Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow İSLAM FIKHININ TEMEL KURALLARI
Advertisement
İSLAM FIKHININ TEMEL KURALLARI PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 06 Temmuz 2009
Yazı Index
İSLAM FIKHININ TEMEL KURALLARI
Sayfa 2
Sayfa 3


15. Meşakkat kolaylığı celbeder: Güçlük kolaylığa, sıkıntı genişliğe yol açar. “Kolaylık zorlukla beraberdir.” Bunun için darlık vaktinde ümitsizliğe düşmemek ve genişlik göstermek gerekir. “Bir iş daralınca genişlemeye yüz tutar” kuralı da bununla irtibatlıdır. Bir iş daralıp sıkışınca genişler. Bir iş fazla genişleyince daralır. Borçlu daralır ödeyemez duruma düşerse ödeyebileceği zamana kadar mühlet ve genişlik verilir.

16. Zarar ve mukabele-i biz-zarar yoktur: Bu peygamberimizin (sav) hadisidir. Başkasına zarar vermek doğru olmadığı gibi, zarar görenin zarara mukabil zarar vermesi de yasaktır, meşru değildir. Zarar, zarar vermeyecek şekilde giderilir. Bir adam iş yaparken bir başkasına zarar verirse bu zarar tazmin edilir. Zarar görmek karşıya zarar verme hakkını doğurmaz.

17. Zarar izale edilir: Ayıplı malı iade etmek, zarar verenin bunu tazmin etmesi bu kaideye göredir. Zarar kimden gelirse izale edecek ve tazmin edecek olan da odur. Zarar mümkünse aynen, mümkün değilse karşılığı ödetilerek giderilir. Zulmen alınan bir mal aynen iade edilir, yoksa misli veya bedeli ödenir.

18. Zaruretler haramı helal kılar: Zaruretler mahzurlu olan şeyleri helal kılarlar. Zarurete giren kimse haram maldan zaruret miktarı, ihtiyacı nispetinde kullanabilir; aksi caiz değildir. Kıtlık zamanında lâşeden ölmeyecek kadar yemek caizdir. Ancak “umumu’l-belva” da olsa gayr-i zaruri olan ihtiyaçlar zaruret haline gelse veya harama kendi su-i ihtiyarı ile müptela olsa sonra “zaruret var” diye haramı helal etmez. Mesela, su-i ihtiyari ile içkiye müptela olsa sonra zaruret var diye içki helal olmaz. Kendi ihtiyarı ile olmayan hususlarda caridir. Mesela, silah zoru ile içki içen veya ölüm tehdidi ile küfre zorlanan birisinin kendisini kurtarması için istenileni o anda yapması günah olmaz. Aynı şekilde açlıktan bayılma derecesine giren birisi başkasının malından izinsiz yer, sonra onu tazmin eder.

19. Zaruretler kendi miktarınca tazmin olunur: Zarurete giriftar olan kimse ancak zaruretin derecesine göre kendisini kurtarabilecek miktarı haramdan faydalanabilir, fazlası caiz olmaz. Soğuktan donma ve hasta olma riski ile karşı karşıya olan birisi ancak tehlikeyi savacak kadar başkasının malından faydalanır, sonra tazmin eder.

20. Bir özür için câiz olan şey, özrün zevali ile batıl ve hükümsüz olur:
Hastalık özrü sebebi ile mesheden biri hastalığın kalkması ile mesh etmesi de kalkmış ve hükümsüz kalmış olur.  Teyemmüm eden biri suyu görünce teyemmümü bozulur. Su ile abdest alması gerekir, yoksa ibadeti batıl olur. Şahidin yerine şahitlik yapan biri şahidin özrünün bitmesi ile şahadeti hükümsüz kalır. Asıl gelince vekilliği sona erer.

21. Mani kalkınca memnu avdet eder: Bir şeyin sıhhat ve cevazına mani teşkil eden şey zail olduğu zaman memnu’ olan şey avdet eder. İki kız kardeşin bir nikâh altında bulundurulması caiz olmaz. Ancak nikâh altında olan vefat ederse bu defa diğeri caiz olur. Yani “mani kalkar, memnu avdet eder.” 

22. Bir zarar kendi misliyle izale olunmaz:
Zarar kendisinden daha az bir zararla giderilmeye çalışılır. Büyük zarar küçük zararla giderilir. İki şerden hafif olanı tercih edilir. Bir dükkânın karşısına açılan ikinci bir dükkân birincinin zarar etmemesi için kapatılamaz.

