M. Ali KAYA
İslam’ın beş temel esasından birisi olan oruç “Şeâir-i İslamiye” denilen Müslümanlara has özelliklerinden ve İslam alametlerindendir. Arapça “Savm” ve “Sıyam” olan oruç kelimesi Farsça “Rûz” kelimesinden değişime uğrayarak Türkçe’ye “Oruze” ve sonuçta “oruç” olarak geçmiş ve Türkçemizin ibadet dilinde yerini almıştır. Savm, lügatte yemekten ve içmekten uzak durmak demektir. İslam’dan önceki şeraitlerde “susmak ve konuşmamayı adamak” da oruç olarak kabul edilmiş ve “susma orucu” tutulmuştur. Hz. Meryem’in susma orucu tuttuğu ifade edilmektedir. (Meryem, 19:26) Din dilinde yani ıstılahta oruç/savm “Allah'a kulluk ve ibadet niyeti ile fecr-i sadıktan itibaren gün batımına kadar yemekten, içmekten, cinsel ilişkilerden ve orucu bozacak olan diğer hususlardan uzak durmak ve nefsi tutmaktır.”
Oruç bedensel bir ibadettir. Farz-ı ayn olup herkese farzdır; namaz gibi bir başkasının yerine vekâleten yapılmayan ibadetlerdendir. Nitekim peygamberimiz (sav) “ Bir kimse bir başksının yerine oruç tutamaz. Yine bir kimse bir başkasının yerine oruç tutamaz” (İbn-i Hümmam, Fayzu’l-Kadir, Beyrut-1315, s. 2:85) buyurmuştur. Oruç ibadeti Kur’ân-ı Kerimin “ Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılınmıştır; tâ ki korunasınız ve takva sahibi olasınız” (Bakara, 2:183) ayeti ile kesin şekilde emredilmiştir. Orucun farziyeti kitap, sünnet, icmâ ile sabit olup inkar eden küfre girer. (Merginâni, Hidaye, 1:118)
Oruç ibadeti taabbüdî emirlerden olup Allah'ın emretmesi ile Ramazan ayında tutulur. Ramazan ayında tutulan bu farz oruç yine Kur’ân ile sabittir. (Bakara, 2:185) Bunun için Ramazan ayında nafile oruç tutulmaz ve Ramazan ayında tutulmayan orucun kazası dışında da farz oruç Ramazan ayı dışında tutulamaz. Taabbüdî bir ibadettir, Allah emrettiği için tutulur. Hikmetleri saymakla bitemez; ama hiçbir hikmet ve fayda için oruç tutulmaz. İlleti sadece emr-i ilâhidir, hikmetlerinin ve faydalarının olması Allah'ın emrini bir hikmete bağlamaz. Yani oruç şu hikmetten dolayı emredilmiştir, bu hikmet ve sebep olmazsa oruç olmaz denemez. İhlâsla tutulan oruç sadece Allah emrettiği için emrettiği şekilde tutulmasıdır.
Peygamberimiz (sav) “Oruç insanı cehennem azabından koruyan bir kalkandır” (Buhari, Savm, 9; Müslim, Sıyam, 163) buyurmuşlardır. Orucun en büyük hikmeti cehennemden kişiyi koruması, günahlardan uzak tutması ve nefsi terbiye etmesidir. Kişiyi sabretmeye ve Allah için sıkıntı ve zorluklara göğüs germeye alıştırır. Hicri takvime göre oruç tutulmasın hikmetlerinden birisi de yeryüzünün her tarafında bulunan Müslümanların bütün mevsimlerde (yaz-kış; en uzun ve sıcak gün ve en soğuk ve kısa günlerde) oruç tutmalarını sağlayarak eşitliği ve adaleti sağlamasıdır.
Oruç ibadetinin bir özelliği de bu ibadete riya ve gösterişin karışmamasıdır. Çünkü bu gizli bir ibadettir; yani kişinin oruçlu olduğunu söylemesi ve gizli olarak yemesi mümkündür. Ama gizli olarak yiyen kimse orucunu bozmuş olacağından oruç ibadeti ile riyakârlık yapılması imkânsızdır. Bu nedenledir ki Yüce Allah “Oruçlu benim rızam için yemesini ve içmesini ve arzularını terk etmiştir. Oruç benim içindir, onun mükafatını da ben veririm” (Tecrid-i Sarih, 4:248 Hadis No:897) buyurarak diğer ibadetlerden ayırmıştır. Diğer ibadetlerin sevabının asgarisi bire on misli iken oruç ibadetinin sevabı misilsizdir.
Orucun Şartları:
Bir insana orucun farz olması için Müslüman, akıl ve bâliğ olmak şartı vardır. Müslüman olmayana oruç farz olmadığı gibi, akıllı ve baliğ olmayana da oruç farz değildir. Ancak buluğa etmeyen çocuklar da oruç tutarlarsa onun mükâfatına ve faziletine mutlaka ererler. İbn-i Âbidin müslümanın nerede olursa olsun, ister dar-ı harbde, ister İslam ülkesinde Ramazan orucunun farz olması için akıl ve baliğ olması şarttır. Akıl ve buluğ farziyetin şartıdır, sahih ve makbul olmasının şartı değildir” der. (Reddü’l-Muhtar, 4:231) Bu nedenle çocuğun orucu sahihtir; ama farz değildir.
