Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow İtikatta Metot / Usul-i İmaniye
Advertisement
İtikatta Metot / Usul-i İmaniye PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 09 Kasım 2009
M. Ali KAYA
Usul-i imaniye, imanla ilgili temel prensipler ve imanın genel kuralları ve metotları anlamına gelmektedir. Usul-i imaniye bir noktada usul-i diniyedir. Din, iman demektir. İtikadî meseleler zanni delillerle değil, kat’î delillerle sabit olur. İtikat, akitten gelir. Akit kul ile Allah arasındadır. Akdin gereği Allah'a teslimiyettir. Yüce Allah zanni bilgileri delil kabul etmez. (6:148) Tahmin ve zanna dayanan bilgiler doğru olmadığı için imana ait bilgi sayılmaz. Müşrikler zanna uyarlar. “Zan ise hiçbir şey değildir.” (Yunus, 10:36) Bu nedenle iman delillere dayanır; küfür ise zanni bilgilere dayanır.

İtikat zanni bilgileri kabul etmez. Bu nedenle itikadi hükümlerin kaynağı kesin ve mütevatir delil olan Kur’ân-ı Kerimdir. İtikadî bilgilerin kaynağı kesin bilgilerdir. Zan, şüpheyi içinde barındıran bilgidir. İtikatta ise kesinlik şarttır. Yüzde yüz kesinlik inançtır. Yüzde doksan dokuz inanç ise yüzde bir zannı içinde barındırdığı için inanç sayılmaz. Zan şüphe demektir. Şüphe ile iman bir arada bulunmaz. İtikadî hükümler hem sübutu, hem manaya delâleti kesin olan kat’î delillerle ve mütevatir haberle sabit olur. Amelî hükümlerde ise zann-ı galiple hükmetmek muteberdir.  

 
Bir şeyin hak ve hakikat olması için her şeyden önce akıl ve usul ilimlerinin ölçüleriyle uyum içinde olması gerekir. Din de bunların dışında olamaz. Doğru bilginin kaynakları bütün bilginlerin ittifakı ile üçtür. Birincisi, “Havass-ı Selime” dediğimiz sağlam duyularımız. İkincisi, “Akl-ı Selim” dediğimiz yanlışlardan salim akıl. Üçüncüsü ise, “Haber-i Sadık” dediğimiz “Mütevatir Haber”dir. Bu üç temel kaynaktan gelen bilgilerimiz şüphe kabul etmeyen doğru bilgilerimizin kaynağını teşkil eder. Bu kaynaklardan edindiğimiz bilgilere “Yakînî Bilgi” yani şaşmaz doğru bilgi denir.

Yakînî bilgilerimiz de zayıf ve güçlü olmaları bakımından üçe ayrılır. Birincisi, “İlme’l-Yakîn”dir. Yani, yukarıda belirtilen üç kaynaktan gelen ilmî verilerdir. “Dünya yuvarlaktır.” “Bediüzzaman büyük bir mütefekkirdir” ve “Allah vardır ve birdir” gibi bilgilerimiz böyledir. Bu bilgilerimizin çoğu işitmeye ve okumaya bağlı olan bilgilerimizdir. Bu nevi bilgilere “Simâî Bilgiler” de denir. Simâî ve kitâbî bilgilerimiz aklî ve haberî bilgilerimizi teşkil ederler. İkincisi, “Ayne’l-Yakîn” bilgilerimizdir. Bu yakînî bilgilerimizin ikinci yüksek derecesidir. Gözümüzle görerek işin hakikatine vakıf olmaktır. Görmek işitmek gibi değildir; görmeyle kazanılan bilgiler daha sağlamdır. Dünyanın yuvarlaklığını uzaydan görmek ve Ankara’yı gözümüzle görmek gibi bilgiler bu nevidendir. Allah'ın kudret eserlerini görmek ve bunların “Esma-i Hüsnâ”nın tecellileri olduğunu bilmek bu nevi bilgilerimizdir. Üçüncüsü ise “Hakka’-Yakîn” bilgilerimizdir. Bu nevi bilgiler ise, yakînî bilgilerimizin en güçlüsüdür. Bizzat yaşamak ve hissetmekle kazandığımız bilgilerdir. Ankara’da yaşamak ve Bediüzzaman’ın eserlerini okumak ve istifade etmek gibi bizatihi içinde yaşayarak edindiğimiz bilgiler bu nevi bilgilerimizdir.

