Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
KIYAS-I FUKAHA PDF Yazdır E-posta
Pazar, 23 Ağustos 2009
Yazı Index
KIYAS-I FUKAHA
Sayfa 2


2. Kıyasın Şartları:
Kıyasın sahih olması için kıyasın rükünlerinden olan asıl, fer’, aslın hükmü ve illetten her biri için muayyen şartların bulunması lazımdır.

2.1 Asılda aranan şartlar: Asl, hakkında nass veya icmâ bulunan hükmün mahallidir. Usul-i fıkhın mantığında esas olan bir hükmün asla kıyas edilerek verilmesidir. Asıl kabul edilen fer’e kıyasen hüküm verilemez. Aslın hükmünün nassla veya icmâ ile sabit olmuş şer’î bir hüküm olması şarttır.

2.2 Fer’in Şartları: Fer’de aslın illetine benzer illet bulunmalıdır. Farklı illetleri olan iki şeyi kıyaslamak “kıyas-ı maal-fârıktır.” Aslın hükmü fer’de değişmemelidir. Kıyas sonucu fer’ asıl yerine geçmemelidir. Fer’ hakkında kıyasa muhalif bir hükme delalet eden bir nass ve icmâ bulunmamalıdır. Mesela, seferde orucu terk etmenin caiz olduğunu ifade eden ayete kıyas edilerek namazın da terkine cevaz verilemez. Zira bu, seferde namazın terk edilemeyeceğine dair olan icmaya aykırıdır.

2.3 İlletin Şartları: İllet, kıyasın üzerine bina edildiği esastır. Sebep ve hikmetten ayrıdır. Usul-i fıkha göre, “İllet, maslahatın tahakkuku için kendisi bulunduğu yerde hükmün meşru olduğu, hükmü tarif eden şeydir. Buna hükmün menâtı, sebebi ve emaresi de denilmektedir.

İllet, tahakkuku arzu edilen bir maslahatın elde edilmesi veya kaçınılması gereken bir mefsedetin def’i gibi hükmü meşru kılmaya sevk eden hikmet için de kullanılır. Mesela, seferde namazı kasretmenin illeti seferdir. Seferde bulunan meşakkat ise hikmetidir. Sefer bulunmazsa ve bin meşakkat bulunsa namazın kasredilmesine illet olamaz. Aynı şekilde Ramazanda seferde orucun terkine ruhsat olacak illeti yine seferdir. Sefer olmazsa bin meşakkat bulunsa oruç terk edilmez. Buradan illetin hikmetten ayrı olduğu tahakkuk etmektedir. İllet ayrıdır, hikmet ayrıdır. Şer’î hükümlerin mutlaka pek çok hikmetleri vardır; ama hüküm illet dediğimiz nass’a göre verilir. Bu nedenle fukaha “Hükümler hikmetlere değil illetler üzerine bina edilir” kuralını koymuşlardır.

Hikmet şariin hüküm koymaya sevk eden amaç ve nihaî hedeftir. Bu ise maslahatın tahakkuku veya mefsedetin defidir. Bunlar çok olabilir. Bir kısmını bilebilir, pek çoğunu da bilemeyiz veya zamanla, şartların değişmesi ile anlaşılabilir. İllet ise şariin gösterdiği ve hükmü üzerine bina ettiği asıl sebeptir. Namazın kasredilmesine ve orucun terk edilmesine illet olan sefer gibi… Hükümler ancak şariin ortaya koyduğu zahir ve munzabıt bir vasıf olmalıdır. Sebepler ise illet yerine ikame edilemezler. Zira sebepler çoktur.

