Yazılarım
Fıkhî Meseleler
İman, Küfür ve Fısk | İman, Küfür ve Fısk |
|
|
|
| Cuma, 17 Haziran 2011 | |
|
M. Ali KAYA İman: Lügatte “tasdik” anlamına gelmektedir. Istılah manası ile iman “iman esaslarını kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek ve gereği ile amel etmek” anlamına gelmektedir. Tasdik: Peygamberimiz (sav) tarafından haber verilen her şeyin doğru ve hak olduğunu kabul etmek ve bunu dili ile ifade etmektir. Fısk: Nefsanî arzuların gereğini yapmak fısktır. Allah’ın yasakladığı büyük günahı işleyenlere “Fasık” denilir. Nifak: Lügatte iki yüzlülük anlamına gelen nifak, içi dışına, zahiri batınına uymamak, dilinin söylediğini kalbinin tasdik etmemesidir. Böyle birine “Münafık” adı verilir. Giriş: İnsanın yaratılış amacı kâinatın sahibi ve yaratıcısı olan Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaktır. Kişi Allah’ın varlığına ve birliğine, yani tevhide iman ederlerse bu amacı gerçekleştirmiş olurlar. Allah’ın varlığına inanmakla beraber birliğinden şüphe ederler ve Allah’ın işlerini başka varlıklara isnat ederlerse şirke düşülmüş olur. Allah her günahı affeder, ancak şirki asla affetmez. (Nisa, 4:116) kişi bu günahtan ancak şirki terk edip tövbe ederek halis bir imanla Allah’a yönelmesiyle kurtulabilir. Kişi “Lâ ilâhe illallah Muhammed Resulallah” demekle iman kapısından girmiş olur. Mücerret yalnız diliyle “Lâ ilâhe illallah” diyip “Ben iman ettim” demek yeterli değildir. Bu bir başlangıçtır. İmanın gereği olan Allah korkusu ile haramlardan kaçmak, farz olan namaz, oruç ve zekât farizasını yerine getirmekle imanı koruması ve güçlendirmesi gerekir. Yoksa iman Salih amel ve günahlardan kaçınmakla tesirini göstermezse söner ve nifaka ınkılap eder. İnsanın Allah katında değerli olması ve cehennemden kurtulup cennete girebilmesi ancak iman etmeye bağlıdır; ancak yeterli değildir. Kişinin cehennemden kurtulması haramlardan kaçmaya ve cennette dereceler, mertebeler kazanması ise “Salih amelin” varlığına bağlıdır. Bütün bunlardan çıkan sonuç “kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır” gerçeğine uygun davranmaktır. Dinin iki temel rüknü vardır. Birincisi iman ikincisi ise Salih ameldir. İmanın tercümanı “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resülullah” kelime-i şahadeti, amellerin şahı ise namaz kılmaktır. Bu ikisinde noksanlık kişinin şakavete ve cehenneme düşmesine sebeptir. İMANIN HAKİKATİ Fahreddin-i Razi (ra) “Eğer kalben tasdik ve lisanen ikrar meydana gelmişse, bu ikrar da zorla değil, ihtiyarî olarak tezahür etmiş ise bunun sahibi ittifakla mü’mindir” (Tefsir-i Kebir, 1:168) demektedir. İmam-ı Şafi (ra) “İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve erkânı ile etmektir” buyurarak kâmil bir imanın tarifini yapmıştır. Peygamberimiz efendimiz (sav) “İman, Allah’ın birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve hayır şerrin Allah’tan olduğuna, yani kadere inanmaktır” (Müslim, İman, 1) buyurmuşlardır. Bu hadis imanın altı şartını sayarak imanın bu altı hakikatten tezahür eden bölünmez, parçalanmaz vahdânî bir hakikat olduğunu ifade etmektedir. İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Fıkh-ı Ekber” isimli risalesinde “Kalp ile tasdik ve dil ile imanı ikrar eden iman ve islam cihetiyle kâmil bir mü’mindir” derken kelam ulemasından Saadettin-i Taftazanî “İman ve İslam birdir” demektedir. 