Oruç ibadetini eda etmek için de mukim ve sıhhatli olma şartı vardır. Yani, yolculara ve hastalara oruç farz değildir, tutmadıkları oruçlarını sonra kaza ederler. Ancak oruç tuttukları taktirde sahihtir ve bu oruç daha da efdaldir. Onlara orucun farz olmaması ruhsat içindir, farziyetinin kalkması için değildir. Yüce Allah “Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” (Bakara, 2:148) buyurarak bunun bir ruhsat olduğunu belirtmiştir. Yolcu eve dönünce, hasta iyi olunca tutmadığı orucunu tutacaktır. Hasta tutamayacak ve sıhhate kavuşamayacak durumda ise o zaman fidye verir. Tutamadığı her orucun fidyesi ise bir “fitre” miktarıncadır.
Peygamberimizin (sav) oruçlu olarak çıktığı bir seferde sahabelerin bir kısmı azimeti esas alarak oruç tuttular, bir kısmı da ruhsatı esas alarak tutmadılar. Yolculuk esnasında oruç tutanlar yürüyemeyecek duruma geldiler ve oruç tutmayanlar onları sırtlarına almak durumunda kaldılar. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) “Bu gün oruç tutmayanlar oruç tutanlardan daha çok sevaba girdiler. Sefer halinde iken oruç tutmak itaat ve iyilik değildir” buyurdular. Bunun için İslam bilginleri yukarıdaki ayeti ve hadisi esas alarak “Seferde oruç zarar vermeyecekse tutulması menduptur” demişlerdir.
Orucun edasının şartlarına gelince: Orucun sahih olması için iki şart gereklidir. Birincisi, niyet etmektir. Oruca mutlaka niyet gereklidir. Bir insan niyet etmeden aç ve susuz durması oruç sayılmaz. Ameller niyetlere göredir. Açlık grevi oruç sayılmaz. Ancak niyet kalbin amelidir; kalbin bilmesi ve oruca azmetmesi yeterlidir. Niyetin dil ile söylenmesi şart değildir; sadece sünnettir. Bu nedenle oruç için sahura kalkmak niyetten sayılır. Ramazan orucuna her gün ayrı niyet etmek esastır. Çünkü her günün orucu ayrı bir ibadettir. İkincisi, kadınların hayız ve nifas gibi özel durumlarından temizlenmiş olmalıdır. Hayızlı kadınlar oruçlarını daha sonra kaza ederler. Bunun için Şevvalden altı gün oruç tutmak peygamberimizin emri ile meşru olmuştur. Bu günlerde erkekler nafile oruca niyet ederlerken, kadınlar Ramazan ayı içinde tutamadıkları farz orucun kazasına niyet ederler. Böylece yüce Allah onlara hem Ramazan orucu sevabı verir, hem de nafile sevabını beraber vermesi rahmetinden umulur.
Oruca imsak ile başlanır. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya kadar yiyin ve için, Sonra akşama kadar orucunuzu tamamlayın” (Bakara, 2:187) buyurarak vaktini tayin etmiştir. İmam Serahsi ayette geçen “siyah ve beyaz iplik” tabirinden ufuktaki beyazlığın ortaya çıkması olarak yorumlamış ve “fecr-i sadık” ile oruca başlanır demiştir. (Serahsi, Mebsut, 3:54) Artık günümüzde takvimler ortaya çıkmış ve astronomik hesaplarla vakitler tayin edilmiştir. Geçmiş dönem ulemasının bu konudaki tartışmalarına bakmaya gerek kalmamıştır.
Fecirden önce yemek yemek sünnettir. Bu yemeğe sahur yemeği denir. Peygamberimiz (sav) “Bizimle ehl-i kitabın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir” (Müslim, Sıyam, 46; Ebu Davud, Savm, 15) “Sahur yapınız. Sahurda bereket vardır” (Buhari, Savm, 20; Müslim Sıyam, 45) Fecirden sonra peygamberimiz (sav) “Elli ayet okuyacak kadar” durur sonra sabah namazını kılardı. (Buhari, Savm, 19) İslam bilginleri “Ramazan-ı şerifte sahura kalkmak o günün orucu için niyet sayılır. Bir başka günün orucuna niyet sayılmaz” demişlerdir. Bu durumda sahura kalkamayan kimse oruç tutacaksa mutlaka “Bu gün oruca niyet ettim” demeli ve niyet etmelidir.
Orucun iki farzı vardır: Birincisi niyet etmek, ikincisi de imsaktan iftara kadar yemek ve içmekten, orucu bozacak diğer hususlardan sakınmaktır. “Orucun ekmeli ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani muharremattan, mâlâyaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevk etmektir. Meselâ, dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak; ve o lisanı, tilâvet-i Kur'ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselâ gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'ân dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zaten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruçla ona tatil-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittibâ ettirilebilir.” (Mektubat, 2004, Ramazan Risalesi, s.683)
Orucu bozan şeyler ve oruçla ilgili diğer hususların tamamını “İlmihal” kitaplarında bulmak mümkündür. Bu hususları ilmihal kitaplarına havale ederek konuyu burada bırakıyoruz.
Etiketler: Oruç Şeâir-i İslam Savm Sıyam Oruç İbadeti Cehennem İbn-i Abidin Orucun Farzı |