|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Kıyas, lügatte “takdir” ve “iki şeyin arasını maddi ve manevi eşitlemek” anlamlarını içerir. Usul-i fıkıhta kıyas “Aralarındaki ortak bir illet münasebeti ile nass bulunmayan bir konuyu nass bulunan bir hükme ilhak etmektir.” İlhak etmek demek var olan bir hükmü ortaya çıkarmak demektir. Yok olan bir hüküm zaten çıkmaz. Hüküm şer’an zaten sabittir; ancak bunun ortaya çıkması müçtehidin illet ve münasebeti belirlemesi ile başkaları tarafından anlaşılır hale gelir. Müçtehidin yaptığı şey asılda var olan hükmü aralarındaki illet münasebeti ile fer’îde de var olduğunu göstermektir.
Fukaha hakkında nass bulunmayan bir meselede, hakkında nass bulunan ile aralarındaki illeti tespit ederek, zann-ı galip ile nass bulunmayan meseleye ilhak ederse bu ilhaka “kıyas” denir. Hakkında nass buluna asıl, bulunmayan benzer şey ise fer’ denir. Hükmün meşru kılınmasına sebep olan manaya da “illet” adı verilir. Misal: Yüce Allah “şarap ve kumarı, fal ve şans oklarını şeytan işi pislik olarak” (Mâide, 5:90) vasıflandırıp kesin bir dille “haram” kılmıştır. Üzümden yapılan içki içeni sarhoş eder. Bira da arpadan yapılan bir içecektir. Bu da içerin sarhoş eder. Peygamberimizin de (sav) “Her sarhoşluk veren şey haramdır” (Buhârî, Eşribe, 4, Vudü, 71; Müslim, Eşribe, 67-68) hadisi vardır. Bira ile içkinin ortak özelliği “sarhoşluk vermesidir.” Bu illete binaen fukaha “Bira da içki gibi haramdır” hükmünü vermiştir. Burada içki asıl, bira ise fer’idir. “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır” (Müsned-i Ahmed, 6:71, 72, 131) Bu hadislere dayanarak aralarındaki sarhoşluk verme ortak illeti sebebiyle biraya da “haram” hükmü verilmiştir. Bu durumda bira “kıyas” yoluyla haram olmuş olur. Artık biranın haramlığı kesin ve kat’î bir hükümdür. Hiç kimse “ Bu zanni bir hükümdür ve ben bunu kabul edemem” diyemez.
“Bir şeyi zamanından önce talep eden mahrumiyete duçar olur” kuralı gereği peygamberimizin (sav) “Katil mirasçı olamaz” hadisi ile katilin miras hakkı kalkmıştır. Mirastan mahrumiyetle cezalandırılır. Bu illet kendisine vasiyet yapılanın vasiyeti yapanı öldürmesinde de kıyasen geçerli sayılmıştır. Buna kıyasen katil vasiyetten men edilir. “Biriniz pazarlık üzerine pazarlık ve dünürlük üzerine dünürlük yapmasın” hadisine kıyasen kira ve diğer akitler üzerinde de caridir.
Kıyas dört temel rükün üzerine oturur. Asıl, fer’, aralarındaki illet ve aslın hükmü… Asıl, nass ile hükmü belirlenen şeydir. Fer’ ise hükmü belli olmayan şeydir. İllet ise aralarındaki ortak özelliktir. Aslın hükmü vardır ve bu hüküm aralarındaki illet münasebeti ile fer’in hükmü olmuştur. Buna karar verecek olan ise fukahadır. Bu durum bir kıyastır. Fer’e verilen hüküm de kıyasın sonucudur.
1. Kıyasın Hüccet Olması:
Cumhura göre kıyas amelî hükümler çerçevesinde şer’î bir hüccettir ve şeriatın aslî kaynaklarından birisidir. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat kıyası bir şer’î delil olarak kabul ederken Mutezile’den Nazzam, İmamiye ve Zahiriye mezhebi kıyası delil olarak kabul etmezler.
Cumhur-u Ulema ise kıyasın makbuliyetine dair kitap, sünnet ve icmâ’dan makul delillere dayanmışlardır. (Âmidî, El-İhkâm, 3:76) Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey akıl sahipleri ibret alınız” (Haşr, 59:2) Bu ayette yüce Allah Benî Nadr Yahudilerinin inkarlarından dolayı başlarına geleni anlattıktan sonra siz de kendinizi onlara kıyas ederek ibret alınız buyurmuştur. Burada kıyasa dikkat çekilmiştir.
Yine fukaha “hakkında hüküm bulunmayan konularda aranızda anlaşmazlığa düşerseniz onun hükmünü Allah'a ve Resulüne havale ediniz” (Nisa, 4:59) emreder. Hakkında nass olmayan bir hükmü Allah'a ve Resulüne havale etmek hakkında nass bulunana havale etmek demektir ki “Kıyas” zaten bu amaçla yapılır. Burada da kıyasa işaret vardır. Yine yüce Allah Yasin Suresinde “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” sorusuna cevap olmak için “De ki; onları ilk defa kim yaratmış ise o diriltecektir” (Yasin, 36:79) buyurur. Burada da yüce Allah kıyastan bir misal vererek ilk defa yaratılmasına kıyas ederek yoktan yaratan elbette var olanı yeniden diriltir; bu ona nispeten daha kolaydır demektedir ki bu bir kıyastır.
