M. Ali KAYA
Şeriat Kavramı:
İslamdan önceki şeraitlerden kastedilen İbrahim, (as) Musa, (as) Davud (as) ve İsa (as) gibi peygamberlere Allah'ın gönderdiği hükümlerdir. Bu hükümlerin İslam fıkhında delil olarak kabul edilip edilmeyeceği hususlar medar-ı münakaşa olmuştur.
Din ve şeriat “Yüce Allah'ın kulları için va’z ve teşri’ ettiği hükümlere” verilen isim olması itibarıyla aynı anlamı ifade eder. Ancak din daha geneldir, şeriat ise dinin içinde özel bir alan olan “Hukuk” sistemine denmektedir. Din ise “Akıllı insanları kendi hür iradeleri ile hayra götüren ilâhî mesajlar” anlamındadır ki bu her şeyden önce inanç ve düşünce sistemini anlatır. Sonra inanç ve düşünce sistemi üzerine oturan ibadet, hukuk ve ahlakın tamamını kapsar. Şeriat ise, amelî hükümleri içine alan dinin bir bölümüdür.
Din insanları saadete ulaştıran ilahî nizamdır. Dinin iki yönü vardır. Birincisi akla kalbe bakan inanç yönü, ikincisi ise muamelata ve insanın fiillerine bakan yönüdür. Birincisine itikat ve inanç, ikincisine ise ibadet ve ahlak denir. Dinin inanç yönü ilk insan ilk peygamber Âdem (as) zamanından itibaren değişmeden gelmiştir. Ancak diğer semavi kitaplarda Kur’ân gibi fazla teferruata girmemiştir. Muamelat ve ibadete ait hususlar ise şeriat kavramı içine girdiği için zamana ve şartlara göre değişime olmuştur. Kur’ân-ı Kerimin nazil olmasına kadar önceki şeriatler birbirlerini desteklemekte ve eksik olanları tamamlamaktaydı. Ancak Kur’ân-ı Kerim nazil olduktan sonra bütün diğer şeriatler nesholmuştur. Çünkü Kur’ân-ı Kerimin şeraiti kıyamete kadar bütün insanların bütün ihtiyaçlarına cevap vermektedir.
Şeriat insanların ihtiyaçlarını giderme ve adaleti sağlamak için insanların dünyaya ve muamelata ve ibadete ait hükümleri olduğu için üçe ayrılır. Birincisi, münzel şeraittir. Bu kitap ve sünnetle sabit olan hükümlerdir ki bunlara uymak inananlar için vaciptir. İkincisi, müevvel şeriattır ki, müçtehitlerin kitap ve sünnete dayanarak çıkardıkları fer’î hükümlerdir. Bunlarda kıyas ve icmâ ile çıkarılan hükümler yine şeriatın alını oluşturmakla beraber kitap ve sünnete göre fer’îdir. Bunlara uymak vâcip olmakla beraber içtihattan aciz olanlar için bunlara uymak caizdir. Üçüncüsü ise, mübeddel şeriattır. Bu nevi hükümler şeriatın nasslarına ve usulüne uygun bir surette tevil edilmediği için elde edilen hükümler de yanlıştır ve bunlara uymak haramdır.
Şer’ü Men Kablenâ (Geçmiş Şeriatler)
Rivayetlere göre Âdem’den (as) Hz. Muhammed’e (asv) kadar 124 bin peygamber gelmiştir. Bunların bir kısmına kitap ve şeriat verilmiştir. Bu şeraitlerdeki itikadi ve ahlâkî hükümler değişmese de ibadete, muamelâta ve cezalara ait hususlar değişiklik arzetmektedir. İslam dini kendisinden önce gelen şeraitlerdeki hükümlerin bir kısmını neshetmiş, bir kısmını da aynen veya değiştirerek almıştır. Bir kısmında ise açıklamada bulunmamıştır.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde önceki şeriatlere ait bir kısım hükümleri neshettiğini görmekteyiz. Mesela, “Biz Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık.” (En’âm, 6:146) Bu ayette Yahudilere haram kılınan bir kısım hususlar anlatılmaktadır. Peygamberimiz (sav) de “Bana ganimetler helâl kılındı. Benden önceki ümmetlerden kimseye helâl kılınmamıştı” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2: 252, 412) hadisi de bir kısım yasakların Müslümanlara helal kılındığını ifade etmektedir.