İmana ait bilgilerimizin kaynakları da mucize ile müeyyed “Haber-i Resulün” en sağlam kaynağı olan “Haber-i Mütevatirin” “Yakînî” kısmından gelen bilgilerdir. Bu sağlam temellere ve bilgi kaynaklarına dayanmayan bir mesele “İmânî” bir hüküm olamaz. İman sahih ve sağlam bilgilere dayanan hakikatin ifadesidir.

Kur’an-ı Kerim bir iman ve itikat kitabı olarak bize “Mütevatir Haber” kaynaklarıyla gelmiş olduğu gibi, kendisi de kırk yönü ile mucize ve yedi cihetle harika olduğu Bediüzzaman’ın “İşârâtu’l-İ’câz” ve “Mu’cizât-ı Kur’âniye” Risaleleri ile aklî ve ilmî delillerle ispat edilmiştir. Bu cihetle bize verdiği bütün bilgileri imanîdir, zıtlarına imkân-ı ilmî ve aklî olmayan hak ve hakikattir.

“Allah katında din İslâm’dır” (Âl-i İmran, 3:19) ayet-i kerimesi İslam dininin hak ve hakikatten, fıtrattan, tüm kâinatın yaratıcısının birliğinden, yani “Tevhitten” kaynaklandığını ifade eden çok muazzam bir hakikattir. Varlığın tamamı bir elden çıktığı için, insanı yaratan elbette kâinatı yaratan yüce kudrettir ve insanın ve kâinatın yaratılış hikmetini anlatan kitabı da gönderen elbette O’dur. Bu bakımdan hak din ancak “Tevhid” hakikatini anlatan bir dindir. Bundan dolayı tevhidi ders veren “İslam Dini” bütün ehl-i hakikatin ittifakı ile hak dindir. İnancın temeli tevhittir. Sonra nübüvvet ve ahret inancı gelir. Bu inanç daha önceki peygamberlerin de inancıdır. (Nisa, 4:163) Kur’ân-ı Kerim daha önceki peygamberlerin kitaplarını da tasdik eder. (Fatır, 31) Vahiy ve peygamber varsa, melekler ve kitaplar da vardır. (Nahl, 2; Âl-i İmran, 3:3-4; İsra, 17:55; Hadid, 57:25)

İman, “kalben kesin tasdik etmek ve şüpheye yer vermemek” anlamına gelmektedir. Bu da peygamberin (sav) Allah’tan getirdiği “Zaruriyat-ı diniye” denilen hükümleri tereddütsüz kabul etmek, hak ve hakikat olduğunu kabul etmektir. İman bir bütün olduğu için zerresi ile bütünü birdir. Işık ve nur gibi ki, azı da çoğu da nur ve ışıktır. İman zaruriyat-ı diniyeye inanmaktır, mahiyetlerini bilmek şart değildir. Zira mahiyetini ve hakikatini öğrenmek imanın kemali ve tekâmülü, yani imanı ilim ve amelle takviye etmek için gerekir. İmanın aslı ise zaruriyata şüphe duymadan inanmaktır. Bu nedenle zerre kadar imanı olanı cehennemden kurtulur. (Buhari, İman, 15; Müslim, İman, 82) Bir hükmün itikadi hüküm olmasının iki temel şartı vardır. Birincisi, Kur’an ve Mütevatir Sünnet gibi iki sağlam temel kaynağa dayanması… İkincisi de aklın Temel Nasslardan çıkan hükümleri “Usul-i İmaniye”ye ve “Usul-i Dine” aykırı şekilde yorumlamaması gerekir. Kur’ân “kendisinden şüphe duyulmayan Allah kelâmıdır.” (Bakara, 2:2) Bu nedenle itikadi konuların kaynağı Kur’ân-ı Kerimdir. Peygamberimizin (sav) mütevatir hadisleri ile amele müteallik hususları da mütevatiren bize kadar gelmiştir. Dolayısıyla mütevatir hadisler itikadi hususlarda delil olabilir. Zaten Kur’ân-ı Kerim de bize tevatüren gelmiştir. Tevatür ise kesin delildir.

İmana ait hükümlerin icmâlî bir şekilde bilinmesi ve kalben tasdik edilmesi iman için yeterlidir. Tafsilî bir surette imana ait hükümlerin bilinmesi kişinin itikadını ilimle ve aklî delillerle takviye etmesi ve güçlendirmesi için gereklidir. İcmâlî imanın şartı ise “Allah'a ve peygamberine inanmaktır.” Peygambere iman edilmediği sürece iman makbul olmaz. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kalbinde arpa ve buğday tanesi kadar imanı olduğu halde ‘Lâ ilâhe illallah Muhammed Resulullah’ diyen kimse cehennemden kurtulur” (Buhari, iman, 33; Tirmizi, Cehennem, 9; İbn-i Mâce, Zühd, 37) buyurarak imanın iki rüknünün birbirinden ayrılmayacağını açıkça ifade etmiştir. Birbirinden ayrılmayan ve biri birisiz olmayan bir şeyin birini kabul etmemek diğerini de kabul etmemek anlamına gelir.