Bu sayılan sebeplerden dolayı illetin dört temel şartı vardır. Birincisi, illet hükme münasip bir vasıf olmalıdır. Yani hükmün konulmasındaki hikmetin tahakkukunun muhtemel vasfıdır. Sarhoşluk içilen şeyi haram kılan illettir. Hikmeti ise aklı izale etmesi, bedene zarar vermesi gibi çok fazla olabilir. Hüküm hikmete göre değil, illeti olan sarhoşluğa göre verilir. İkincisi, illet açık bir vasıf olmalıdır. Gizli olduğu takdirde hükme merci olamaz. Üçüncüsü, illet munzabıt bir vasıf olmalıdır. Yani değişken olmamalıdır. Şartlara, zamana ve şahıslara göre değişen vasıflar illet sayılmazlar. Değişken bir vasıf üzerine kıyas yapılamaz. Meşakkat seferde namazın kasrı için illet olamaz. Çünkü bu şahsa, zamana ve duruma göre değişir. Ama hükmün üzerine bine edildiği “sefer” ise asla değişmez. Dördüncüsü: İllet sadece asla ait bir vasıf olmayıp müteaddi, yani intikal edici olmalıdır. Her halde ve zamanda tahakkuku ve her şahsa muvafakatı bulunmalıdır. Şayet illet bir asla ait bir vasıf olursa onun üzerine kıyas yapılmaz. Sarhoşluk her zaman her içene geçen ve sefer her yola çıkanı etkileyen bir vasıftır. Bu nedenle illet sayılır ve hüküm buna bina edilir. Peygamberimize (sav) ait “hasais-i nebi” olan vasıflar üzerine hüküm verilemez ve kıyas yapılamaz. Bunlar özel durumlar olarak değerlendirilir.

İlleti bulma yolları: Müçtehidi illeti bulmaya götüren yolların en önemlisi “Nass” lardır. Yani Kur’ân ve Sünnet ile sabit olması başta gelir. Nass bunu “sarih illet” veya “ima ve işaret” yoluyla işaret etmiş olabilir. Müçtehitler bunları nasslardan çıkararak kıyaslarına illet oluştururlar.

3. Tenkîhu’l-Menat:
Nass veya icmâ ile sabit olan bir hükmün illet olabilecek vasıfları içinden, hükme tesir olmayanları ayıklamak suretiyele nassın mecmuunun işaret ettiği illeti tayin etmek için yapılan içtihada tenkihu’l-menât denir. Mesela, Ramazan’da bilerek hanımı ile temas eden bir bedevi hadisindeki kafaretin ta’lili temastır. Hadis ima yolu ile kefaretin illetinin “temas” olduğuna işaret etmektedir. Bedevilik vasfı ve temasta bulunduğu kimsenin eşi olması gibi vasıflar hükme tesir etmez. Müçtehidin hükme tesir etmeyenleri ayıklar. Burada kefaret hükmüne tesir eden illet “ramazanda gündüz kasten cima yapmadır.” Şafii ve Hanbelîler müessir olan illetin sadece kasten cima olduğunu, yeme ve içme gibi vasıflar olmadığını beyan ile kefareti sadece buna hasretmişlerdir. Maliki ve Hanefi fukahası ise “kasden oruç bozmayı” illet kabul ederek yeme ve içmeyi de cimaya kıyas ile her iki halde de kefaret gerekir hükmünü vermişlerdir. Bunlara göre kefaretin farz olmasında müessir olan illet kasden orucu bozmak ve ramazanın hürmetini çiğnemektir.

Tenkihu’l-Menat, nassda zikredilen vasıflar arasından illet olmayacak muteber kabul edilmeyen vasıfları çıkarmak ve şariin hükmü üzerine bina ettiği illeti tayin etmektir. Aslın illeti ister nass ile tayin edilmiş olsun, ister istinbat sonucu bulunmuş olsun, asıl üzerine kıyası istenen fer’î meselelerden her birinin illetinin olup olmadığını araştırmaya ise “Tahkîku’l-Menât” adı verilir. Kıyas için hükme ait münasebetleri araştırmak ve usule uygun nass ve icmâ ile sabit olan illetleri bulmaya ve çıkarmaya ise “Tahricu’l-Menât” denir.

4. Kıyasın Kısımları:
Kıyas, “Evla Kıyas” “Ednâ Kıyas” ve “Müsavî Kıyas” olmak üzer üçe ayrılır. Ayrıca “Celî Kıyas” ve “Hafî Kıyas” olmak üzere de ikiye ayrılır.

