| İslam Ahkamının Genel Çerçevesi |
|
|
|
| Perşembe, 14 Ocak 2010 | |
|
M. Ali KAYA Bir hükmün dini hüküm olması için “Kitap ve Sünnet” ile ilâhi vahye dayanması esastır. İlâhî kaynaktan gelmeyen bir hüküm dini hüküm sayılmaz. Hükümler uygulamada amel şeklinde tezahür eder ve kişi bu amele göre değerlendirilir. Kişinin ahkâm çerçevesinde yaptığı iş ve eyleme, ibadet ve fiile “amel” adı verilir. Emredilen ve tavsiye edilen bütün ameller “Amel-i Salih” adını alırken, yasaklanan ve kaçınılması tavsiye edilen fiilleri işlemek ise “Sû-i Amel” yani kötü amel adı verilir. İslâmî hükümler genellikle inanç ve amelle ilgili hükümler olmak üzere ikiye ayrılır. Amele ilişkin hükümler de kendi arasında “ibadetler, muâmelât ve ukubat” olmak üzere üç bölümde incelenir. 1. İbadetler: İbadet Allah'ın emirlerini ifa etmek için yapılan her nevi ameldir. Ancak fiilin ibadet olması için Allah'ın emrine ve peygamberin sünnetine uygun olması ve ibadet niyeti ile yapılması gerekir. Ayrıca ibadetin şartlarına uymak ve fiili ibadet olmaktan çıkaran ve bozan hususlardan da sakınmak gerekir. Bir amelin ibadet olması için dini bir kaynağa dayanması gerekir. Kabul edilmesi için ise Allah rızası için yapılması ve bir başka amacının olmaması şarttır. Farz ibadetler dışında nafileler vardır ki bunlara “müstehab, mendup ve tatavvu” denir. Tahıyyatu’l-mescid, kuşluk, hacet, yolculuk, küsuf, hüsuf ve tesbih namazı gibi ibadetlerdir. Bu nevi ibadetler ihtiyaridir. İbadetleri üçe ayırmak mümkündür. Birincisi, bedenle yapılan ibadetler ki bunlar namaz ve oruç gibi ibadetlerdir. İkincisi, mal ile yapılan ibadetler ki bunlar da zekat ve sadaka ile malını sarf ederek yapılan bilcümle ibadetleri kapsar. Üçüncüsü ise hem mal hem de bedenle yapılan ibadetlerdir ki Hac ve Cihat, cihadın bir mertebesi olan “Emr-i Bi’l-Maruf ve Nehy-i Ani’l Münker” bu nevi ibadettir. İbadetler ayrıca müspet ve menfi ibadetler olarak ikiye ayırmak da mümkündür. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler müspet ibadetlerdendir. Hastalık ve musibetlere maruz kalarak sabretmek ve kazaya rıza, kadere teslim olmak gibi elimizde olmayan ve bizi menfi olarak etkileyen ve Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınmak için gösterilen çaba ve gayretler de bir nevi menfi ibadetler olarak isimlendirilebilir. Haramdan sakınmak aynen farz olanları yapmak gibi kişiyi Allah’a yaklaştırır; yani Allah'ın rızasına eriştirir. “Kefaret” olarak yapılan ve kulun kusurlarını ortadan kaldıran ve yapılması yasak olan bir fiili işlemesinden dolayı ceza olup uhrevi cezayı kaldıran ibadetler de vardır. Bunları da dörde ayırmak mümkündür. Birincisi, yemin kefaretidir. Yaptığı yemini bozan ve yanlış bir konuda yemin ederek yeminini bozmak durumunda kalanın vereceği kefarettir ki bu bir köle azat etmek veya on fakiri yedirmek veya giydirmektir. İkincisi, yanlışlıkla bir insanın ölümüne sebep olmaktan dolayı vereceği kefarettir ki bu da, ya bir köle azat etmek veya iki ay ara vermeden oruç tutmaktır. Üçüncüsü, helalini helali olmayana benzetmekten kaynaklanan “zıhar kefareti”dir. Zıhar kefareti de bir köle azat etmek veya iki ay ara vermeden oruç tutmak veyahut altmış yoksulu sabah akşam doyurmaktır. Dördüncüsü