Tafsili iman ise, imana ait hükümleri delilleri ve tafsilatı ile bilmektir. Bunun da dereceleri ve mertebeleri vardır ki bunlar yukarıda ifade edildiği gibi “İlme’l-Yakîn”den “Hakka’l-Yakîne” kadar ve oradan da sonsuza kadar gider. İman kesin inanç gerektirdiği için imanî hükümler de yakîn gerektirir ve bunun için tahkiki imanın mertebeleri “Yakînî” ilim ifade eden mertebelerdir.

İmanî hükümler amelî ve ahlâkî hükümleri de kapsam alanına itikat yönü ile dahil eder. Zira namaz, oruç, hac ve zekât gibi amelî hükümlerin ve adalettin Allah’ın emri olması ve Allah'ın zulmü yasaklaması gibi hukukî ve ahlâkî hükümlerin Allah'ın emri olduğuna inanmak imana ait bir hükümdür. İnkârı küfrü gerektirir. Ancak Allah'ın emri ve yasağı olduğunu kabul etmekle beraber ihmali küfrü değil, günahkâr olmayı netice verir. Günahlar ise insanı küfre sokmaz; ancak Allah'a isyan etmeyi netice verir; kul bu günahına tövbe ederse o zaman Allah onu affı ve merhameti ile karşılar. Böylece kul isyanından dolayı cehennemi hak ederek cehenneme girmiş olsa da imanından dolayı affa ve şefaate mazhar olarak cennete girebilir. Burada da amelin iman ile ilişkisinin olduğu, ancak amelde ihmal ve kusurun imana zarar vermediği, kişiyi günahkâr ve isyankâr kul durumuna düşürdüğü anlaşılır.

Amel imandan bir cüz, bir parça olmamakla beraber, imansız amel Allah katında makbul değildir. Kişi işlediği günahı helal saymadığı, Allah'ın yasağı olarak kabul ederek işlediği sürece mü’min sayılır. Zira yüce Allah “iman edenler ve salih amel işleyenler” (Bakara, 2:227; Hud, 11:23) buyurarak iman ile salih ameli ayırmıştır. Mü’minlerin hislerine kapılarak ve aldanarak günaha ve harama girebileceği, mü’minlere düşmanlık yapabilecekleri, ancak barışma ve tövbe etme imkânının olduğu ifade edilmiştir. (Hucurat, 49:9; Bakara, 2:178; Tahrim, 66:8) 
       
İmanın makbul olması için, “baskı ve tehdide” değil “hür iradeye” dayanması gerekir. Zorla iman makbul değildir. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2:256) İman ihtiyari bir şekilde aklın kabul etmesi ve kalbin tatmin olması sonucu kalpte meydana gelen bir nur ve bir aydınlıktır. Din akla yapılan bir tekliftir. İradeyi elinden almaz. Kişiyi zorlamaz ve kendi iradesi ile kabul etmeye bırakır. İkincisi, iman bir bütündür, parçalanamaz. Durum böyle olunca iman esaslarından birini, Kur’ân-ı Kerimin bir ayetini veya farz veya haram olan bir hükmü kabul etmemek gibi imana aykırı bir tutum içinde olması gerekir. Üçüncüsü ise, mü’min Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemeli, azabından emin olmamalıdır. Allah’tan ümit kesenler ve azabından emin olanlar Allah’ı bilmeyenler ve inanmayanlardır. (Yusuf, 12:87; A’raf, 7:99)

Sonuç olarak iman Hz. Peygamberin din adına Allah tarafından getirdiğini iddia ettiği şeylerin tümünü kalben inanarak tasdik etmek; küfür ise inkâr, ret ve beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır. Dini değerlerle alay etmek de buna dâhildir. Küfür alameti olan bu gibi hususları yapmamakla beraber inandığını söyleyen ve imanını ikrar eden herkes mü’min sayılır. İnandığını söyleyen birisini küfürle itham etmek ise en büyük günahtır.


Etiketler:  Usul-i İmaniye İtikatta Metot Delil Din İman Zan Mütevatir Haber Yakîn Tafsili İman İcmali İman
 
< Önceki   Sonraki >
DIN
İMAN
MüTEVATIR HABER
DELIL
ZAN
USUL-I İMANIYE