|
M. Ali KAYA
İmandan sonra en önemli ibadet namaz kılmaktır. Allah’a iman eden elbette ona itaat edecektir. İtaatin ifadesi ise namaz kılmak şeklindedir. Namaz kılmamanın hiçbir mazereti yoktur. En korkulu zamanlarda ve düşman karşısında dahi cemaatle namaz kılmak gibi namazın sünnetlerinde birisi dahi terk edilemez. Bu dinin namaza verdiği en önemi göstermektedir. Hasta, felçli ve kötürüm olanlar dahi namazı terk edemez her hâl-ü karda namazını kılar. Nihayet göz ile ima ederek namazını kılar ama aklı başında olduğu sürece asla terk edemez.
Namazı inkar ederek terk eden Şafi Mezhebine göre “Mürted” olur ve “mürtedin hakk-ı hayatı yoktur.” Çünkü “Namaz dinin direğidir.” Namaz gibi dinin esaslarından birini inkar etmek elbette dini inkar etmekle aynı anlamı taşımaktadır. İhmal ve kusur sonucu namazı terk eden ise tövbe ederek namaza başlamalı ve kılmadıklarını kaza etmek borçtur. Yüce Allah “Ailene namazı emret, kendin de namaza sabır ve sebat göster” buyurur. Peygamberimiz (sav) “Kişi ile küfür arasında namazı terk vardır” buyurmuşlardır.
Namazı terk etmek iki şekilde olur.
Birincisi, farziyetini ret ve inkar suretinde namaz kılmamaktır. Bu kişiyi riddete, yani mürted olmaya götürür. Bu durum kişiyi dinden çıkarır. Çünkü peygamberimiz (sav) “İnsanlarla kelime-i şahadeti getirip Müslüman olmak, namaz kılıp zekâtı eda edinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu yaparlarsa o zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar” buyurmuştur.
İkincisi, farz olduğuna inandığı halde tembellik, ihmal ve gafletle kılmamaktır. Bu durumda kişi Allah’ın farzını ihmal ve terk ettiği için büyük günaha girmiş olur. bu durumdaki bir mü’mine nasihat ederek namaza başlatmak büyük sevap ve fazilettir. Tövbeye ve namaz kılmaya davet edilir. Peygamberimiz (sav) “Allah günde beş vakit namazı farz kıldı. Kim bu namazın hakkını vererek ikame eder, kılarsa Allah-ü Teâla onun günahlarını affedeceğini ve cennete alacağını vaat etmiştir. Kim namazını kılmazsa Allah’ın ona böyle bir va’di yoktur. Dilerse affeder cennetine alır, dilerse azap eder” buyurmuşlardır. Bu hadiste namazı terk edenin küfre gireceği değil, günaha gireceği açıkça ifade edilmiş ve Allah dilerse onu affedebilir diye imanının ve diğer ibadetlerinin olduğuna dikkat çekilmiştir.
GEÇMİŞ NAMAZLARIN KAZASI:
Namazların vakti vardır ve her namazı vaktinde edâen kılmak farzdır. Vaktinde kılınmayan namaz vaktin dışında ilk fırsatta ve akla geldiği anda kaza edilir; ancak kişi vaktinde kılmadığı için günahkar olur. Çünkü farz olan vakti geçirmiş ve harama düşmüş olur. Bu nedenle tövbe etmesi gerekir.
Namazı vaktinde kılmamak ancak şu şartlarda caizdir:
1. Namazın affına sebep olan hayız, nifas, cünûn yani delilik ve baygınlıktır. Delilik ve baygınlıkla namazını kılamayan aklı başına gelince ve ayıkınca kaza etmekle yükümlüdür. Hayız ve nifas sebebiyle namaz kılamayanın namazını Allah affetmiştir. Sonradan kaza etmesine gerek yoktur.
2. Uyku ve unutkanlık sebebiyle vaktinde kılınmayan namazdan dolayı kişi günahkar olmaz; ancak unutan aklına gelir gelmez, uykuda olan da uyanınca hemen namazını kılmalıdır. Ancak bu şekilde sorumluluktan kurtulurlar.
Unutkanlık sebebiyle namaz kılmanın günah olamaması için meşru bir sebebi olması gerekir. Oyun ve eğlenceye dalarak namazı unutan sorumluluktan kurtulamaz. Ancak meşru bir işi yaparken dalgınlıkla unutan kişi mazurdur. Bu nedenle vaktin geçmesi kişiyi günahtan kurtarır.
Üzerinde kaza namazı olan kimse ikiye ayrılır:
Birincisi, sahib-i tertip olup üzerinde dört vakit namaz borcu olmayan kişilerdir. Böyle birisinin namazı kazaya kalırsa bu kaza namazını kılmadan bayram ve vitir namazı dahi hiçbir namazı kılamaz. Önce kazaya kalan namazını kılar sonra bu namazları kılabilir. Sahib-i tertip kaza namazı kılarken de tertibe uymak zorundadır. Akşam namazı kazaya kalan birisi yatsı vaktinde önce akşam namazını sünneti ile kılacak, daha sonra yatsı namazını kılacaktır. Önce yatsıyı kılar da akşamı kılmadığını hatırlarsa akşamı kılar, sonra yatsıyı yeniden kılacaktır. Aksi taktirde yatsı namazı sahih olmaz. Sahib-i tertip tertip üzere namazını kaza ettiği gibi, sünnetleri de kaza etmek durumundadır. Zira onun kaza namazı bir veya iki vakittir ve bu namazı kılmak kolaydır. Böyle bir mü’min fazilet sahibi salih bir insandır. Azimetle amel etmek durumundadır. Azimet ise bunu gerektirmektedir.
İkincisi, üzerinde pek çok kaza namazı olan bir mü’mindir. Böyle birisi beş vakit namazı revatıp sünnetleri ile beraber kılmakla yükümlüdür. Zira bu namazlar farza tabidirler ve terki caiz değildir. Ancak böyle birisi fazilet sahibi ve salih bir mü’min olmadığı için üzerinde Allah’ın emri ve farzı olan namazlar varken bunları kaza etmeyerek fazilet sahibi mü’minlerin adeti olan ve farza tabi olmayan “Evvabin” “Kuşluk” “Abdest Namazı” “Tesbih Namazı” “Teheccüd Namazı” gibi namazları kılması caiz değildir ve kendisinden kabul edilmez. Onların yerine kaza namazı kılması farzdır.
Aynı durum borcu olanın bunu ödemeyerek zekat vermesi, zekat borcu olanın bunu vermeyerek sadaka vermesi ve hayır yapmak için para harcaması durumunda da böyledir. Bu nedenle zekat verecek kişinin önce borcunu ödemesi, kalanından zekat vermesi gerekir. Yine zekat borcu olanın önce zekatı vermesi, kalanından sadaka verip hayır yapması gerekir.
Etiketler: Namaz Namaz Kılmayanın Durumu Kaza Namazı Kaza Namazı Namazı Terk Etmek Namaz Dinin Direğidir |