Yazılarım
Fıkhî Meseleler
SEDD-İ ZERÂYÎ | SEDD-İ ZERÂYÎ |
|
|
|
| Çarşamba, 09 Eylül 2009 | |
|
M. Ali KAYA
![]() Mukaddime: Zerîa, lügatte vasıta ve vesile anlamına gelmektedir. Usul-i fıkıhta ise mazarrata ve mefsedete götüren vasıta, vesile ve sebep anlamına gelmektedir. Vacibe götüren şer vacip, harama götüren şey ise haramdır. Zira bir şeyin lazımı ve sebebi olmadan o şey vaki olmaz. Zina haramdır, zinaya götüren bakış da haramdır. Hac farzdır, haccı yapmak için hacca gitmek de farz olmuş olur. Hükümler varit oldukları şeylere göre ikiye ayrılırlar. “Maksatlar” ve “Vesileler.” Buna “amaçlar” ve “vasıtalar” da denmektedir. Harama vasıta olan şeyler haramdır. Karâfî, “en yüce amaçlara götüren şeyler vesilelerin de en üstünüdür. En aşağı vesilelere götüren şeyler de en adi vesilelerdir” der. “Zaruretlerin haramı helal kılması” kuralı da sonuçta büyük bir hayır söz konusu olunca az zarara razı olmak gibi bir durum da zeraiye örnek olabilir. Burada “ehven-i şeri” uygulamak da vardır. Şari kulu bir şey ile mükellef kılmış ise onun vasıtalarını da talep etmiş demektir. Zira vasıta maksadın husulü için lazımdır. Onlar için ayrı bir ahkâma gerek yoktur. Aynı şekilde bir şeyi haram kılmış ise ona götüren vasıtaları da dolayısıyla haram kılmış demektir. Bir şeyin mukaddimesi o şeyin varlığı kendisine bağlı olan şeydir. Mukaddimede aslolan maksadın elde edilmesidir. Zeria ise amaca giden vatsıdır. Vasıtada aslolan ise, hüküm yoluyla amaca ulaştırmaya yardımcı olunmaktır. Temel duvarın mukaddimesi, merdiven ise çatıya ulaştıran vasıta gibidir. Dolayısıyla merdiven zerîa olmaktadır. Zeriaya Kur’ân-ı Kerimden misal verecek olursak şu iki âyet yeterlidir. Birincisi, yüce Allah “Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar” (Nur, 24:31) buyurur. Burada yüce Allah ayakları yere vurarak ziynetlerini hissettirmeleri fitneye sebep olacağından bunun önünü almak için ayakları yere vurmayı yasaklamıştır. Yine “Onların taptıkları ilahlarına sövmeyin ki onlar da nacanlıkla dönüp Allah'a sövmesinler” (En’am, 6:108) ayetinde de Müslümanların putperestlerin ilahlarına sövmeleri yasaklanmıştır. Bunun sebebi de “izzet-i islamiyeyi” korumaktır. Burada da bir fesadı izale etmek için kapıyı kapama sözkonusudur. Amaç putlara saygı değil, onlara hakaretin dönüp İslam inancına hakarete sebep olmasını önleme hikmeti vardır. (Â’lamu’-l Muavvikîn, 3:147) Zerâî’nin Envâı: Sedd-i Zerayi mefsedetlerin def edilmesi için alınacak tedbirler olarak üç kısma ayrılır. Birincisi, mefsedete kesin sebep olan şeyler. Kapının arkasına çukur kazılması gibi hususlardır ki, burada zarar ihtimali kesindir ve buna sebep olandan tazmin edilir. İkincisi, nadiren zarara sebep olan hususlardır. İçine düşme ihtimali az olan bir yere çukur kazmak bu nevidendir. Buna cevaz verilebilir. Zira şeriat eksere göre hüküm verir. Mefsedetten tamamen arınmış bir maslahat bulunmaz. