|
M. Ali KAYA
Sahabe kavli ve mezhebinden maksat Resulullah’ın ashabından birisinden nakledilen içtihadi görüş ve fıkhî fetvalardır. Usulcülere göre sahabe mü’min olarak Resulullah’ı gören ve bir süre peygamberimizin yanında bulunan ve sohbetine iştirak eden ve arkasında ibadet eden kimsedir. Sahabenin kavli bu bakımdan Resulullah’tan (sav) nakledilen tavkıfî haber gibidir. Yine sahabenin ittifak ettiği hususlar şeriatte “sahabenin icması” olarak önemli bir delildir. Zira sahabeler peygamberimizi (sav) gözleri ile görmüşler ve şeriatın kaynağından bizzat peygamberden ders almışlardır. Doğruluk yolunda mallarını, canlarını ve yakınlarını terk ederek hicret etmişlerdir. Savaşlara katılmışlardır. Peygamberimizin (sav) “Benden yalan bir söz nakleden cehennemde yerini hazırlasın” hadisinin tehdidini işitmişler ve bunun için yanlış söz söylememeye gayret içinde olan ve fetvadan korkan kimselerdir. Elbette onların sözleri muteber ve muhteremdir. Şeriat onların sözleri ve fiilleri üzerine bina edilmiştir. Bu bakımdan “hepsi adildirler ve asla yalan söylemezler” diye İslam bilginleri ittifak etmişlerdir.
Bununla beraber sahabe kavilleri ve fetvaları bazen farklı olabilmektedir. Bunun için İslam bilginleri içtihatla söylenmiş sahabe kavlinin bir başka sahabe kavline karşı hüccet olmayacağını ifade etmişlerdir. “İçtihat içtihatla nakzolmaz” kuralı burada da geçerlidir. Bunların tümü şeriatte hüccet sayılır.
Mutezile ve Şia’nın cumhuru sahabe kavlini kesin hüccet görmezler. Ancak Şafi, Hanefi, Mâliki ve Hanbelîler “sahabe kavli kesin hüccettir” demişlerdir. (Mir’âtu’l-Usul, 2:250; Gazali, El-Mustasfa, 1:135)
Kabul etmeyenler “sahabe kavlinin masumiyeti olmayan kişiden sadır olan mücerret ferdi ve içtihadî bir görüş olduğunu bu nedenle hata ihtimali bulunduğunu ifade ederler. Hz. Ali’nin (ra) bir Yahudi ile mürafasında oğlu Hz. Hasan’ı şahit göstermiştir. Kadı Şüreyh bunu kabul etmedi. Hz. Ali’nin (ra) oğlunun babası lehindeki şahitliğini makbul olması görüşüne karşı çıkmış oldu. Hem sahabelerin tümü fakih değillerdi. Bu nedenle sahabenin içinde en muteber olanlar elbette fetva vazifesi ile tavzif olunan fakih sahabelerdir. Bu nedenle de her sahabenin sözü bu konuda muteber değildir” derler. Onlara göre “sahabe kavli tercih sebebi olabilir ama doğrudan hüccet olmaz. Müçtehitler ona göre tercih yaparlar. Hüccet olması için Kur’ândan ve Sünnetten bir delile istinat etmesi şarttır.”
Hakkında ittifak hasıl olan sahabi kavli şer’î hüccet sayılır. Çünkü bu bir icmâdır. Aynı şekilde muhalefetin olmadığı sahabe kavli de “Sukûti İcma” sayılır. Zira insan fıtratında yalana yalan deme meyli vardır. Sahabe gibi canını ve malını doğruluk yolunda feda edenlerin yalan konusunda susmaları mümkün değildir.
Sahabe Kavlinin Hüccet Sayılması:
Cumhur-u fukahaya göre sahabe kavli hüccettir. Bunun aklî ve naklî delilleri vardır. Yüce Allah “Sabikunun birincileri olan Muhacir ve Ensar ile onlara güzelce uyanlardan Allah razı olmuştur; onlar da Allah’tan razı olmuşlardır” (Tövbe, 9:100) ayetinde sahabeler övülmüştür. Onlara uymak ise görüşlerine itibar etmek demektir. Bu konuda peygamberimiz (sav) de “Ben ashabım için emânım. Sahabelerim de ümmetim için emândır” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 307) buyurmuşlardır. Ayrıca “Sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 1:132) buyurarak onlara uyanların kurtulacakları açıkça ifade edilmiştir.
