Yazılarım
Fıkhî Meseleler
İMAN VE İSLAM | İMAN VE İSLAM |
|
|
|
| Perşembe, 16 Temmuz 2009 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA1. İman inanmak, İslam ise inancına teslim olarak inancın gereği olan itaat etmektir. Bunun için imanın şartlarına inanan kimseye “Mü’min” denir. İslam’ın şartlarını uygulamaya ve Allah'ın emirlerine telsim olana da “Müslim” adı verilir. 2. İmanın şartları altıdır: Allah'ın birliğine, meleklere, kitaplara, peygamberlere, öldükten sonra bedenen dirilmeye, ahret gününe, cennet ve cehennemin hak olduğuna, hayır ve şerden insan başına ne gelirse Allah'ın kaderi ile olduğuna inanmaktır. 3. İslam’ın şartları ile beştir. İnancını kelime-i şahadetle ikrar etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hacca gitmektir. 4. İman inanılacak esaslar bakımından birdir. Değişmez, artmaz ve eksilmez. İman imanın altı şartından ortaya çıkan vahdanî bir hakikattır. Bu sebeple bölünmez ve parçalanamaz. İmanın bir esasını inkâr ve reddetmek bütün esaslarını kabul etmemek ve reddetmek anlamını taşır. Ancak iman yakîn, tasdik, Allah korkusu, günahtan sakınmak ve haşyet ve huşu bakımından güçlenir ve zayıflar. Mü’minler iman ve tevhit bakımından müsavidirler; ama amel bakımından farklıdırlar. 5. Bediüzzaman Said Nursi “İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü her bir rükn-ü imanî, kendini ispat eden hüccetleriyle, sair erkân-ı imaniyeyi ispat eder. Her biri her birisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur” buyurmaktadır. 6. İman kalbin tasdiki ve dilin ikrarı ile sabit olur. İmanın gereği olan ibadet ve itaat ise imanın kuvvetine göredir. Kişinin imanı ne derece güçlü ve kuvvetli ise günahlardan o derece kaçar ve ibadete o derece yönelir. Bunu peygamberimiz (sav) “İmanca en kâmil olanınız ahlakça en mükemmel olanınızdır” buyurarak ifade etmiştir. Bu sebeple İmam-ı Şafi kâmil bir imanı “İman, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ibadet etmektir” hükmü ile ifade etmiştir. 7. Namaz kılarak kıbleye yönelenlere “Ehl-i Kıble” denir. Ehl-i kıblenin tümüne “mü’min” ve “Müslüman” denir. Böyle biri açıkça peygamberimizden bize gelen dini hükümlerden birisini açıkça inkâr etmedikçe tekfir edilemez ve kendilerine “kâfirdir” denemez. 8. Ehl-i kıbleden olan birisi haramı helal saymamak şartıyla “kebâir” yani büyük günah işlemesi ile dinden çıkmaz ve küfre girmez. Bununla beraber büyük günahlar imanlı insanlara zarar vermez diyemeyiz. Büyük günahlar mü’mini cehenneme sokar. Cezasını çektikten sonra imanından dolayı peygamberimizin (sav) şefaati ile cehennemden çıkarılır ve ebedi kalmak üzere cennete girer. 9. Büyük günah işleyenler bunu inanmadıklarından ve helal gördüklerinden dolayı değil, nefislerine aldandıkları ve şeytanın tuzaklarına düştükleri için işlemişlerdir. Pişman oldukları ve tövbe ettikleri zaman Allah dilerse bunu affeder. Sonra Allah'ın rahmeti ile cehenneme girmeden cennete girer. Ancak haramı helal kabul ederek işlerlerse o zaman küfre girerler. 10. Peygamberimizin (sav) bizlere dine ve şeriata ait haber verdiği her şey haktır ve gerçektir. 11. İslam Allah'ın emirlerine teslim olmak ve itaat etmektir. İman ile İslam arasında inanma ve uygulama farkı vardır. Ancak imansız itaat ve amel kişiyi kurtarmadığı gibi, amelsiz ve itaatsiz bir iman da kişiyi kurtarmaz. İman ruh, İslam ise beden gibidir. Her ikisi beraber olduğu zaman hayat dediğimiz şey meydana gelir. 