Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Kavaid-i Usul-i İmaniye PDF Yazdır E-posta
Cuma, 22 Temmuz 2011

M. Ali KAYA
Usul, amaca insanı ulaştıran ve gerçeği ortaya çıkaran, insanı yanlışlardan koruyan metotlardır.
Yol olmadan hakka ulaşılamayacağı gibi, yol yapmadan da insanları hak ve hakikate sevk etmek mümkün olmaz. Bu nedenle yüce Allah hakka ve hidayete yol ile gidileceğini beyan etmiş ve “Bizi doğru yola hidayet et!” (Fatiha, 1:5) şeklinde dua etmemizi istemiş ve her gün beş vakit namazda en az kırk defa bu şekilde dua etme usulünü getirmiştir. Biz de istifade ettiğimiz Risale-i Nur külliyatından ve bilhassa “Mesnevi-i Nuriye” isimli eserinden “Usul-i İmaniyeye” yani “Usul-i Akaid ve Kelama” ait Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin keşfettiği ve ortaya koyduğu kuralları maddeler halinde çıkararak daha kolay istifade edilmesi arzusu ile bir araya getirdik. Sonra bunları kısaca açıklamaya çalıştık.   

1. Bir küll neye muhtaç ise cüz de ona muhtaçtır: Bir ağaç neye muhtaç ise bir tohumun da ona ihtiyacı vardır. Zira bir ağaç için hava, su, güneş, toprağa ihtiyaç olduğu gibi, bir tohum için de bunlara ihtiyaç vardır. Demek ağacın halıkı kim ise tohumun da yaratıcısı odur.
 

 
2. İspat edenin sözü nefyedene müreccahtır: Bir iddiayı ispat eden onu göstererek veya ona dair bir delil orataya koyarak davasını ispat eder. İnkâr edenler ise onun olmadığını ispat etmek durumundadır. Bu ise bütün yeryüzünü gezerek ve her yeri gösterek ancak ispat edilebilir. Bu ise mümkün değildir. Bu nedenle hakaık-i imaniyeye dair inkarlar ispat edilemezler. İddiadan öte bir mana ifade etmez.
 
3. Bir mü’minin imanına diğer mü’minlerin imanı güç verir: İman, iman edenler sayısınca güç kazanır ve mü’minin imanını takviye eder. Zira kendisinin inandığı gibi diğer mü’minlerin inanması onun imanına delil sayılır. Herkes aynı şeyi iddia ve birbirinin inacını takviye ediyor demektir.

4. Bir konuda ehl-i ihtisasın sözü geçerlidir: Bir hastalığın teşhis ve tedavisinde o sahada eğitim görmüş pratisyen bir hekimin sözü başka sahalarda zirvede olanların sözlerine tercih edilir. Bu nedenle aklı gözüne inmiş ve maneviyatta körleşmiş olan Avrupa filozoflarının din ve İslamiyet konusundaki sözleri geçersizdir. 
 
5. Fikirler sonuçları ile değerlendirilir: Çekirdeği ispat eden meyvesidir. Tohumlar birbirine benzerler ancak ağaç olunca ve meyve verince ne oldukları anlaşılır. Fikirler de böyledir. Fikirler görünüşte çok parlak olabilir ancak sonuçta anarşi ve kargaşayı netice veriyorsa zararlı sayılır.

6. Ameller sonuçlarına göre değerlendirilir: Ameller, işler sonuçları müspet ve faydalı ise iyi sayılır. Ancak sonuçta zararlı ise veya sonuca yaklaşınca amel terk edilirse fayda sağlamaz ve yapılan iş, amel ve ibadet veya inanç kişiye fayda vermez.

7. Cenab-ı Hakkın masivasına manay-ı harfiyle onun hesabına bakmak lâzımdır. Manay-ı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır: Zira varlığın kendi kendine vücuda gelmesi ve hayat sahibi olması muhaldir. Ancak Allah’ın yaratması ile vücuda gelebilir ve her şey onu eseridir. Bu nedenle kendi başına varlığı ve değeri yoktur. Ancak Allah’ın varlığını, ustalığını, ilmini, iradesini ve kudretini gösterir. Binaenaleyh, sanata bakıldığı zaman Sani, nimete bakıldığı zaman mün’im-i hakiki zihne ve akla gelmelidir.

8. Niyet ile nazar mahiyet-i eşyayı tağyir eder: Niyet âdi bir hareketi Allah’ın emri ve peygamberin sünnetini işlemek niyeti ile ibadete çevirirken, riya için yapılan bir ibadeti günaha kalbeder. Maddiyata sebepler adına ve hesabına bakılırsa cehalettir; Allah hesabına olursa marifet-i İlahiyedir.

