M. Ali KAYA
Yüce Allah âlemlerden müstağnidir ve her şeyden ganidir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Hal böyle iken ibadete ne ihtiyacı var ki teklif ile insanlardan istemektedir? Bunun sebebini İslam bilginleri “ Âdemoğullarının Allah-u Teâlâ’nın yasak ettiği ağaçtan yemesi üzerine işlemiş olduğu günaha kefaret olmak üzere emredilmiştir” şeklinde cevap vermişlerdir. ‘Günah işledikleri zaman günahlara kefaret olur, işlemedikleri zaman da derecelerin yükselmesine sebep olur’ demişlerdir. Peygamberler ve peygamberimiz (sav) hakkında da böyledir demişlerdir. “ Peygamberler günah işlemezler ancak yaptıkları ve işledikleri onların Allah katında ve insanların katındaki derecelerini yükseltir” demişlerdir. “Her şey zıddı ile bilinir.” Hal böyle olunca masiyet ve günah olmazsa taatin değeri bilinmediği gibi, “cennet olmazsa cehennem tazip etmez” kuralına göre cennet olmazsa cehennem, cehennem de olmazsa cennet bilinmezdi.
Teklifin sebebi ve ibadetin hikmeti insanın buna ihtiyacı olmasındandır. İbadet Allah'ın insanlara zarar veren şeyleri yasaklaması, insana fayda veren şeylerin emredilmiş olmasıdır. Bu durumda ibadetin Allah'a değil, kula faydası olmaktadır. Bir öğretmenin öğrencisine çalışmasını öğütler ve hatta çalışmayı terk ettiği zaman cezalandırır. Bu ceza ve mükafat öğretmen için gerekli değil, öğrenci için gereklidir. Bilgi öğrenciye lazımdır, elbette öğretmene lazım değildir.
Bediüzzaman Said Nursi (ra) bu konuda sorulan bir suale verdiği cevabında şöyle der: “Cenab-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değildir. Fakat sen ibadete muhtaçsın, manen hastasın. İbadet ise manevi yaralarına tiryak ve ilaç hükmündedir. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında şefkatli bir hekimin ona nafi ilaçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese ‘Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?’ ne kadar manasız olduğunu anlarsın.” (Lem’alar, 2005, s.444)
**
Bütün kemâlat-ı insaniyenin, insanların bütün maddi ve manevi kazanımının sebebi Hz. Âdemin cennette yasak olan ağaçtan yemiş olmasıdır. Hz. Âdem’in cennette yasak ağaçtan yemesinin hikmeti çok büyüktür. “Âdem Rabbine asi oldu da şaşırdı” (Taha, 20:121) ayeti Hz. Âdem’in günah işlediğini açıkça ifade etmektedir. Ancak bu yasağı çiğnemesi Hz. Âdem’in imtihanı olmuştur. Buradaki Hz. Âdem’in kasıtlı değil unutarak bu yasağı çiğnediğini “Âdem unuttu da yasağı çiğnedi. Biz onda bir kasıt bulmadık” (Taha, 20:115) ayeti ile sabittir. Unutarak ve uyuyarak yapılanların günah olmadığı herkesin malumudur.
Peygamberlerden sadır olan masıyet ve hatîe olarak bildirilen hususlar ha kikatte günah değildir, mecazîdir. Onlar gerçekte huzur ve müşahede makamında oldukları için asla Allah’tan gafil olmazlar ki günaha girsinler. Yaptıkları fiiller rızay-ı ilâhiye uygundur. İsyan ancak gaflet ve dalalet halinde vuku bulur. Peygamberler ise bundan uzaktır. Bu sebeple peygamberlerin hataları şeklî olup hakiki ve isyan manasında değildir. Peygamberlerin bu hataları ümmetleri için mazeret beyanı olur. Ümmetler böylece bir günah işledikleri zaman Allah'a nasıl tövbe ve istiğfar edeceklerini öğrenmiş olurlar. Çünkü “her şey zıddı ile bilinir” kuralı böylece hükmünü icra etmiş olur. Nitekim yüce Allah Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın “Rabbimiz biz nefsimize zulmettik, şayet bizi affetmez ve bize merhamet etmezsen hüsrana düşenlerden oluruz” (A’raf, 7:23) buyurarak kulluk ve ubudiyet yolunu tuttuklarını ve bu yolda nasıl hareket etmek gerektiğini bize öğrettiğini görürüz.
Yüce Allah'ın Âdem’i (as) yaratması, cennetine koyması ve oradan kendisine mühim bir görev verip ve peygamberlik makamına çıkararak dünyaya göndermesinde pek çok hikmetler ve maslahatlar vardır.
