Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow Ramazan, Oruç ve İtikaf
Advertisement
Ramazan, Oruç ve İtikaf PDF Yazdır E-posta
Cuma, 19 Kasım 2010
Yazı Index
Ramazan, Oruç ve İtikaf
Sayfa 2


M. Ali KAYA
Ramazan-ı Şerifte oruç tutmak Kur’ân-ı Kerimin emri, sünnetin tatbikatı ve icma-i ümmet ile sabit olmuş bir farzdır. İslam’ın beş şartından birisi ve en birincilerinden olan bir  şeâir-i islamdır. Yüce Allah buyurur: “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç sizin üzerinize de farz kılınmıştır. Ta ki oruç sayesinde korumasınız ve müttakilerden olasınız.” Peygamberimiz (sav) de “Ey insanlar! Büyük ve bereketli bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu öyle bir aydır ki içinde bin aydan daha hayırlı olan bir kadir gecesi vardır. Allah bu ayın gündüzünde orucu farz, gecesinde teravih namazını nafile kılmıştır”  buyurmaktadır.

Oruç ibadeti fecr-i sadık ile başlar, güneşin batması ile sona erer. Bu süre içerisinde yemekten içmekten ve cins-i münasebetten sakınmaktır. Oruç hicretin ikinci senesinde farz kılınmıştır. Oruç dahil bütün ibadetler dünyevi fayda ve maslahatlar gözetilerek yapılmazlar; ancak Allah’ın emri olduğu için ifa edilirler. Şayet amaç fayda ve maslahatlar olursa o ibadetin ihlâsını kaçırır, o ibadet de batıl olur. Bununla beraber zayıfları teşvik ve Allah’ın hikmet-i teşriini açıklamak için ibadetlerin faydaları araştırılarak ortaya konmuştur. Oruç ibadetinin teşriindeki hikmetlerin en önemlisi ruhun bedene ve nefse galebesi ve insanın diğer canlılardan ayrılmasıdır. İnsanın insanlığı aklını ve iradesini kullandığı ölçüdedir. Oruç bu bakımdan iradeyi güçlendirir, sabra alıştırır ve ruhun nefse galebesini sağlar.

Ramazan Hilalinin Sübûtu:
Oruç ibadeti Ramazan ayının başlaması ile başlar, Muharrem ayının görülmesi ile sona erer. Bunun için ayın görülmesine önem verilmiştir. Ramazan orucu Şaban ayının otuz günü tamamlaması veya Ramazan ayının görülmesi ile başlar. İlmin ilerlemediği ve Astronomi’nin gelişmediği ve takvimlerin oluşturulmadığı ilk yıllarda peygamberimiz (sav) “Biz okuma yazma, hesap kitap bilmez bir topluluğuz. Sizler Ramazan hilalini gördüğünüz zaman oruca balayın, Muharrem hilalini gördüğünüz zaman bayram yapın. Üzerinde bulut olur da hilali göremezseniz Ramazanı otuza tamamlayın”  buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) bu hadisinde yine hesaba itibar edilmesine ima ve işaret etmiş, hesap ve kitap bilmeyenlere de kolaylık göstermiştir.

Eskiden ayın görülmesi konusunda bir şahidin şahadeti kafi görülüyordu. Bir arabî Peygamberimizin (sav) huzurunda ayı gördüğüne şahitlik yaptı. Peygamberimiz (sav) oruç tutmayı emretti.”  Şafii mezhebine göre bir ülkede hilal sabit olursa seferilik müddeti içinde yani 150 km çevresindekilerin oruç tutması farz olur. valiler ve devlet başkanları bunu halka duyururlar. Bu ilim ve iletişimin yaygın olmadığı zamanlar için doğrudur. Günümüzde ise hesap ve kitap, ilim ve teknik geliştiği için tüm İslam devletlerinin ve Müslümanların “Muvakkitlerin” yani Astronomların ve Takvim hesap uzmanlarının hesaplarına uymaları daha uygundur. Zira yüce Allah Kur’ân-ı kerimde “Güneş ve ayın hareketleri hesapladır”  buyurarak hesabın önemini ve şaşmayacağını açıkça belirtmiştir. Bu durumda takvime ve “Diyanetin” hesabına uymak en doğru olanıdır.

Asrımızın müceddidi ve müçtehidi Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin tatbikatı ve uygulaması da diyanetin takvimine uyma şeklindedir.


Orucun Farziyetinin Şartları:
Orucun farz olmasının yedi şartı vardır:
1. Müslüman olmak. Müslüman olmayana oruç farz değildir. Ancak mürtet tekrar dine dönerse tutmadığı oruçlarını kaza etmekle yükümlüdür.

