M. Ali KAYA (Şafii) 
İslam dini namaz ve oruç gibi ibadetlerin ifasında yolcu ve misafirlere bazı kolaylıklar ve ruhsatlar tanımıştır. Yaklaşık 150 km uzağa giden bir yolcu gittiği yerlerde misafir olduğu için yolculuğun ve garipliğin verdiği sıkıntı sebebiyle oruç tutması, Cuma namazını kılması ve vakit namazları konusunda çeşitli dini ruhsatlardan faydalanabilir.
1. Yolcu ve misafir oruç tutmayabilir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “ Oruç sizlere farz kılındı. Hasta ve seferî olanlar oruç tutmayabilirler ve tutmadığı oruç sayısınca diğer günlerde tutar. Bununla beraber oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyurarak seferî olanın oruç tutup tutmamasında muhayyer olduğu, tutmasının ise daha hayırlı olacağını belirtir. Bu ifadelerden İmam-ı Şafi (ra) seferinin oruç tutmamasının emir değil ruhsat olduğunu söylemiştir.
2. Misafir dört rekat namazı kısaltarak iki rekat olarak kılabilir. Bu da İmam-ı Şafiye göre oruç gibi ruhsattır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim “Sefere çıktığınız zaman küffarın fenalığından korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin için bir günah yoktur” buyurmaktadır. İmam-ı Şafi (ra) bu ayette namazın kısaltılmasının kat’iyyu’d-delâle bir emir olmadığını ve düşmandan korunmak için bir ruhsat olduğunu belirterek peygamberin (sav) sünneti olduğu görüşündedir.
3. Gerek oruç konusunda gerekse namazın kısaltılması konusundan inisiyatif tamamen namaz kılıp oruç tutacak olan mü’minin inisiyatifine bırakılmış olduğu konusunda İslam bilginleri görüş belirtmişlerdir. Hanefi uleması ise bu hususun Allah’tan bir bağış olduğu ve ruhsat değil azimet olduğu konusunda fikir belirtmişlerdir. Hanefiler Hz. Aişe’nin (ra) görüşünü esas alırken, diğerleri ise Hz. Ömer’in (ra) seferde bunun Allah’ın bir hediyesi olduğu görüşünü kabul etmişlerdir. Bu nedenle Şafii ve Hanbelîlerde seferde namazı kısaltarak kılmak kişinin tercihine ve yolculuktaki durumuna bırakılmıştır.
4. Şafii ve Malikilere göre bir yolcu bir beldede dört günden fazla kalmaya niyet ederse mukim sayılır ve namazlarını kısaltması caiz olmaz. Bu süre İmam-ı Azam’a göre on beş gündür.
5. Namaz cemaatle kılındığı zaman mukim olan seferi olana, yolcu olan da mukim olana uyar. Yolcu, misafir ve seferi olan mukime uyduğu zaman dört rekatlı namazı mukim gibi tam olarak kılar ve tamamlar.
6. Yolcu vatanına, ikamet ettiği yere dönünce yolculuğu ve seferiliği biter. Bu konuda üç vatan tarifi yapılabilir.
a) Vatan-ı Aslî: Bir insanın doğup büyüdüğü, evi ve mülkünün olduğu ve yaşadığı asıl memleketidir. Devamlı olarak yaşadığı yere gerçek vatan, yani vatan-ı aslî denir. Böyle bir yerde seferilik asla cari olmaz. Bir iş için dışarıya giden döndüğü anda seferiliği kalkar.
b) Vatan-ı İkâmet: Yolcu ve misafirin dört günden fazla kalıp sonra döneceği ve işinin bir hafta, bir ay gibi sürede işini bitirip döneceği yer. Böyle bir yere gelen kimse dört gün ve daha fazla geçici olarak kalacağı için seferi sayılmaz. Yeniden sefere çıkınca vatan-ı ikamet son bulur ve seferilik başlar. Yeniden oraya dönmekle vatan-ı aslî gibi seferiliği bitmez. Şafi, Mâlikî ve Hanbelîlere göre bir kişi dört gün yani 20 vakitten fazla kalmaya niyet eden kimse mukim sayılır. Seferi sayılmaz ve namazını kısaltamaz ve orucunu tutmazlık edemez.
c) Vatan-ı Süknâ: Bir yolcunun aslî vatanından 144 km uzak bir beldede dört günden az kalacağı veya işinin ne zaman bitip gideceği belli olmayarak kaldığı yere “vatan-ı süknâ” denir. Seferilik ahkâmı yolda ve "vatan-ı süknâda" cari ve geçerli olur.
7. İmam-ı Şafi’ye göre yolcu öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı duruma göre “cem-i takdim ve cem-i tehir ederek” birleştirip kılabilir. Bunun da şartları vakit geçmeden niyet etmek ve tertibe riayet etmektir.
8. Yolculuğa çıkan kimsenin seferiliği şehrin çıkışında başlar ve şehre girişte biter.
9. Seferinin mesh müddeti üç gün üç gece yani 72 saattir.
Dine Göre Seferi Sayılma Şartları:
Dine göre bir kimsenin seferi sayılması ve dinin ruhsatından istifade etmesi için aşağıda belirtilen şartları taşıması gerekir.
1. Gerek dini, gerekse dünyevi bir amaç ve faydayı takip ederek yolculuğa çıkmış olmasıdır. Nereye gideceğini ve ne yapacağına karar vermeden binlerce km yol katetmiş olsa seferî sayılmaz. Bir şeyi aramak amacı ile çıkan onun nerede bulacağını bilmeden arayarak gezse seferî sayılmaz.