Birincisi: Âdem’e (as) “Ta’lim-i Esma”nın öğretilmesidir. Talim-i Esmânın en önemli hikmeti, insana câmiiyyet-i istidat cihetiyle pek çok ulum ve kâinatın envaına muhit pek çok fünun, Hâlıkın şuûnât ve evsafına şamil kesretli maarifin talimidir. Yüce Allah bununla insana rüçhaniyet vermiş ve cinlerle meleklerden üstün olduğunu bununla ispat etmiş ve “Âdeme secde emri” ile onların itaatini emretmiştir. Böylece kâinatın yaratılış hikmetinin insan meyvesini vermek olduğunu ispat etmiş ve insanı bununla halife-i arz yaparak “Emanet-i Kübra” olan imanı ve islamı insana layık görmüştür.
İkincisi: Şeytanı ve melekleri Âdem ile imtihana tabi tutmuş, meleklerin Âdeme secde etmesi ile beraber Şeytanın secde etmemesi” ile insanlığa kâinatın pek çok maddi varlıkları ve onların manevi mümessilleri ve müekkel melekleri itaat ve ınkıyad etmekle beraber, o nevin istidadını bozan ve yanlış yollara sevk eden şerli maddeler ile onların temsilcileri olan habis ruhların insanlığın maddi ve manevi terakki ve tekâmülünde ne derece büyük bir engel ve müthiş düşman teşkil ettiğini ders vermiştir. İnsanın istidat ve kabiliyetlerinin gelişmesi için böyle bir mücadele ve mücahede meydanı açtığını insanı dünyaya göndermekle göstermiştir. (Sözler, 2005, s.388)
Üçüncüsü: Âdem’e (as) isimleri öğretmesi ile (Bakara, 2:31) Âdem’in evladı ve vâris-i istidadı olan insanların da bütün varlıklara karşı üstünlüğünün ancak şeytana ve şerirlere aldanmamak ve hikmet-i ilâhiyenin semasından tabiat dalaletine düşmemekle mümkün olduğunu ihtar etmiştir. Şeytanın insanın düşmanı olduğunu ve ona bir defa aldanan Âdem’in cennetten dünyaya sukût ettiğini ihtar ederek insanın da şeytana aldanması ile dünyadan cehenneme sukut etmemesi için tabiat bataklığına düşmeden “Esma-i İlâhiyeye” yapışarak cennet-i alaya uruc etmesi gerektiğini ifade etmiştir. (Sözler, 2005, s.414)
Dördüncüsü: Hz. Âdem’in cennetten ihracı tavziftir. Hz. Âdem (as) öyle bir vazife ile memur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkiyat-i maneviye-i beşeriyenin ve bütün istidadat-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mahiyet-i insaniyenin bütün esma-i ilâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin sonuçlarıdır. Eğer Âdem (as) cennette kalsaydı, melek gibi makamı sabit kalırdı; istidadat-ı beşeriye inkişaf etmezdi. Bu sebeple Âdem (as) insan fıtratının gereği olan malum günahla cennetten çıkarıldı. (Mektubat, 2005, s. 70) Şayet böyle bir günahı işlememiş olsaydı o zaman insanın cennetten çıkarılması zulüm olur ve insan buna itiraz ederdi; ama bir suç işlediği için kendi rızası ile isteyerek, ceza olarak çıkarılmayı kabul etmiştir ve bu durum Allah için zulum olmamıştır.
Nitekim Yusuf (as) kardeşi Bünyamin’i yanında alıkoyması için kardeşinin yükü içine padişahın su tasını koydurarak hırsız muamelesi yaptırıp yanında alıkoymuştur. (Yusuf, 12:70-76)
İnsanlığın bütün maddi ve manevi kazanımı ve çıkarmış olduğu binlerce enbiya ve milyonlarca evliya ve asfiya meyveleri, fenni buluşlar ve ulum-u fenniye ve diniye ile kendilerini geliştiren ulema Hz. Âdem’in cennette işlemiş olduğu hatanın sonucudur. Böyle bir hataya hata demek ve günah olarak görmek elbette yanlıştır. Bu sebepten denilmiştir ki “İstiğfara müncer olan derk-i kusur, gururu incirar eden rü’yet-i hüsn-ü amele müreccahtır.” Yani kulluğu ve itaati sağlayan, tövbe ve istiğfar sevabını kazandıran günah, gururu netice veren itaatten iyidir. Nitekim şeytanın binler sene Allah'a itaati, Hz. Âdem’in bir anlık isyanı kadar Allah katında değerli olmadı. Böyle bir hataya hata demek mümkün mü? Bunun için İslam bilginleri demişlerdir ki “Âdem’den (as) sadır olan masiyet dahil her şey Allah'a itaat gibidir.”
Bütün bunlardan şeriatın amacının ve ibadetin hikmetinin insanın istidat ve kabiliyetlerinin geliştirmek ve cennete layık hale getirmek olduğu ve insanın dünyevi ve uhrevi saadetini temin etmek olduğu anlaşılmaktadır.
Etiketler: Hz. Âdem Hz. Havva Cennet Cehennem Teklif Şeriatın Amacı İbadetin Hikmeti Talim-i Esma Peygamberler Dünya |