12. Din, iman ve İslam’ın oluşturduğu ilahi mesajlar ve şeriatın tamamına verilen isimdir. Allah'a iman ve itaat olmayan bir düşünce sistemi felsefi bir ekol olmaktan öte bir şey ifade etmez. 13. Allah kendisini bize tanıtmak için Kelamı olan Kur’ân-ı Kerimde zatını en güzel şekilde vasfetmiştir. Bizim Allah’ı hakkıyla tanımamız için Kur’ân-ı Kerimde yüce Allah'ın zatını vasfettiği isim ve sıfatlarını bilmemiz ve anlamamız yeterlidir. 14. Hiç kimse Allah'a layık olduğu şekilde ibadet edemez ve hakkı ile onu tanıyamaz. Ancak Allah'ın rızasını kazanmak için Kur’ân-ı kerimde bize emrettiği ve nehy ettiği şeylere iman edip itaat etmemiz yeterlidir. Allah'a itaat ise peygamberin sünnetinde bizlere gösterdiği itaat şekli, yani sünneti kâfi ve vafidir. Sünneti dışında bizi kurtaracak itaat yolu da yoktur. 15. Allah kullarına rahmeti, fazlı, keremi ve adaleti ile muamele eder. Fazlı ve keremi ile kulun işlediği bir hasenenin sevabını on, yetmiş ve yedi yüz kat verir. İşlediği seyyiat ve günahını ise adaleti ile muamele ederek bir misli yazar, fazlı ve affı ile dilerse affeder. Fazlı ile cennetine alır, adaleti ile suçundan dolayı ceza olarak cehenneme atar. Cennet fazlının, cehennem adlinin gereğidir. Hiç kimse ibadeti ile cenneti hak edemez. 16. Mü’minlerin tamamı marifet, yakîn, tevekkül, muhabbet, rıza, havf, reca ve iman bakımından müsavidirler. İmanın dışında bulunan amel yönünden farklıdırlar. Mü’minin amel bakımından ileri olanı iman bakımından güçlü ve kuvvetli olanıdır. Bu sebeple yüce Allah “Gerçekten mü'minler ancak o mü'minlerdir ki Allah, anıldığı zaman yürekleri ürperir, karşılarında âyetleri okunduğu zaman imanlarını artar ve rablarına tevekkül ederler” (Enfal, 8:2) buyurur. 17. Mü’minlerin tamamı Allah'ın veli kullarıdır. Allah'a itaatleri ölçüsünde ve Kur’âna ittibaları derecesinde üstündürler. Nitekim yüce Allah buyurur: “İman edenler Allah'ın veli kullarıdır.” (Bakara, 2:257) “Dikkat edin Allah'a iman eden ve Allahtan korkanlar Allah'ın veli kullarıdır. Allah'ın veli kulları için ne korku ve ne de hüzün vardır. Onlar ahrette ne korkacaklardır ve nede mahzun olacaklardır. Onlar için müjdeler vardır.” (Yunus, 10:62-64) 18. İhsan mertebesinde bir iman “Allah'ın seni her yerde gördüğünü idrak etmendir. Sen onu görmesen de o seni görür.” (Müslim, İman,1) 19. Her iyi ve kötü; facir ve fasık imamın arkasında ona uyarak farz namazlarımızı kılarız. İmanla ölmüş olan her facir ve fasıkın cenaze namazını kılarız. Kimin imanla öldüğünü bilmeyiz; ama küfrüne açık alamet olmayan herkesi mü’min kabul ederiz. 20. Bir insanın küfrüne yüz alamet, imanına bir alamet varsa biz imanına hükmederiz. 21. Kebair işleyerek ölen bir mü’minin ebedi cehennemde kalmayacağına, Allah'ın dilerse fazlı ile affedip cennete alacağına, dilerse günahının cezasını çekmek üzere cehenneme atacağına inanırız. Nitekim yüce Allah “Allah şirki affetmez, bunun dışında dilediğini affeder” (Nisa, 4:48) buyurur. 22. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebini hak mezhep olarak görür, bu itikat ve imandan ayrılmayı dalalete ve sapıklığa düşmek olarak kabul ederiz. Ehl-i Sünnet dışına çıkmaktan korkarız. 23. Ucub ve riyanın ameli iptal ettiğine ve sevabını hükümsüz kıldığına inanır; kendini, amelini beğenmekten ve gösteriş için amel işlemekten korkar, Allah'a sığınırız. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|