|
M. Ali KAYA
ZÂMÂN VE KEFÂLET
Zâmân, bir kimsenin zimmetinde, korumasında bulunan hakkı veya zimmetinde hak bulunan kimsenin ehliyetini kabul etmektir. Kefâlet ise bir adama kefil olmaktır.
Zâmânın dört şartı vardır:
1. Zâmin olacak kişinin reşit ve akıl bâliğ olması,
2. Mahcur, yani hacredilmiş, malın tasarrufundan men edilmiş çocuk ve deli olmaması,
3. Zâmin olan, yani birisinin korumayı üzerinde alan kimsenin koruyacağı kişiyi tanıması. Korunacak kimsenin bunu kabul edip etmemesi ve rızasının olup olmaması önemli değildir.
4. “Zâmin ve kefil oldum” gibi iltizamı, kabul etmeyi gerektiren bir cümle ile bunu kabul etmesi gerekir. “Falan adamdan alacağını ben zimmetime kabul ettim” veya “Ben falan kişinin borcuna kefil oldum” gibi bağlayıcı bir ifadenin kullanılması şarttır.
Bu durumda hak sahibi hakkını asilden isteyeceği gibi, asil vermediği zaman kefilden de isteme hakkına sahiptir. Ancak bir kimse zâmin olmadığı ve izin almadığı halde başkasının borcunu öderse borçludan bir şey isteyemez. Geri almak şartıyla borcunu ödedim derse borçlunun borcunu ona vermesi gerekir.
VEKÂLET:
Bir kimsenin mükellef olduğu bir şeyi başkasının yapmasına müsaade ederek kendi yerine onu tayin etmesidir. Her konuda vekâlet ittifakla câizdir. Vekaletin şartı icap ve kabuldür. Bu durumdan vekalet mün’akit, yani gerçekleşmiş olur. Vekâletin gerçekleşmesi için “Şu işin yapılmasına seni vekil tayin ettim” der de vekil de “kabul ettim” derse vekâlet gerçekleşir.
Vekil olmanın şartı akıl ve baliğ olmaktır. Deli, çocuk ve baygın kimse ne vekil ve ne de müvekkil olamaz. Ancak bir kimsenin eve girmek konusunda çocuğun vereceği izin muteberdir. Â’ma olan kimse görme gerektiren bir konuda vekil olamaz, bir başkasını vekil tayin etmesi gerekir. vekâlet şifahen sözle mün’akit olduğu gibi, yazı ile ve haber ile de yetkilendirilebilir. Bir kimse birini vekil tayin eder, o da bunu kabul etmezse vekalet batıl ve geçersiz olur.
Vekalette aranan şartlar:
1. Vekalet verenin malı ve yetkisinin olması. Bir kimse malı olmadığı ve yetkisi dahilinde bulunmayan bir şeye vekalet vermeye de yetkili değildir.
2. Vekâletin kâbil olması, yani başkası tarafından yapılabilir olması gerekir. bir kimsenin “namaz ve oruç” gibi başkasının yapması yasak olan ve bizzat yapması gereken bir konuda başkasını vekil tayin edemez. Ancak zekat ve kurban gibi malî ve hac gibi hem mal hem bedenle yapılabilecek ibadetlerde vekâletle yaptırması câiz olur.
3. Vekâlet edeceği hususların malum ve belirgin olması şarttır. “Her konuda seni vekil tayin ettim” gibi ne konuda vekil tayin edildiği bilinmeyen şekilde bir vekalet batıldır, geçersizdir ve boştur.
4. Vekil müvekkilden izin almadan ikinci bir vekil tayin edemez.
5. Bir kimse tasarrufunda olmayan bir şey için bir başkasına vekâlet veremez.
6. Â’ma, alışveriş edemez ama alışveriş için bir başkasını vekil tayin edebilir.