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Nekâisten Müberra olmak cenân-ı cennetin mahsusatından ve her kemale bir noksan karışmak, bu âlem-i kevn-ü fesadın muktezasındandır.” Üçüncüsü, çoğu zaman fesada sebep olan hususlardır. Silahların satımını serbest bırakmak, şarap fabrikasına üzüm vb. şeylerin satılmasına müsaade etmek gibi hususlardır. Bunlar günaha ve ma’sıyete yardım olduğu ve zann-ı galib-i kat’iye sayıldığı için bu nevi satışlar nehyedilmiştir. Yabancı kadınlarla halvet kalmanın haramlığının sebebi de budur. Kabirler üzerine mescitlerin inşası, memurun amirine hediye vermesi, bayram günü oruç tutulmasının yasaklanması, katilin mirastan mahrum edilmesi hep bu neviden yasaklardır. Şu husus da gözden kaçırılmaması gereken bir husustur ki, kişinin amelini niyet etmediği kaçınma ihtimali olmayan bir kusurdan dolayı günaha hamletmek sahih olmaz. Çünkü mefsedete sebep olmak çoğu zaman kesin değildir. Sedd-i Zerâînin Delil Olması: Mâlikî ve Hanbelîlere göre zerayî fıkıh usulü esaslarındandır. Hanefi ve Şafii’ye göre ise bazı hallerde makbuldür, bazı hallerde ise makbul değildir. Kabul edenler delil olarak Kur’andan ve hadislerden deliller getirmişlerdir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey İman edenler! ‘Rainâ’ demeyiniz; ‘Unzurnâ’ deyiniz” (Bakara, 2:104) buyurmaktadır. Çünkü “Rainâ” kelimesini Yahudiler hakaret anlamında kullanıyorlardı. Peygamberimiz (sav) “Sana şüphe vereni bırak, şüphe vermeyene bak” “Koruluğun etrarında dolşamayın, içine düşme telikesi ile karşı karşıya kalırsınız” “Kişi ana-babasına sövmesin. Kişi başkasının babasına söver, onlar da onunkine söver. Böylece baba-annesine sövdürmüş olur” hadisleri sedd-i zeraiye delildir. Günah ve zulümde yardımlaşma asla caiz değildir. İnsanlara zarar verecek şekilde kuyu açmak ve yiyeceklere zehir atmak ve Müslümanlara eziyet verecek şeyleri yapmak caiz değildir. Zarara ve harama sebep olacak yolları kapatmak gerekir. Sedd-i Zerai budur. Yapılan işler iki şekilde değerlendirilir. Şayet yapılan şeyin hayrı çok şerri az ise yapılmasında fayda vardır. Şerri çok hayrı az ise o zaman caiz değildir. Burada hayrın şerre galip olması ve mağlup olması üzerinden hüküm verilir. “Hüküm eksere göre verilir” kaidesi burada geçerli olur. Fakihler bu kaideye binaen ipeği az olan ipek karışımı elbisenin giyilmesini ve altını az olan altın karışımı yüzüğün takılmasını caiz görmüşlerdir. Sonuç olarak, Sedd-i Zerayi, nass ile haram kılınan şeylere sürükleyen mübah fiillerde olur. “Allah ifsat edenle ıslah edeni birbirinden ayırt etmesini bilir” (Bakara, 2:220) buyurarak yetim malının kendi malına karışmasına müsaade etmiştir. Ancak bu şekilde iyi niyetle yetim malı korunabilir. Allah kadınlara kendi ırzlarını emanet etmiş ve onların beyanlarına göre amel edilmesini istemiştir. Haram ve helale ve nesebin sübutuna dayanan hususlarda onların beyanları delildir. Ve hüküm buna göre verilir. Mefsedetlerin önlenmesinde “Sedd-i Zerâyi” maslahatların celbedilmesinde de “Feth-i Zeraî” metodu uygulanır. Etiketler: Zerayi Sedd-i Zerayi Usul-i Fıkıh Maksatlar Vesileler Zaruretler Vesileler |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|