ise “Oruç Kefareti”dir ki özürsüz Ramazan Orucunu yemenin cezasıdır. Bunun kefareti de iki ay ara vermeden oruç tutmak veya altmış yoksulu sabah akşam doyurmak veyahut bir köle azat etmektir. İbadetlerin bir de dereceleri vardır ki bunları üç mertebede değerlendirmek doğru olacaktır. Birincisi, ibadeti, haramdan kaçmayı ve farzları yapmayı bir insanlık vecibesi ve görevi olarak yapmak ve sorumluluktan kurtulmak amacı ile yapmaktır. Bu cahillerin ve gafillerin ibadet şeklidir. İkincisi, Allah korkusu, takva ve günahtan kaçınma niyeti, cehennemden kurtulma ve cennet ümidi ile ibadet etmektir. Bu da uyanıkların, âlimlerin ve Allah’ı bilenlerin ibadet şeklidir. Üçüncüsü ise Allah'ın ibadete layık olduğunu bilerek, kendisinin ise aciz ve fakir bir kul olduğunu bilerek Allah'ın emrine itaat ve kurbiyet niyeti ile ibadet etmektir ki bu ibadetin “ihsan” mertebesidir. Peygamberimiz (sav) “Allah’ı görüyor gibi ibadet ediniz, siz onu görmeseniz de o sizi görür. Bu ihsan mertebesidir” (Müslim, İmân 5, 6; İbn Mâce, Mukaddime, 9) buyurmuşlardır. 2. Muamelât: Muamele insanlar arası, kurumlar arası ve devletlerarası ilişkilerin tamamını tanzim eden hükümlerdir. Velayet, vesayet, evlenme, ticaret, alış-veriş, icare, hacr, sarf, miras, nafaka, boşanma, şüf’a, i’lâ, zıhar, hidane, lian, ric’a, iddet, hıdâne, vekâlet, müzaraa, havâle, kefalet, gasb, vedîa ve âriyet gibi aile hayatı, sosyal ve ekonomik tüm muameleleri içerir. Peygamberimiz (sav) “Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helal ve helali haram kılan şartla müstesna” (Buhârî, İcâre, 14; Tirmizi, Ahkâm, 17; Ebû Dâvûd, Akdıyye, 12) buyurarak muâmelatın sınırlarını belirlemiştir. Kurumlar ve devletlerarası münasebetlere gelince aralarında belirledikleri sözleşmelere göre bir devlet çatısı altında bir araya gelen toplulukların da belirledikleri bu şartlara uymaları dinin emridir. Ancak yukarıdaki hadiste de belirtildiği gibi haram ve helal sınırlarını aşmamaları şarttır. İnsanlar her ne kadar hür ve fail-i muhtar iseler de gerçekte Allah'ın kullarıdırlar. Yaratıcılarına itaatten uzaklaştıkları ölçüde hayır ve iyilikten mahrum kalırlar. 2.1 Adalet: Kurumlarda görev yapanların hangi kurumda ve hangi mertebe ve makamda bulunursa bulunsun yapması gereken şey “adalettir.” Yüce Allah tebadan sözleşmelere uymalarını ve idarecilerine itaat etmelerini isterken idarecilerden de tebasına ve maiyetindekilere adaletle muamele etmesini istemektedir. (Nisa, 4:58; Nahl, 16:90) 2.3 Muavenet / Yardımlaşma: İslam sosyal hayatın devamı ve düzenli yürümesi için mü’minlerin birbirleri ile yardımlaşmasını ister ve emreder. Her şeyden önce bu yardımlaşmanın karşılıksız olması için Faizi yasaklamış ve Zekâtı emretmiştir. İslama göre yardımlaşma Allah için olmalı ve bir menfaat beklentisi olmamalıdır. Yardımlaşmanın istismar edilmemesi ve bir menfaat karşılığı olmaması için de idarecilerin gerekli önlemleri almasını istemektedir. Yüce Allah “Birbirinizle iyilik ve takvâda, birbirinizi kötülükten engellemede yardımlaşın; günah ve haksızlıkta yardımlaşmayın” (Mâide, 5:2) emreder. Peygamberimiz (sav) “Allah’ım! Ümmetimi yönetirken onlara kolaylıkla muamele eden kimseye sen de kolaylık göster. Ümmetime sıkıntı verene sen de zorluk göster” (Müslim, İmare, 19) şeklinde dua buyurmuşlardır. 