta, meylüttevsî meylüttekemmüldür. Lâkaytlık ile hariçte sayılan zatta, meylüttevsî meylüttahriptir. Fırtına ve zelzele zamanında, değil içtihat kapısını açmak, belki pencerelerini de kapatmak maslahattır. Lâubâliler ruhsatlarla okşanılmaz; azimetlerle şiddetle ikaz edilir.” (Mektubat, 2005, Hakikat Çekirdekleri, s. 800-809)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri İçtihat ile ilgili olarak müstakil bir risale telif etmiş ve Sözler Mecmuasının 27. Sözü olarak Külliyatına koymuştur. Bu eserinde “İçtihat kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye altı mani vardır” buyurarak bunları izah eder. “Asırlara göre şeraitlerin değiştiğini ve sebeplerini” izah eder. Sahabelerin fazileti ve içtihattaki üstünlüğünü ispat eder. Tabiinin müçtehitlerinin derece-i içtihadına bu zaman insanının yetişemeyeceğini izah ve ispat eder. Mezheplerin hakkaniyetini ve hakkın bir değil, birden çok olduğunu izah ve ispat eder. (Sözler, 2005, s. 788-806)

Bediüzzaman’ın beyanından sonra beyana ihtiyaç yoktur. Ancak onun ortaya koyduğu bu meselelerin izah ve açıklaması erbabı tarafından yapılarak gündeme taşınması ve gereksiz tartışmalara son vermek ehl-i ilmin ve zamanımız usul ulemasının görevidir. Aksi taktirde Allah katında sorumluluktan kurtulamaz ve islama olan hücümları def edemedikleri için sorumlu olurlar. 


Etiketler:  İçtihat İctihad Bediüzzaman İmam-ı Şafi İmam-ı Azam Mezhepler Kitap Sünnet Müçtehit Müceddit


 
< Önceki   Sonraki >
BEDIüZZAMAN
İMAM-ı ŞAFI
SüNNET
KITAP
İMAM-ı AZAM
İçTIHAT
MüCEDDIT
MEZHEPLER
MüçTEHIT