Peygamberimiz (sav) kıyası tasvip etmiştir. Nitekim Muaz b. Cebel’in “Ne ile hükmedeceksin?” sorusuna “Allah'ın kitabı ve peygamberin sünneti ile” “Orada bulamazsan?” “O zaman reyimle içtihat ederim” buyurması kıyasın kitap ve sünnete kıyas ederek rey ile hüküm vermesi demektir. Peygamberimiz (sav) buna mukabil “Allah ve Resulünün razı olacağı şekilde muvaffak kılan Allah'a hamd ederim” buyurmuştur. (Tirmizi, Ahkâm, 3)
Hasam kabilesinden bir adam Resulullah’a gelerek “Babam yaşlıdır ve geç Müslüman olmuştur. Hacca gidecek durumda değildir. Hac da üzerine farz oldu. Onun yerine ben hacca gidebilir miyim?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Evet, Babanın borcu olsaydı onu ödeseydin ödenmiş olmaz mı?” buyurdu. (Buhari, Hac, 1; Müslim, Hac, 407) Burada hac borca kıyas edilmiştir.
Hz. Ömer (ra) oruçlu iken öpmenin hükmünü sordu. Peygamberimiz (sav) “oruçlu iken ağzına su almakla oruç bozulur mu?” buyurdu. “Hayır” diyince “O halde ne telaş ediyorsun” buyurdu. Burada da içme ile ağzı çalkalamaya kıyas edilmiştir.
Sahabe defalarca kıyas ile amel etmiş ve hiçbir itiraz gelmemiş bu konuda kıyas ile amel konusunda icmâ vaki olmuştur. Hz. Ebubekir’e (ra) biat etmek için toplanan sahabeler “Resulullah (sav) Hz. Ebubekir’den dinimiz için razı oldu ve imamlık görevini verdi. Biz neden dünyamız için razı olmayalım” diyerek biat ettiler.
Hz. Ömer (ra) Ebu Musa El-Eş’âriye (ra) Basra Valisi olarak gönderirken ona bir de mektup, genelge verdi. Orada “Benzer meseleleri iyi bil ve olayları görüşünle benzerlerine kıyas et” buyurmuştur. Hz. Ali (ra) “Aklı başında olan insanlar nazarında hak mukayese ile bilinir” demiştir. Bütün bunlar kıyasın dinen temel bir delil olduğunu anlatmaya yeterlidir.
1.1 İcmâ konusunda aklî delillere gelince bunlar çoktur.
1.1.1 Dinin bütün hükümleri “hikmete” yani “fayda ve maslahata” uygundur. Her bir hükmünde nice faydalar ve maslahatlar saklıdır. Amaç insanın ruhen ve ahlaken gelişmesine ve terakkisine hizmet etmektir. Allah'a yakınlık ve uhrevi saadet dinin temel amacını teşkil eder. Bu bakımdan müçtehidin şeriate uygun nazarındaki zann-ı galibi hükmün tercihinde belirleyicidir ve o zan ile amel etmek vacip olur. Şeriatın hükmündeki maslahat insan sağlığı ve aklının muhafazası ise şarabı aklı izale ettiği ve sağlığı bozduğu için haram edip aynı tahribatı yapan birayı mubah kılması makul değildir. Aynı şekilde insanın temel ihtiyaçlarını karşılayan para ile oynanmasına mani olmak amacı ile haram kılınan faizi sadece altı sınıfa (altın, gümüş, buğday, arpa, tuz ve hurma) hasrederek pirinç, darı, bakla gibi benzeri yiyeceklerde mubah kılmak yine makul değildir. Bu durumda kıyas ile onlar da aynı hükme dâhil edilecektir.
1.1.2. Din tamamlanmış Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Nebeviye nassları mahduttur. Zamanla değişen ve gelişen şartlara göre yeni hükümler mutlaka gereklidir. Nasslar sınırlı olaylar ise sınırsızdır. Sınırlı olan sınırsızı kuşatamaz. Hakkında nass buluna hükümlerin konulmasına sebep olan illetler anlaşılıp benzerlerine tatbik edilmedikçe pek çok şeyler hükümsüz kalır. Kıyas ise onların da belli hükümlerle değerlendirilmesini sağlar.
1.1.3. Fıtrat-ı Selime, akıl ve mantık kıyasla amel edilmesini gerekli kılar. Şeriatın bütün zaman ve mekânlara uyumu ve uygulanabilirliği ancak benzerleri ile kıyaslanarak hükümlerin her zaman çıkarılabilmesini makul kılar. Bu şekilde İslam hukuku dinamik bir durum arz eder ve bütün zamanlara kâfi gelebilir.
|