2.4 Sıyanet / Koruma: İslam hukukunun amacı toplumda yaşayanların can, mal, akıl, din ve namus gibi yüksek değerlerini her türlü tecavüz ve zulümden koruyarak hak ve hürriyetlerini güvence altına almak, hürriyetlerini temin etmektir. Bunun için gerekli önlemleri almak idarecilerin en kutsal görevidir. Adalet de ancak bu temel hak ve hürriyetleri güvence altına almakla sağlanabilir. 3. Ukubat / Cezalar: Ukubat, yani cezalar dinin hukuk yönüdür. Ayet ve hadislerde belirlenen cezalara “had” denir. Allah'ın yasakladığı beş çeşit suça yine dinin koyduğu cezalar şunlardır. Zina, hırsızlık, içki içmek, namuslu kadına iftira ve yol kesme / terör cezalarıdır. Had cezalarına “Hukukullah” yani Allah’ın da denir. İçki içme dışındaki cezalar Kur’ân-ı Kerim ile sabittir. (Zühaylî', Fıkhu’l-İslâmî ve Edille-tüh, 4:284) Kısas ise kul hakkı sayılmıştır. Bundan dolayı hadler arasında sayılmamıştır. Hadler dışında idarecilerin maslahat gereği koyacağı cezalar vardır ki bunlara “tazir cezası” denir. İslam Hukukunun verdiği cezaları şunlardır: 3.1 Zinanın Cezası: Zina eden evli erkek ve kadınlar için recm cezası uygulanır. Bekâr erkek ve kadına ise yüz deynek vurulması ayetle emredilmiştir. Yüce Allah “Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüz deynek vurun. Allah’a ve ahret gününe inanıyorsanız Allah'ın dinini uygulama konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir grup da onların cezalarına şahit olsun” (Nur, 24:2) buyurur. Recm cezası ise peygamberimizin (sav) uygulamaları ile sabittir. Peygamberimiz (sav) “Bir müslümanın kanı ancak üç şekilde helal olur. Zina eden dul, kısas ve irtidat” (Buhârî, Diyât, 66; Müslim, Kasâme 25, 26; Ebû Dâvûd, Hudûd 1; Tirmizi, Hudûd 15; Diyât 10; Darimî, Siyer, 11) buyurmuşlardır. Yine peygamberimiz (sav) efendisinin eşi ile zina eden bekar bir gence yüz deynek vurdurmuş, kadının da itiraf etmesi şartı ile recmedilmesini emretmiştir. (Buhârî, Hudûd, 30, 38, 46, Vekâle, 13; Tirmizî, Hudûd, 5, 8) Peygamberimiz (sav) yine Gamidiye’li bir kadının zina ettiğini ve hamile kaldığını itiraf etmesi üzerine ona çocuğunu doğruması ve emdirmesi için müsaade vermiş ve sonra recmederek cenaze namazını kıldırmıştır. Hz. Ömer’in zina edenin cenaze namazını neden kıldığını sorması üzerine de “O Allah'ın hükmüne boyun eğerek öyle bir tövbe etti ki Medine halkından yetmiş kişiye taksim edilse hepsine yeterli olurdu. Allah için canını feda etmesinden daha değerli ne olabilir” (Müslim, Hudûd, 28; İbn Mâce, Diyet, 36; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, Mısır, 7:109) buyurarak imanının yüksek derecesini beyan etmiştir. Bununla beraber zina gibi gizli işlenen günahların araştırılmaması gerektiği, dört şahitle delillendirilmesi icab ettiği, dört şahit getiremeyenin ise müfteri sayılacağı ayetle hükme bağlanmıştır. (Nur, 24:4) Bu durumda zina cezasına had uygulanması gerçekten çok zorlaştırılmıştır. Bu ceza ancak kişinin kendi itirafı ile sabit olur. Ancak itiraf eden ve cezayı kabul edenlere uygulanabilir. Görenlerin dört şahit bulamadığı takdirde bunu örtbas etmesi ve gizlemesi gerekir ve hiçbir şekilde dedikodu yapmaması icap eder. Şayet