2. Bâliğ olmak. Buluğ çağına gelmeyene oruç farz değildir. Şayet tutarsa orucun fazilet ve sevabından istifade etmekle beraber nafile olarak tutmuş olur. Tutmazsa günaha girmez.

3. Âkil olmak. Deliye, baygına ve sarhoşa oruç tutmak farz olmaz.

4. Oruç tutmaya sıhhati ve gücü olmalıdır. Yaşlı ve hastaya oruç farz değildir. Yaşlı daha sonra da kaza edemeyeceği için oruç başına fidye vermek ve bir fakiri sabah akşam doyurmakla mükelleftir. İki öğün yemek parası vermesi de yeterlidir. Hasta ise daha sonra sağlığına kavuşunca kaza eder.

5. Hayız ve nifastan temiz olmak. Kadının oruç tutması için temiz olması gerekir. Hayız ve nifas halindeki kadın oruç tutamaz. Daha sonra kaza eder.

6. Sıhhati yerinde olmak. Hasta oruç tutmayabilir, sonradan kaza eder.

7. Mukim olmak. 150 km uzak yola çıkanlar misafir sayıldıkları için oruç tutmak farz değildir; ancak tutması daha hayırlıdır ve farz olarak tutmuş olur. Misafir ve hasta olan kimse oruca niyet etmiş olsa dahi bozabilir. Sonradan kaza eder.

Bir kimse oruca niyet eder de bütün gün uyursa orucu sahihtir. Ancak bayılırsa orucu sahih değildir. Aklı başında olan oruca niyet eder de gündüzün delirirse orucu bozulur.

Orucun Sahih Olmasının Şartları: Orucun sıhhatinin şartları dörttür.
1. Müslüman olmak,
2. Mümeyyiz olmak,
3. Kadınların hayız ve nifastan temiz olmaları,
4. Orucu tutmanın yasak olmaması. Geceleri ve Ramazan ve Kurban Bayramı günü oruç tutmak haramdır. Dolayısıyla bu gün oruç tutmak sahih olmaz.

Orucun Farzları: Orucun farzları ikidir.
1. Niyet etmek.
Peygamberimiz (sav) “Ameller niyetlere göredir” buyurur. Şafi mezhebinde niyetsiz ibadet sahih değildir. Bu nedenle oruca da niyet etmek şarttır. Amellerin sıhhati niyete bağlıdır. Kalbinden geçirdiği niyeti dil ile de söylemek sünnettir. Niyetin şartları da kalben olması, hangi orucu tutacağını tayin etmesi, gece vakti niyeti getirmek ve niyetin kesin olması gerekir. Sahura kalkmak oruç tutma niyeti ile olursa niyet sayılır. Bilhassa kaza orucu için geceden niyet etmek şarttır. Peygamberimiz (sav) “Fecirden önce niyet etmeyenin orucu yoktur”  buyurmuşlardır. Nafile oruçlar için ise bir şey yiyip içmemiş ise kuşluğa kadar niyet geçerlidir. Niyet “Allah için bu gün farz olan Ramazan orucunu tutmaya niyet ettim” demelidir. Kaza orucu ise “kaza orucunu tutmaya” nezir orucu ise “nezir orucunu tutmaya niyet ettim” demeli en azından bu niyetini kalbinden geçirmelidir. Zira niyet kalbin amelidir. Bedenin ameli ise kalbin niyetini gerçekleştirmektir.

2. Orucu bozan şeylerden kaçınmak. Sahurdan akşam ezanına kadar orucu bozacak herhangi bir şeyi yapmamak farzdır. Yoksa oruç bozulur ve yeniden kaza etmek gerekir.

Orucu Bozan Şeyler: Orucu bozan şeyler sekizdir.
1. Ağız, burun, kulak, ön ve arka uzuvdan veya vücudun herhangi bir yerinden  mideye ve vücuda herhangi bir gıda ve ilacın girmesi. Ancak toz ve abdestte kalan yaşlığın girmesi oruca zarar vermez. Göze çekilen sürme ve vücuda sürülen yağın bedene girmesi oruca zarar vermediği gibi kokular orucu bozmaz. Gusül abdesti alan birinin kulağına kaçan su da orucu bozmaz. Yemek pişiren birinin dilinin ucu ile yemeğin tadına bakması da orucu bozmaz.

2. Kasten kusmak orucu bozar. Kendiliğinden gelen kusuntu ise orucu bozmaz. Peygamberimiz (sav) “Kusuntu kendiliğinden gelirse oruca zarar vermez; ancak kendi isteği ile kusarsa kaza etmek gerekir”  buyurmuşlardır.

3. Kasten, bilerek cinsî münasebette bulunmak. Bir insanın sünnet yeri herhangi bir canlıya girerse onun hem orucu bozulur, hem kefaret gerekir. Şafi mezhebine göre kefaret sadece cinsî münasebet durumunda gerekir. Bunun dışında bozulan tüm oruçlar için gününe gün kaza etmesi gerekir.