Kısas, namaz, oruç, kurban gibi birçok hükümlerin de bir takım değişiklikler yapılarak emredildiği ve yürürlükte kaldığı görülmektedir. Kur’ân-ı Kerimde zikredilen bir kısım hükümler vardır ki bunlarla amel edilip edilmeyeceği tam olarak belirtilmemiştir. Dolayısıyla bunların neshedilip edilmediği bilinmemektedir. Mesela “Biz Tevrat’da onlara cana can, dişe diş, göze göz, kulağa kulak, buruna burun dedik. Hülasa bütün yaralar birbirine kısastır” (Maide, 5:45) ayetinde belirtilen hükümlerle amel edilip edilmeyeceği belirtilmemiştir. Bu konuda fakihler arasında ihtilaf vaki olmuştur.
Bununla beraber müçtehitlerin ve fakihlerin çoğunluğu peygamber kıssalarında geçen hükümleri delil olarak almış ve birçok ahkâmı bunlara bina etmişlerdir. Meselâ, Hz. Musa’nın (as) Şuayb’ın (as) yanında ücretle çalışması (Kasas, 28:24-28) icare akdine delil kabul edilmiştir. (Kasan, Bedayiu’s-Sanayi, 4:173) bunun gibi pek çok hususlar peygamberlerin ve eski şeriatlerin Kur’ân-ı Kerimde geçmesi kaydı ile delil olarak kullanıldığını göstermektedir.
Geçmiş Peygamberlerin şeraitleri ikiye ayrılır. Birincisi Kur’anda ve Sünnette zikredilmeyen hükümlerdir. İttifakla bu gibi hükümlerle mükellef olmadığımız gibi ahkâmda delil olarak da ele alınmazlar. İkincisi, Kur’ân ve Sünnette zikri geçen hükümlerdir. Bunlar da üç nevidir. Birincisi, neshedilerek hükmü sona erenlerdir. “Yahudilere tırnaklı hayvanların haram olması ve koyunun iç yağının haram edilmesi” (En’am, 6:164) yine “Leş, kan ve domuz eti hariç diğerleri haram değildir” (En’am, 6:145) ayeti ile neshedilmiştir. Dolayısıyla peygamberimiz (sav) “ganimet malının haramlığının kaldırması” gibi hğkmü kaldırılan husular ve Kur’ân-ı Kerim tarafından hükmü kaldırıldığı ifade edilen hususlarla amel caiz değildir. İkincisi, bizim şeriatımızla ibka edilen hükümler. Mesela, “Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizlere de farz kılındı” (Bakara, 2:183) “Kurban kesin, bu ceddiniz İbrahim’in sünnetidir” hadisinde olduğu gibi bu hususlar Kur’ân ve Sünnet ile te’yit edilmiş eski şeriat hükümleridir. Uyması mutlak gereklidir. Bu nevi hükümlerin Yahudilikte ve Hırıstiyanlıkta bulunması oradan geldiği için uygulamayı engelleme doğru değildir. Bunlar onlara da bize de Allah'ın hükmüdür. Üçüncüsü ise, red ve kabul edilmeksizin Yüce Allah'ın Kur’ân-ı Kerimde kıssa halinde naklettiği veya Resulullah’ın lisanı ile anlattığı hükümlerdir. Bunlar konusunda ihtilaf vardır. Misal, “Tevratta onlara şöyle yazdık. Cana can, göze göz, dişe diş ve yaralar da kısastır.” (Mâide, 5:45)
Önceki Şeriatlerin Delil Olması:
Hanefi ve Malikî’ler ve Şafii’lerin bir kısmı Ahmet b. Hambe’den gelen râcih kavle göre eski ümmetlerin şeraitleri tahrif edilmiş olan kitaplarında değil, Kur’ân ve Sünnet yoluyla gelen şeriatleri bizim için de geçerlidir. Onlar ile amel edilir ve onlara uymak bizim için vaciptir.