4.1 Evla Kıyas: İllet daha kuvvetli olduğu için fer’in hükme asıldan evlâ olmasıdır. Meselâ, “eza etme” vasfında müşterek olmaları sebebi ile anne babaya vurmak, “öf demeye” kıyasla daha evladır. “Onlara öf deme” (İsra, 17:23) ayetinde öf demek nehy edildiğine göre ona kıyasla vurmak evleviyetle yasaklanmış sayılır. Kıyasın bu durumunda Şafiiler “Asıl manasında kıyas” demişler, Hanefi fukahası ise, “Delaletü’n-Nâs” veya “Mufhumu’l-Muvafaka” demişlerdir.

4.2 Müsavî Kıyas: Fer’in asla müsavî olduğu kıyastır. Fer’in asla müsavi olduğu durumlarda her ikisine aynı hükmü vermektir. Mesela, “Cariyeler fuhuş yaparlarsa hür kadınlara verilen cezanın yarısını veriniz” (Nisa, 4:25) ayetine kıyasla haddi gerektiren bir durumda erkek kölelere de cezanın yarısını takdir etmek bu nevi kıyastır.

4.3 Edna Kıyas: Fer’in hükmünün asıldan daha zayıf olmasıdır. Fer’in hükümle irtibatı asıldan daha az olması, illetin asıldan daha kuvvetli, fer’de daha zayıf olmasıdır. İçilmesi haddi icap eden şarabın haddi icap etmesi hususunda biranın şaraba ilkah edilmesi bu nevi kıyastır.

Kıyasın anlaşılabilir olması bakımından celî ve hafî diye ikiye ayıranlar da “İlleti nass ile sabit olan kıyasa “Celî Kıyas” illetin aslın hükmünden istinbatından yani, çıkarılmasından dolayı hükmün gizli olması münasebeti ile “Hafî Kıyas” denilmiştir. Misal verecek olursak katlin silahla yapılması ile bir başka şeyle yapılması arasında “kasıt” olup olmaması bakımından bir gizlilik vardır. Silahla olunca açık kasıt, bir başka şeyle olunca kasıt ihtimali olmayabilir. Bundan kasıt olup olmadığı hususunu çıkarmak “Hafî kıyas” nevine girer.

5. Kıyas İle İlgili Meseleler:
Kıyas konusunda hukukçular ve fakihler belli kurallar koymuş ve bunlara sadık kalmışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Aslın hükmü diğer bir nass veya icmâ ile kendisine mahsus olmalıdır. Asıl kendi hükmüne muhtas olursa onunla kıyas olmaz. Mesela peygamberimizin (sav) Huzeyfe’ye (ra) has olarak “Huzeyfe’nin şahitliği iki şahitlik gibidir” hadisinde olduğu gibi, bir başkası Huzeyfe’ye (ra) kıyas edilemez.

2. Hikmetini ve illetini aklen takdir edemediğimiz bir asla bir fer’i kıyas edemeyiz. Sabah namazı iki rekâttır, öyle ise ikindi de iki rekât olmalıdır denemez.

3. Nesih veya ilga edilmiş bulunan emirler kıyasta esas olmaz.

4. Kıyas üzerine kıyas caiz değildir.

5. Kıyasa mesned olacak aslın, diama bir hükm-ü şer’îyi ihtiva etmesi lâzımdır.

6. Asıl mesele ile kıyas olunacak mesele arasında tam bir benzeyiş ve müşterek vasıf olması gerekir. Yani benzer sebepler ve illetler olmalıdır. Aksi “kıyas-ı maal-farıktır.” 


Etiketler:  İçtihat Kıyas Kıyas-ı Fukaha İllet Fukaha Fakih Şafi Hanefi Cumhur-u Ulema Kıyasın Kısımları Sünnet Kitap İcma


 
< Önceki   Sonraki >
SüNNET
KITAP
İçTIHAT
İCMA
KıYAS
HANEFI
ŞAFI
CUMHUR-U ULEMA
İLLET
FUKAHA
FAKIH