23. Zarar-ı âmmı def için zarar-ı has ihtiyar olunur: Umuma zarar veren bir şey şahsın zarar etmesi dikkate alınmadan giderilir. Toplumun çıkarı ferdin çıkarından daha önemlidir. Bir evin balkonu caddeye zarar veriyorsa şahsın zarar görmesi dikkate alınmaz, balkon yıkılır. Fahiş fiyatla mal satanın malına el konur. Halkı korumak için o şahsın zarar etmesine göz yumulur, o da cezasını çeker.

24. Zarar-ı eşed, zarar-ı ehaf ile izale olunur:
Zararın çoğu az zarar ile kapatılır; daha büyük zarara müsaade edilmez. Buna da bir nevi ehven-i şer denir. Borcunu ödemeyen ve nafakasını vermeyen kimse şayet ödeme imkânına sahipse ödemesi için icbar edilir ve gerekirse hapsedilir.

25. Ehveni’ş-şerreyn ihtiyar olunur: Mümkünatta mutlak hayır ve mutlak şer azdır. Bunlar farzlar ve haramlardır. Bunların arasında şerden kurtarıp hayra götürecek olan pek çok izafi şerler vardır. Daha kötüsüne düşmekten ise hafif olanı ihtiyar ederek büyük şerden kurtulmak esastır. Kangren olmuş parmak kesilerek daha büyük şerden kurtulmak ehven-i şerdir. Cihada asker sevk etmek de böyledir. Büyük şerden korunmak için mal ve asker zayiatını kabullenerek savaşmak esastır.

26. Def-i mefasit, celb-i menafiden evlâdır: Şerri def etmek hayırla uğraşmaktan daha hayırlıdır. Düşman istila ettiği zaman ilim ve ticaretle uğraşmak yerine düşmanı def etmek için bunları bırakıp savaşmak şarttır. Yoksa düşman bunları da alıp helake sebep olacaktır. Hastalıktan ve haramdan korunmak esastır. Bunun için hasta nafileyi terk eder, haccı erteler. Borçlu önce borcu öder, sonra zekât ve sadaka verir. Havuzda su toplanması isteniyorsa önce suyu kaçıran delikleri kapatılır, sonra havuza su verilir.
 
27. Zarar bi-kaderil imkân giderilir:
Zarar mümkün olduğu kadarıyla giderilmeye çalışılır. Mümkün olmayan bir şeyi istemek o işi yapmamak demektir. Yangın çıkınca önce en önemli olan şeyler kurtarılmaya çalışılır. Bir şey bütünüyle elde edilmezse büsbütün terk edilmez. Mümkün olduğu kadarını yapmak, elden gelmeyeni terk etmek için mazeret sayılır, yoksa sorumluluktan kurtulamaz.

28. Hacet umumi olsun, hususi olsun zaruret menzilesine tenzil olunur: Zaruri ihtiyaçları gidermek asıl ve esastır. Ferdin ve cemiyetin ihtiyacını karşılamak gerekiyorsa bu da bir zaruret gibi kabul edilerek yasak kaldırılır ve bu ihtiyaç zaruret olarak kabul edilerek giderilmeye çalışılır.

29. Iztırar gayrın hakkını iptal etmez: Zaruret başkasının hakkını çiğneme hakkını vermez. Aç kalan başkasının ekmeğini yese, sonradan vermesi ve bedelini ödemesi gerekir. Kul hakkı ve başkasının hakkı her zaman haktır ve bu hak ancak ödenerek ve helalleşerek meşru olabilir.

30. Alınması haram olan bir şeyin verilmesi de haramdır: Rüşveti almak da vermek de, faizi almak da vermek de haramdır.

31. İşlenmesi yasak olan bir şeyin istenmesi de yasaktır:
Uyuşturucu kullanmak yasak olduğu gibi bunu başkasına kullandırmak da yasaktır. Adam öldürmek yasak olduğu gibi, teşvik etmek de haramdır ve yasaktır.

32.  Âdet muhakkemdir: Örf ve adet umumun yararına ise muteberdir. Peygamberimiz (sav) “Mü’minlerin güzel gördüğü şey Allah katında da güzeldir” buyurur. Bunun için şer’î delillerin olmadığı yerde adet ve örf ile hükmedilir.

33.  Nâsın istimali bir hüccettir; onunla amel vaciptir: Örf ile hüküm nass ile hüküm gibidir. Zira “kötü örf olmaz” ancak kötü âdet olabilir. Örf akla ve dine ters olmaz. Akarsuyun temiz ve kirli olması halkın bu konudaki telakkisi iledir. Hakkında nass olmayan hususlarda halkın umumî telakkisine itibar olunur.

34. Âdeten mümteni olan bir şey, hakikaten mümtenî gibidir: Bir kimse nesebi belli olmayan biri için ‘bu benim evladım’ derse kabul edilir. Yine nesebi belli olan biri için ‘bu benim oğlum’ derse bu âdeten mümtenî olduğundan hakikaten de mümtenidir; sözüne itibar edilmez.