4. Kendi isteği ile meninin çıkması. Ancak ihtilam, yani rüyada veya uyuduğu halde isteği dışında meninin çıkması orucu bozmaz. Her iki halde gusül gerekir. Gusül ise orucu bozmaz. Erkeğin oruçlu iken eşi ile oynaşması bu nedenle doğru değildir. Şehvetsiz öpmesinde sakınca yoktur.

5. Bütün gün sarhoş ve baygın olmak.

6. Günün herhangi bir kısmında hayız ve nifas görmek.

7. Kan akmasa da doğum yapmak veya çocuk düşürmek.

8. Allah korusun küfre ve şirke düşmek.

Bu sayılanlar dışında bir kimse unutarak bir şey yese ve içse veya cinsî mukarenette bulunsa veya ikrah, yani tehdit ve zorlama ile orucu bozmaya zorlansa orucu bozulmuş olmaz. Ancak yanlışlıkla iftar oldu veya henüz imsak olmadı diye yer ve içer sonra vaktin girdiği ve akşamın olmadığı anlaşılırsa orucu bozulur ve kaza lazım gelir.

Orucun Mekruhları:
1. Ağız kavgası yaparak küfretmek ve kaba konuşmak,
2. Güneş battığı halde iftarı geciktirmek,
3. Tadı ve kokusu olmayan sakız vb. şeyleri çiğnemek. Tadı varsa orucu bozar.
4. Yemeğin tadına bakmak. Orucu bozmasa da mekruhtur.
5. Hacamat yapmak, kan aldırmak.
6. Şehveti tahrik etmeden kucaklamak ve öpmek,
7. Hamama gitmek,
8. Öğleden sonra misvak kullanmak,
9. Kokusu güzel olan şeyleri özellikle koklamak,
10. Göze sürme çekmek,
11. Gözünü, kulağını ve diğer aza ve duygularını haram olan şeylerden korumamak.
12. Evli kadının kocasının izni ve müsaadesi olmadan oruç tutması mekruhtur.

Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Özürler:
1. Yolculuk:
Şafiye göre 150 km. uzağa gitmek için yola çıkan birisi yolculuk döneminde oruç tutmayabilir. Ancak bu bir ruhsattır.  Zorlanmayacaksa tutması daha hayırlıdır. 

2. Hastalık: Hasta olan oruç tuttuğu zaman tedavisi uzayacaksa veya hastalığı artacaksa oruç tutmayabilir. Sağlığına kavuşunca orucunu kaza eder.  Oruç tutmamaya kişi kendisi karar veremez, Müslüman ve hazık bir doktorun tavsiyesi ile tedavi süresinde oruç tutmayabilir.

3. Gebelik ve Emzikli Olmak: Ramazanda gebe olan veya emzikli bulunan kendisine ve çocuğuna zarar olacağı doktor tarafından tespit edilirse oruç tutmayabilir, ancak daha sonra kaza eder. Bu durumda ayrıca oruç tutmadı günler sayısınca fidye vermesi gerekir. 

4. Yaşlılık: Yaşlı dayanamayacağı zaman oruç tutmakla mükellef değildir. Onun yerine fidye verir. Her gün sabah akşam bir fakire yemek yedirmekle veya bedelini vermekle mükelleftir.

Bir kimse oruç kazası olduğu halde tutamadan vefat ederse vasiyet etmesi ve mirasçılarının terekesinden onun fidyesini vermesi gerekir. Peygamberimiz (sav) “Zimmetinde oruç bulunduğu halde vefat eden bir kimsenin velisi onun yerine oruç tutar”  buyurmuşlardır. Bu nedenle bir kimse vefat eden annesinin ve babasının yerine oruç tutar. Cumhur-u ulamaya göre namaz ibadetinin ne fidyesi ne de başkasının adına kazası vardır. Zira bu konuda peygamberimizden (sav) bir şey varid olmamıştır. Bir kısım Hanefi uleması namazı oruca kıyas ederek namaz için de fidye vermeye fetva vermişlerdir.

Oruçlu iken meşru bir mazeretten dolayı orucu bozulan kişi veya hayız gören dişinin o gün yine oruçlu imiş gibi yemekten ve içmekten uzak durması sünnettir.

Üzerinde kaza borcu olan biri borcunu ertesi Ramazan ayına kadar geciktirmesi günahtır. Bu nedenle üzerinden bir sene geçen kişi orucunu kaza etmekle beraber her oruç için bir de fidye vermesi gerekir. İki sene geçmişse bu durumda hem kaza etmek hem de iki misli fidye vermesi gerekir.


 
< Önceki   Sonraki >