dedikodu ve gıybet yaparsa müfteri sayılır ve kedisine seksen değnek vurulur. (Nur, 24:4) Peygamberimiz (sav) bu nedenle “Bir müslümanın ayıbını örtenin Allah da dünya ve ahrette ayıplarını örter” (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr 58, 72, Zikr 38; Ebû Dâvûd, Edeb, 38) buyurarak ayıp ve kusurların gizlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Kendisine zina ettiğini itiraf eden Maiz isimli genç sahabesine “Belki zina etmemişsindir” (Buhârî, Hudûd, 28; Ebû Dâvûd, Hudûd, 23; Ahmed b. Hanbel, 1: 238) buyurarak en az dört defa ikrar ettirmiş, sonra had uygulatmıştır. Yüce Allah recm ve had cezası ile aileyi korumayı ve namusu korumayı amaçlamıştır. 3.2 Hırsızlığın Cezası: yüce Allah hırsızın elinin kesilmesine hükmetmiştir. Bu ceza ile mal güvenliğinin sağlanmasını amaçlamıştır. Kur’ân-ı Kerim “Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ceza olarak ellerini kesin” (Mâide, 5:38) buyurur. Bununla beraber cezalar mutlak olarak uygulanmaz, şartlarına ve oluşumuna bakılır. Hakim buna göre karar verir. Nitekim Hz. Ömer kıtlık senesinde söz konusu cezanın uygulamasını kaldırmış bunun yerine tazir cezası vermiştir. (Bâcî, el-Müntekâ Şerhu’l-Muvatta, 4: 64, 65) 3.3 Kazf / İftira Cezası: Özellikle namuslu kadına iftira cezası Kur’an-ı Kerimde açıkça belirtilir. “Namuslu kadına iftira edip bunu dört şahitle ispat etmeyenlere seksen değnek vurun ve onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin. Çünkü onlar fasıktırlar” (Nur, 4:4) Ancak daha sonra tövbe edip durumlarını düzeltirlerse fasıklık sıfatından kurtulurlar ve şahitlikleri de kabul edilir. (Maide, 5:33-34) 3.4 Hırabe /Yol Kesme Cezası (Bağy / Terör): İdareye, idareciye ve devlete karşı çıkanlara verilecek cezalardır. Kur’ân-ı Kerim “Allah ve Resulüne karşı çıkan ve yeryüzünde fesat çıkaranlara ceza olarak öldürülme, asılma, el ve ayaklarını çapraz olarak kesilmesi ve ya sürgün edilme cezası verilir. Bu onlar için zillettir, ahrette ise onlara büyük bir azap vardır” (Mâide, 5:33) buyurarak belirlemiştir. Bu cezalardan birini vermek işlediği cinayetlerin durumuna göre mahkemece belirlenir. (Serahsi, Mebsut, 9:195; Kasani, Bedayi, 7:93) 3.5 İçki İçmenin Cezası: Sarhoşluk veren içeceklerin tümü içki sayılır ve ayetlerle hadislerle yasaklanmıştır. (Bakara 2:219; Nisa, 4:43; Maide 5:90, 91; A’raf, 7:157; Nahl, 16:67; Buhârî, Müsâkât, 13, Mezâlim, 21; Müslim, Müsâkât, 67, Eşribe, 3-6, 8, 12, 73) Hz. Ebubekir (ra) hilafeti döneminde içki içene 40 değnek had cezası uygulamış, daha sonra Hz. Ömer (ra) bunu iftira cezasına kıyas ederek 80 deyneğe çıkarmıştır. Hz. Ali (ra) da zaman-ı hilafetinde 80 değnek olarak uygulamıştır. (Nur, 24:4; Darimi, Hudud, 10; Müsned-i Ahmed, 4:389; Ebu Zehra, Usul-i Fıkh, 11-12) Hz. Peygamber (sav) içki içen bir sahabesine had cezası uygulatmış sahabelerin bir kısmının “Allah seni rüsvay etsin” demeleri üzerine de “Böyle söyleyerek ona karşı şeytana yardım etmeyiniz” (Buhari, Hudud, 4; Müslim, Hudud, 35; Ebu Davud, Hudud, 35, 36; Tirmizi, Hudud, 14, 15) buyurmuşlardır. SONUÇ: Etiketler: İslam Ahkamı İbadet Muamelat Ukubat Adalet Kitap ve Sünnet Amel-i Salih Haram Kefaret |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|