2. Küfür Nedir? Dört çeşit küfür vardır: İkincisi: “Küfr-ü İnadî” denilir. Allah’ı bildiği ve tanıdığı halde inadından küfrü tercih eder, Allah’ın kudretini, adaletini, iradesini, ilmini inkâr eder ve Allah’a düşmanlık yaparlar. Şeytanın ve Firavun’un küfrü bu çeşit küfürdür. Bunlar kalplerinden inancıkları halde dilleri ile inkâr ederek inananlara düşmanlık yapanlardır. Buna “küfr-ü cuhût” da denmektedir. Ebu Talib’in küfrü de bu nevidendir. Zira o kalbinden inanmakla beraber kabulden, yani tasdik etmekten kaçınmıştır. Üçüncüsü: “Hükmî Küfür” adı verilen dinen iman etmesi ve inanması gereken hükümleri hafife alarak ve kabul etmeyerek hükmen küfre düşmektir. Kur’anın bir ayetini, iman esaslarından kader gibi bir rüknü kabul etmemek, tabiata ve sebeplere tesir vermek ve şirke düşmekle kişi hükmen küfre düşmüş olur. Bu hatasından tövbe ederek şüphe ve şirki terk etmekle imana dönmediği takdirde imansız olarak ölür ve ebediyen cehennemden kendisini kurtaramaz. Dördüncüsü: “Küfr-ü Nifak” denilen münafıkların küfürdür. Menfaat amacı ile müslümanlara yaklaşmak için dil ile tasdik ettiği halde kalbinden inanmaz. İman ise gerçekte kalben inanmayı gerektirir. 3. Fısk Nedir, Fasık Kime Denir? Fasıklar ikiye ayrılırlar: İkincisi: “Fasık-ı Facir” olanlardır. Bunlar Allah’a şirk koşmadıkları ve iman ettikleri halde kibir veya şehvet düşkünü olup nefislerine ve hevalarına uyarak gizlemeden alenen açıktan büyük günahlara dalan ve bundan pişmanlık duymayanlardır. Kötülüğü ve büyük günahları açıktan işleyenlerin şerrinden masumları korumak için bunların kötülüklerini söylemek ve insanları sakındırmak gıybet sayılmaz. Bu nedenle bilginler “Fasık-ı Facirin gıybeti olmaz” demişlerdir. Kişi iman ettiğini söylemekle beraber sıkılmadan büyük günahları işlemeye devam ediyorsa onun münafık olma ihtimali vardır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Münafıkların alameti dörttür. Sıkılmadan yalan söyler, emanete ihanet eder, söz verdiği zaman sözünden döner ve düşmanlıkta aşırıya gider” buyurmuşlardır. Her kâfir fasık sayılır. Her ne kadar haram fiiller işelemese de Allah’a iman etmediği ve şirk koştuğu için inanç bakımından fasık sayılır. Münafıklar da fasıklar sınıfına dahildirler. Zira münafıklar kalben inanmayarak müslümanları da aldattıkları için yalancı sayılırlar. Hile ve menfaat peşinde koştukları için de kâfirlerden daha büyük fasık sayılırlar. Bu nedenle münafıklar hem inanç bakımından münafık, hükmen kâfir, yalancılık ve fitnecilikten dolayı fasık, hem nefislerine hem diğer insanlara zulüm ve haksızlık yaptıkları için de zalim sayılırlar. Şayet dine karşı mücadeleye ve inançları bozmaya çalışırlarsa bu durumda “ehl-i dalalet” yani sapıklığa düşmüş “zındık” yani yoldan çıkmış sayılırlar. İmam-ı Gazali (ra) “Mükaşefetu’l-Kulûp” isimli eserinde şöyle der: “Nefsanî ve şehevâni günahların affı umulur; ancak kibir ve gururdan gelen günahların affı umulmaz. Zira Âdem (as) nefsine ve şehvetine uyarak günah işledi, pişman oldu, Allah’tan af diledi, Allah da onu affetti. Ancak şeytan kibir ve gururundan dolayı Allah’a isyan etti. Bu nedenle yaptığına pişman olmadı ve Allah’tan af dilemediği için Allah da onu affetmedi.” S. Büyük Günahlar Nelerdir? C. Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerimde ve Peygamberimizin (sav) mütevatir hadislerinde yasakladığı şeyler büyük günah olarak kabul edilmiştir. Sayıları 70 kadar olan büyük günahlar hakkında müstakil kitaplar da yazılmıştır. Ancak büyük günahların en büyükleri ve “Ekberü’l-Kebâir” ve “Mubikât-ı Seb’a” olarak haber verilen büyük günahlar yedidir. Bu günahlar ise şunlardır. “Allah’a şirk koşmak, haksız yere cana kıymak, hırsızlık yapmak, zina etmek, içki ve kumar, masum kadınlara iftira etmek ve dine zarar veren bid’alara kalben taraftar olmak ve savunmaktır.” Bid’alar ise farzların yerine konmak istenen yeniliklerdir ki bunlar tesettüre karşı çıkmak, deccal ve süfyana taraftar olmak, ana dilde ezan ve ibadeti savunmak, sarığı çıkartarak şapka giymeye zorlamaktır. Etiketler: İman İman Hakikatleri Küfür Nifak Fısk Dalalet Tasdik İman Nedir Küfür Nedir Fısk Nedir |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|