HAVÂLE:
Havale, nakletmektir. Istılahta ve fıkıh, yani hukuk dilinde bir borcu bir zimmetten bir diğer zimmete nakletmek için yapılan akit ve sözleşmeye denmektedir. Havâlenin altı rüknü vardır:
1. Muhıl: Havâle eden.
2. Muhal: Havâle edilen.
3. Mühâl alyeh: Kendisine havâle edilen kişi.
4. Muhilin muhâlü aleyhten alacağı: Havale edenin havâle edilenden alacağı.
5. Muhâlin Muhîlden alacağı: Havâle edilen kişinin havale edenden alacağı.
6. İcap ve kabul sigası…
Havalenin altı şartı vardır:
1. Havale edenin rızası.
2. Havale edilenin rızası. Havale edilen havaleyi kabul etmezse muteber değildir. Ancak alacaklının rızası aranmaz, zira o zaten hak sahibidir, alacağını alacaklıdan kendisi de alır, bir başkasına da aldırabilir.
3. Alınacak borcun malum olması, miktarının ve ölçüsünün bilinmesi.
4. Havalenin nakledilebilir ve verilebilir olması.
5. Her iki borcun da eşit ve denk, aynı cinsten (para ise para, altın ise altın) gibi olması.
6. Borçların değiştirilebilir şeylerden olması. Selemin borcunu havale etmek caizdir.
ARİYET:
Başkasının ihtiyacını karşılamak amacı ile geçici olarak bir şeyi kullandırmaktır. Tehlikede olan birini kurtarmak amacı ile ip veya ölmek üzere olan bir hayvanı kesmek amacı ile ariyet olarak bıçağı olanın vermesi vaciptir. Gayr-i meşru bir şey için ariyet olarak bir şey vermek, mesela adam öldürmek için silah vermek haramdır.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır. Bu nedenle birbirinden “maunu” yani ariyet olarak vereceği en küçük bir yardımı ve eşyayı esirgemesi caiz olmaz. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İyilik ve takvada birbirinize yardımcı olun” emretmektedir. Bu nedenle imkanı olduğu halde ariyet olarak bir ihtiyacını isteyeni boş çevirmek büyük bir vebaldir. Kur’ân-ı Kerim “Namazdan gafil olan, gösteriş amacı ile iyilik yapıp namaz kılan ve mâunu, ariyet olarak örfen yapılması gereken yardımları esirgeyenlere yazıklar olsun!” buyurur.
Ariyetin dört rüknü vardır:
1. Ariyet: Bunun da iki şartı vardır. Birincisi, menfaat sağlayan bir şey olması. Ancak ariyet alanın sahibinin rızası olmadan bir başkasına ariyet olarak vermesi câiz olmaz. İkincisi, alanın ariyeti kullanmaya ehil olması. Çocuğa ve deliye vermek câiz değildir.
2. Kendisine ariyet verilen müstair. Bunun da iki şartı vardır: Birincisi, ariyet alanın emanete ehil olması. Çocuğa ve deliye vermek câiz değildir. İkincisi, verilen kişinin muayyen, belli biri olması. Kime verdiği bilinmene ariyet verilmez.
3. Ariyet olarak verilen şey, müsteâr. Bunun da üç şartı vardır. Birincisi, kendisinden istifade edildiği halde verilen şeyin aynen baki kalması. Yemek ariyet olarak verilmeyeceği gibi, akan ve çürüyen şeyler de ariyet olarak verilmez. İkincisi, menfaat sağlaması. Menfaat sağlamıyor da evde duruyorsa buna ariyet değil, emânet denir. Ancak altın ve gümüş takı olarak verilebilir. Üçüncüsü, cinsinin ve şeklinin belli olması. Ariyet geçici olduğu ve geri iadesi gerektiği için temlik edilemez ve geriye bir kısmı eksik verilemez.
4. Kullanma iznidir. Buna “Siga” denir. Yani kullanma müsaadesini ifade eden kelimelerdir. Kullanan kişi onu yıpratsa veya kaybetse o zaman mislini ödemekle mükelleftir. Bu da aldığı kişinin rızasına uygun olması gerekir.
Etiketler: Kefâlet Vekâlet Ariyet Havâle Mal Emanet Zimmet Vekil Asil Kullanma İzni |