2. Yolculuğun iş takibi, ticaret, hac, cihad ve sıla-ı rahim gibi meşru bir amaç için olması şarttır. Gayr-i meşru bir amaç için yola çıkan seferi sayılmaz. Bu nedenle birini öldürmek, bir suçtan kaçmak ve hırsızlık yapmak amacı ile yola çıkan seferi sayılmaz. Alacaklısından kaçan bir yolcu da seferi sayılmaz. Meşru bir amaç için çıktığı halde yolda büyük günaha girse amaç ve niyet masiyet işlemek olmadığı için seferiliği düşmez.
3. Yolculuğunda gideceği yeri önceden tesbit etmiş olmalıdır. Bu gideceği yerin de en az seferilik müddeti olan 150 km uzakta olması gerekir. Komutanın emrinde bulunan bir askerin veya amirin işini takip için yanına aldığı memur amir ve komutan tarafından gideceği yer söylenmemiş ise seferi sayılmaz. Çünkü işin nerede biteceği ve nereye gideceği belli değildir. Ancak dönüşte geleceği yer belli olduğu ve bu da 150 km’den fazla olursa seferi hükümlerine uyabilir.
4. Misafir mukim bir imama uyduğu taktirde mutlaka namazını dört rekat olarak kılmak zorundadır.
5. Misafirin namazını kısaltabilmesi için mutlaka ihram tekbirinden önce namazı kısaltacağına niyet etmelidir. Namaz içinde niyetinden şüpheye düşür, acaba kısaltmaya niyet ettim mi, etmedim mi derse namazı kısaltamaz tam olarak dört rekat kılması gerekir.
Bir misafirin ve yolcunun yolculuğu beş şekilde sona erer:
1. Gideceği yerde dört günden fazla kalmaya niyet etmesiyle,
2. Dört günde bitmeyecek bir işinin çıkması ve işin uzayacağının anlaşılması,
3. Yolun yarısından geriye dönmesi,
4. İşinin bitmesi ile yolculuğa son vermiş olması,
5. Memleketine dönmesi.
Namazları Cemetmek:
Namazları cemetmek ancak iki durumda caizdir. Birincisi yolculukta, ikincisi ise Hac mevsiminde Arafat’ta ve dönüşte Müzdelife’dedir. Nitekim peygamberimiz (sav) Tebük gazasında cem-i te’hir yaparak ikindi vaktinde öğle ile ikindiyi beraber ve yatsı vaktinde akşam ile yatsıyı beraber kıldırmıştır. Yine Veda Haccında Arafat ve Müzdelife’de namazları cem etmiştir.
Yolculuk durumunda öğleyi ikindiye, akşamı yatsıya tehir etmek, istirahat halinde ise ikindiyi öğleye, yatsıyı akşama takdim etmek daha efdaldir. Arafat’ta ise ikindiyi öğleye takdim ederek öğle vaktinde, dönüşte Müzdelife’de akşam ile yatsıyı cem-i tehir ile yatsı vaktinde kılmak daha fazilettir.
Hasta olup yatağından kalkamayan kişi geçici olan hastalığı zamanında cem-i takdim ve cem-i tehir ile namazlarını cemedebilir. Hasta olan hastalığı esnasında özürlü sayılacağı Şafi bilginlerince kabul edilmiştir.
İmam-ı Azama ve Hanefi Mezhebine göre ise Hac mevsiminde Arafat ve Müzdelife dışında namazları cem ederek kılmak caiz değildir. Ancak Şafiler seferde ve hastalıkta da cem yapılabileceğine hükmetmişlerdir.
Cem-i Takdim: İkindiyi öğle ile birleştirerek öğle vaktinde, yatsıyı öne alarak akşam namazı ile akşam vaktinde kılmaktır. Bunun dört şartı vardır:
1. Niyet etmek. İlk namaz vakti çıkmadan takdim mi, tehir mi ederek birleştireceği hususunda kalben niyet etmektir. Vakit çıktıktan sonra birleştirme niyeti olmaz. Kaza kılması gerekir.
2. Tertibe riayet etmek, önce gelen namazı önce kılmak, sonra gelen vaktin namazını sonra kılmaktır. Aksi taktirde her iki namaz da sahih olmaz. İâdesi gerekir.
3. Her iki namaz arasında iki rekat namaz kılacak kadar zamandan fazla ara vermemektir. Ancak iki namaz arasında abdest alınmasında, teyemmüm ve kamet getirilmesinde beis yoktur.
4. Her iki namazı kılıp bitirene kadar sefer halinin devam ediyor olması şarttır.
Cem-i Tehir: Öğle namazını ikindi namazı ile ikindi vaktinde, akşamı yatsı vaktinde yatsı ile birleştirerek kılmaktır. Bunun da iki şartı vardır:
1. Birinci namaz vaktinde ikinci namaz vaktine tehir edeceğine niyet etmek. Bu niyeti ilk vakitte ihmal ederse hem günahkar olur, hem kaza namazı olarak kılması gerekir.
2. Her iki namazı kılıp bitirene kadar yolculuğun devam ediyor olması şarttır. Etiketler: Sefer Yolcu Namazı Yolculuk Ahkamı Misafir Vatan-ı Asli Namazları Cemetmek Cem-i Takdim Cem-i Tehir |