9. Ene, künûz-u mahfiye olan “Esma-i İlahiyenin” anahtarıdır: Allah’ın sonsuz hazineleri vardır ve bu hazineler Allah’ın isimleridir. Zira bu isimlerin eşyada tecellisi ile Allah’ın varlığı, hazineleri ve nimetleri zuhur eder. Varlığın ve hazinelerin bilinmesi ise insanın enaniyetine, benliğine bağlıdır. Bir insan ancak kendisinde bulunan “sahiplik ve benlik” duygusu ile Allah’ın her şeye sahip olduğunu idrak edip anlayabilir. “Ben bu hanenin ve şu eşyanın sahibi olduğum gibi, Allah da kâinatın ve her şeyin sahibidir” der. “Ben cüzi kuvvetimle bunu yapabiliyorsam Allah da her şeyi kudreti ile yapabilir” der. “Ben hanemi ve işimi idare ediyorsam Allah da kâinatı idare ediyor” diyerek Allah’ı tanımaya vasıta olur. Şayet kendisini mal sahibi zanneder ve Allah’ın işlerini kendisine mal etmeye çalışırsa dalalete düşer.

10. Her eser ustaya delildir: Ustayı tanıtan eseridir. Bir insan ben ustayım demekle usta olmadığı ve sanatkârlığı ustalığı bilinmediği için Allah kendi zatını gizlemiş, eserlerini, sanatlarını ve ustalığını öne çıkarmıştır ki şuurlu ve akıllı varlıklar eserine bakarak kendisini daha iyi tanısınlar. Eserdeki ustalık, ustanın maharetine delildir.

11. Nübüvvet öyle bir çekirdektir ki, İslamiyet şeceresi bütün semeratıyla ve çiçekleriyle ondan çıkmıştır: İslamiyet Kur’ân-ı Kerimin şahsi ve sosyal hayata uygulanması, Allah’ın emir ve yasaklarının yaşanmasıdır. İslamiyetin yaşanması ancak peygamberin uygulamasına bağlıdır. Peygamber olmazsa Allah’ın emirleri ve yasakları uygulanamaz ve ibadet yapılamaz. Bunun içindir ki Hıristiyanlar Hz. İsa’yı bir peygamber olarak kabul etmedikleri ve kendisine ulûhiyet tanıdıkları için din tahrif edilmiş ve ibadet ortadan kalkmıştır. 

12. Bir harf kendisini bir harf kadar gösterirken kâtibini bir satır kadar ifade eder: Bir harf, misal olarak “A” harfi kendisini ancak A kadar ifade eder. Onu yazanın ise hayatına, ilmine, iradesine, kudretine, gördüğüne, işittiğine ve yazmadaki ustalığına delalet ettiği için yazarını bir satır kadar ifade eder. Öyle de kâinattaki varlıkları kendilerini bir isimle tarif ederlerken, yaratıcısı olan Allah’ın kendilerinde tecelli eden isim ve sıfatları kadar yaratıcıyı tarif ederler.

13. İbadetin manası kulun aczini, fakrını anlayarak dergah-ı ilahiyeye yönelmektir: İbadet kulun acizliğini, ihtiyacını anlayarak eksiklerini ve kusurlarını görüp Allah’a yönelmesi ve tevazu ile halkın arasına karışarak insanlara şefkatle muamele etmesi ve yardımcı olmasıdır.

14. Kuraklık ve beliyyelerin istilası o nevi ibadet ve duanın vaktidir: Güneşin batması ve günün aydınlanması sabah ve akşam namazının vakti olduğu gibi, kuraklık, hastalık, bela ve musibetler de kulun aczini anlayarak dergah-ı ilahiyeye tezellül ile el açıp dua etmesinin vaktidir. Yoksa o gibi sıkıntılarının izalesi ve giderilmesi için değildir. Nasıl ki “Husüf ve Küsuf Namazı” ay ve güneşin tutulması vaktinde kılınır. Yoksa zaten açılması belli olan güneş ve ayın açılması için değildir.

15. Bir cemaatin mesaisine terettüp eden semeratı bir şahsa isnat etmek büyük bir zulümdür: Çok insanların bir araya gelerek yaptıkları bir iş ve sonuçta elde edilen başarı ve zafer hepsine aittir. Bu nedenle bir kaleyi fetheden askerlerin tamamına elde edilen ganimet pay edilir. Şayet bütün ganimet kumandana verilirse asker ayısınca haksızlık ve zulümdür. Yapılan din hizmetleri de tüm yapanlara aittir. Birine isnat etmek bunun gibi haksızlık ve zulümdür.

16. Varlıktaki kemalat esma-i ilâhiyenin tecellisine aittir, zati malı değildir: Varlık yaratıcının eseridir. Varlıktaki güzellikler de yaratının ona verdiği özelliklerdir. Dolayısıyla onlara sahiplenemez ve onlarla övünemez. Ancak Allah’ın kendisine verdiği bu şeyleri iradesi ve çalışması ile ibadet niyeti ile geliştirir ve kendi emeğini katarak kabiliyetlerini hayra ve şerre yönlendirirse sonuçtan hissesini alır hayır ise mükâfatını, şer ise cezasını hak eder.


Etiketler:  Kavaid Usul Metot Kavaid-i Usul-i İmaniye Varlık Yaratıcı Usta Sani Hidayet İman Amel
 
< Önceki   Sonraki >
İMAN
VARLıK
HIDAYET
USUL
AMEL
METOT
KAVAID