Aklen de sahabeler vahyin kaynağında bulunan kimselerdir. Vahyin nasıl, ne sebepler ve hangi amaca binaen inzal edildiğini bildikleri gibi, peygamberimizin (sav) de teşri amacın en iyi bilenlerdir. Elbette onların sözleri muteberdir. Makasıd-ı şeriatı ve nassların hükümlerini en iyi bilenler onlardır.
Ayrıca sahabe sözünün sünnet olma ihtimali daha kavidir. Onlar açıkladıkları hükümleri yanlış olabilir ve peygamberin (sav) “benden yalan haber veren cehennemde yerini hazırlasın” tehdidini işittikleri için peygambere nispet etmeden kendi görüşleri şeklinde ifade etmiş olabilirler. Bu bakımdan sahabe kavilleri kıyas ve içtihada da dayansa onunla amel etmek daha evladır. Çünkü peygamberimiz (sav) “Ümmetimin en hayırlısı, benim zamanında bulunanlardır; sonra onlara yakın olanlar, sonra onlara yakın olanlardır” (Müslim, Fezailu’s-Sahabe, 213, 215; Ebu Davud, Sünnet, 9) buyurarak onların en hayırlı insanlar olduklarını ifade etmiştir.
Sahabenin verdiği fetvalar şu altı şıkkın dışında olmaz:
1. Sahabi, onu peygamberden (sav) işitmiş olabilir.
2. Peygamberden (sav) işitenden işitmiş olabilir.
3. Kur’ândan böyle anlamış olabilir.
4. Sahabenin ittifakı vardır; ama sadece nakleden sahabenin sözü olabilir.
5. Sahabe Arap diline ve kurallarına bizden daha çok vakıftır ve makasıd-ı şeriatı daha iyi bildiği için görüşü hakka daha yakın olabilir.
Bu beş noktada sahabenin görüşü daha isabetlidir ve dinde hüccet sayılır.
6. Sahabenin kendi içtihadı olabilir ve bu konuda yanılmış olabilir. Bu konuda ise hüccet sayılmaz. Bu ihtimal bulunduğu içindir ki sahabenin kavli “Zann-ı Galip” ifade eder ve şeriatın aslî delilini değil, fer’î delillerinden birisini teşkil eder. (İ’lâmu’l-Muavvikîn, 4:12)
İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) “Eğer bir hükmü Kitapta bulamazsam, Resulün sünnetine bakarım. Peygamberin sünnetinde de bulamazsam o zaman sahabe kavline bakarım. Aralarında ihtilaf varsa sahabeden dilediğimin sözünü alırım. Onlardan başkasının sözüne de itibar etmem. Sonra reyimle içtihat ederim” demiştir.
İmam-i Şafii (ra) önceleri her ne kadar sahabe kavlini kesin delil olarak kabul etmese de sonra Mısırda yazdığı, “Risale” isimli eserinde şöyle der: “İlim sahipleri bir sahabeye ait sözü alıyor ve bazılarını ise terk ediyorlar. Bu bakımdan ben de ‘kitap ve sünnette bir hüküm bulamazsam Sahabelerden birinin sözüne uymak gerekir’ derim” (Şafi, Risale, 597-598) demiştir. Yine El-Ümm isimli kitabında "Kitap ve Sünnetten sonra Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin (ra) sözlerine Kitap ve Sünnete daha yakın olduğu için uymak gerekir” der. (Şafi, El-Ümm, 7:246)
İmam-ı Malik ve Ahmed b. Hambel (ra) de aynı görüşü paylaşmaktadırlar. Hatta İmam-ı Mâlik’in (ra) “Muvatta” nam kitabı sahabe fetvalarına dayanan hükümlerle doludur.
Sonuç olarak “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” sahabe kavlinin “Kitap ve Sünnete” dayananlarını kesin hüccet olarak görürken, bunun dışındakini ise “Zann-ı Galip” ile kabul etmişlerdir. Yine de sahabe kavli “Kitap, Sünnet ve İcma” dan sonra kabul etmişlerdir. Sahebnin icması ise zaten kitap ve sünnete dayanan kesin hüccettir. Bu konuda ihtilaf yoktur. Ancak akla değer veren Mutezile ve sahabeleri “âdil” olarak görmeyen ve delil olarak kabul etmeyen Şia buna muhalefet etmişlerdir. Bu durumda da onlar “Güzelce onlara uyanlardan Allah razı olmuştur” (Tövbe, 9:100) ayetindeki müjdeden mahrum kalmışlardır. Etiketler: Sahabe Sahabe Kavli Sünnet Kitap İcma Sahabenin İcması Ehl-i Sünnet İmam-ı Şafi Ebu Hanife İmam-ı Azam Usul |