35. Zamanın değişmesi ile ahkâmın değişmesi inkâr olunamaz: Bu örf ve âdetlerle ilgili hususları kapsar. Yoksa haramlar ve helaller değişmez. Şeriatta da metotlar ve şartlar değişir. Cami kapısının devamlı açık bulunması sünnettir; ancak içindeki eşya ve halıların çalınması tehlikesine karşı namaz vakitleri dışında kapatılmasına cevaz verilmiştir.

36. Âdet ancak muttarit veyahut galip oldukta muteber olur: Her âdet muteber sayılmaz; ancak devam ede gelen ve herkesçe bilinen ve kabul edilen âdetlere itibar edilir. Alışveriş ancak herkesçe kullanılan para ile yapılır ve ihtilaflarda esas alınır. Bu konuda geçerli olan âdete itibar edilir.

37.  İtibar galibedir; nâdire değildir: Vukuu nadir olan bir şey gâlib-i şayi’ olan bir hakkındaki hükmü bozmaz. Yani, istisnalar kaideyi bozmaz. İstisna ile hükmedilemez.

38. Örfen maruf olan bir şey meşrut kılınmış gibidir: Kadınlara verilecek olan mihr örfçe nasılsa şeriat da o şekilde kabul eder. İşçilere verilecek yevmiye ve yemek konusunda örf geçerlidir.

39.  Ticaret erbabınca maruf olan şey, aralarında meşrut gibidir.

40. Örf ile tayin, nass ile tayin gibidir: Ölçü ve tartıya ait hususlar bunlardandır. Genelin kararı ile uygulanan bir şeye muhalif olanların da uyması şarttır.

41. Manî ve muktazî tearuz ederse, mani takdim olunur: Bir adam alacaklısından alacaklısını ödeyene kadar rehin almışsa, icazet vermedikçe rehini satamaz. Ortak bir malın gelirine ancak ortakların rızası ile tasarruf edilir.

42.  Bir şeye tabi olanın hükmü de ona tabi olur: Bir arazi satılınca içindeki ağaçları da atılmış olur. Bir hayvan satılınca karnındaki de satılmış sayılır.

43. Tabi olan şeye ayrıca hüküm verilmez: Bir evin satışına kapısı ve penceresi dâhildir. Kapısı ve penceresi ayrıca hesap edilip satılmaz.

44.  Bir şeye mâlik olan, onun zaruriyatından olan şeye de malik olur: Bir eve sahip olan onun yoluna da sahip olmuş olur. Çünkü eve girmek için yoldan geçmek şarttır.

45. Asıl sakıt oldukta fer’i de sakıt olur: Bir kimse borcunu ödeyince kefilin borcu da sakıt olur. Yine borcunu alan bir alacaklının yanındaki rehini tutma hakkı kalkar. Zira rehin alacağın fer’idir.

46. Sakıt olan şey dönmez: Giden geri gelmez. Hukuken varlığı kalmayan bir şey tekrar vücut bulmaz. Varisler murisin yaptığı üçte bir vasiyetine rıza gösterirse tekrar geri dönmezler.

47. Bir şey bâtıl oldukta onun zımmındaki şey de bâtıl olur. Bir şey gerek aslen, gerekse vasfen gayr-i sahih bir durum alırsa zımmındaki şey de sahih olur.

48. Aslın ifası kabul olmadığı zaman bedeli ifa olunur. Aslını ödemek edâ, bedelini ödemek ise kaza sayılır. Gasbedilen mal aynen duruyorsa sahibine aynen iade edilir. Zayi olmuşsa bedeli ödenir.

49. Teberru ancak kabz ile itmam olur: Hibe teslim alınmadan hibe olmaz. Sadaka da böyledir. Hibe icab, kabul ve kabzı gerektiren bir akittir.

50. İmamın ve idarecinin halk üzerindeki tasarrufu maslahata mebnidir: İdareci maslahata göre halkını idare etmekle yükümlüdür.

51. Velayet-i hasse, velayet-i âmmedem akvadır: Kadı velisi bulunan yetimi evlendiremez; ancak velisi olmadığı zaman velâyet-i âmme yetkisiyle evlendirebilir.

52.  Sözün i’mali ihmalinden evlâdır: Bir söz bir manaya hamli mümkün oldukça ihmal olunmamalıdır. İ’mâli mümkün olmadığında ise ihmal edilir. Malını evladına vakfedenin evladı yoksa torunlarına hamlederek i’mal etmek ihmalden hayırlıdır. “Oğlumu reddettim” derse bu söze itibar edilmez ve ihmal edilir. Babalık ve oğulluk tabii haktır.

 
< Önceki   Sonraki >