Burada üç hususa dikkat etmek gerekmektedir. Birincisi: İslam kaynaklarından yani, kitap ve sünnetten gelmeyen eski şeriat hükümlerine itibar edilmez. İkincisi: Neshedildiğine dair delil bulunan hükümler bizim için delil olmaz. Eski kavimlere ait hükümler de bizim için bir delil olmaz. Üçüncüsü: Önceki şeraitlerde olduğu gibi İslamda da geçerli olduğu nasslarla, yani kitap ve sünnet ile sabit olan hükümler muteberdir. Yani “Ey iman edenler! Sizden önceki kavimlere farz kılındığı gibi oruç sizin için de farz kılınmıştır” (Bakara, 2:183) ayetinde olduğu gibi kesinlikle farzdır.
Kısas eski şeraitlerde uygulandığı gibi bizim şeriatımızda da Kur’ân-ı Kerimde geçtiği için uygulanır. Hanefiler “cana can” lafzından zımmîyi öldüren müslümanın, kadını öldüren erkeğin kısasen öldürülmesinin caiz olduğuna hükmetmişlerdir.
“Önceki şeraitlerle biz mükellef değiliz” diyenler “Her birinize bir şeriat bir yol verdik” (Mâide, 5:48) ayetidir. “İslam şeriatı bütün diğer şeriatleri neshetmiştir. Bunda icmâ vardır” demişlerdir. Bununla beraber Kur’ân-ı Kerimin neshetmediği ve hakkında sükût ettiği hükümler vardır. Zira Kur’a ve İslam şeriatı eski şeriatlerin yanlışlarını tashih, doğrularını tasdik etmiştir. Tasdik ettiği doğruları ile amel etmek neden câiz olmasın? Çünkü onlar da sonuçta Allah'ın hükmüdür. Tahrif bütünü değiştirmek anlamına gelmez, inançta ve ahkâmda sapma anlamındadır. O da yeni bir kitap ve şeriatle zaten düzeltilmiştir. Bütün dinlerde haramların aynı kalması ve ancak bir kısmının değişmesi bunun örneğidir.
Kur’ân-ı Kerimde önceki peygamberlere uymayı emreden deliller de vardır. “Onlar, Allah'ın hidayete erdirdiği kimselerdir, sen de onların doğru yoluna uy.” (En’am, 6:90) “Puta tapmayan ve tevhidi esas alan İbrahim’in hanif milletine ve dinine uy diye vahyettik” (Nahl, 16:123) Peygamberimiz (sav) “Her peygamber kendi kavmine gönderilmiştir; ancak ben bütün insanlığa gönderildim” (Buhari, Teyemmüm, 1; Salat, 56) buyuran peygamberimiz (sav) bütün insanlığa gönderildiği ve kıyamete kadar bütün zamanların peygamberi olduğu ve ahkamı da bütün peygamberlerin ahkamını cami bulunduğu için Kur’ân-ı Kerimde geçen ve hala daha geçerli olduğu sabit olan hükümlere yerine ve zamanına göre uymak ve uygulamak neden mümkün olmasın?
Sonuç olarak: Şeriatın sahibi Allah’tır. Allah Âdem (as) zamanından kıyamete kadar geçerli olacak ahkâmı peygamberleri ile bizlere haber vermiştir. Peygamberimize (sav) kadar şeriat insanlığın gelişmesine uygun tekâmül ederek gönderilmiş ve Kur’ân-ı Kerim ile tekâmülü de son bulmuştur. Kur’ân-ı Kerim ise doğruları tasdik ve yanlışları tashih ederek eski şeriatleri tamamlamıştır. Allah'ın dini birdir. Hepsi de Allah’tandır. Ahkâmda teferruata ait meselelerde Kur’ân-ı Kerimde geçen peygamber kıssalarında geçen hükümlerle amel etmekte ve ahkâmın istinbatında onlardan faydalanmakta ve delil olarak da onları göstermekte hiçbir sakınca yoktur. Bilakis heva ve heves yerine ahkâmda Kur’ânı ve Hadisi delil olarak almanın sonucudur. Müçtehitler de gerek kıyas gerekse icmâ yolu ile bir hüküm koyduları zaman ümmetin onlara uyması ve uygulaması vacip olur. Etiketler: Şeriat Önceki Şeriatler Din ve Şeriat Dinin Amacı İtaikat İbadet Ahlak Geçmiş Şeriatler |