|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Lügat anlamı ortak hareket etmek, ekseriyetin görüşünü esas almak ve çoğunluğa uymak demek olan “Sevad-ı Azam” din dilinde “Mekke-i Mükerreme”ye verilen bir isimdir; terim olarak da “Müslümanların ekseriyeti” ve “Müslümanların Cemaatinin İnancı” anlamını ifade etmektedir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Hakikat  Çekirdekleri’nde “ Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lakayt Emevîlik, en nihâyet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihâyet az bir kısmı Râfizîliğe dayandı” (Mektubat, 2004, Hakikat Çekirdekleri, s.805) buyurarak istikamet ve selametin ekseriyetle ve cemaatle beraber olduğunu belirtmiş ve ifrat ve tefritin sonunda istikameti kaybetmeye götüreceğini belirtiştir.
İnanç bakımından sevad-ı azama uymak kişiyi hidayete götürürken maişet bakımından sosyal hayatta da çoğunluğa göre hareket etmek gerekmektedir. Bu konuda da Bediüzzaman’ın örnek bir tavır sergilediğini görürüz. İstanbul’da Daru’l-Hikmetü’l-İslâmiye azalığından yüksek maaş alan Bediüzzaman yine de çok mütevazı bir şekilde yaşamaktadır. İktisada azami derecede uyarak kazandığı gibi harcama yoluna gitmemektedir. “Neden bu derece muktesit yaşıyorsun?” diyenlere cevaben “ Ben sevad-ı azama tâbi olmak isterim. Sevad-ı azam bu kadar tedarik edebilir. Ben ekalliyet-i müsrifeye tabî olmak istemem” (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.191; Sözler, 2004, Lemaat, 1178) diye cevap vermiştir.
Hz. Ömer’in (ra) kendisine bal şerbeti ikram edenlere “bunu halkın çoğu içer mi?” diye sorduğu, “hayır ancak bu sizin için hazırlanmıştır” denilince içmekten vazgeçerek “ben ancak halkımın çoğuna benzer bir şekilde yaşamak isterim” dediği vakidir. Sevâd-ı azama uymak ancak böyle olur. Bediüzzaman bu zamanda buna riayet eden örnek bir hayat yaşamıştır.
Peygamberimiz (sav) ümmetine tavsiyesi “Aleyküm bi’s-sevâdi’l-âzam!” yani “Size sevad-ı azama uymanızı tavsiye ederim” şeklindedir. Yani halkın çoğunluğunun yaşadığı hayat seviyesinde bir hayat sürmektir. Hz. Ömer (ra) kızı Hz. Hafsa’nın sofrasına iki çeşit yemek koyması üzerine “Birini kaldır. Ümmetin çoğunun sofrasında iki çeşit yemek yok. Ne zaman çoğunluk bu seviyeye gelirse biz de soframıza koyarız” diye reddetmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Bu acip asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşamak şerâitini ağırlaştırması ve çok etmesi, hacat-ı gayr-ı zaruriyeyi görenekle, tiryaki ve müptelâ etmekle hâcât-ı zaruriye derecesine getirmesiyle hayatı ve yaşamayı herkesin her vakitte en büyük maksat ve gayesi yapmıştır. Onunla hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviyeye karşı ya set çeker veya ikinci, üçüncü derecede bırakır” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.143) buyurarak bu zamanda ekser Müslümanların sıkını içinde olduklarını bu sebeple onların sıkıntısını paylaşmadan lüks ve israf içinde yaşamanın müslümana yakışmayacağını ifade etmiştir. “Böyle bir zamanda teferrühe izn-i şer’î bizi muhtar bırakmaz” (Eski Said Dönemi Eserleri, 703) demektedir. “Şimdi ekser İslam açlığa düşüp ve telezzüze izn-i şer’î kalmadı” (Sözler, 1178) buyurur. Böylece mü’minlerin lüks ve israfa düşmemek ve insanları lüks ve israfa teşvik ederek tuzağına düşüren Deccal’a esir olmamak için “Sevad-ı azama” uyarak toplumun orta seviyesine göre yaşaması gerekir.
**
Peygamberimiz (sav) inanç bakımından da “Sevad-ı Azama” yani sahabelerin ve ümmetin ekserisinin inancına uymaya davet etmiştir. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak bunlardan bir tanesi kurtulacak; o da benim ve sahabelerimin yolunda gidenlerdir” (Tirmizi, İman, 18; İbn-i Mâce, Fiten, 17; Ebu Davud, Sünne, 1) buyurmuştur. Bu kurtulanın “Fırka-i Nâciye-i Kâmile” yani “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” olduğunu belirten Bediüzzaman (Mektubat, 2004, s.181) diğerlerinin de imanlarını muhafaza edenlerinin sonradan kurtulabileceğine işaret etmiştir.
Peygamberimiz (sav) ayrıca “Ümmetim dalalet üzere içtima etmez; sizler sevad-ı azama ve cemaate uyun” (Aliyyu’l-Muttakî, Kenzu’l-Ummal, 1:1030; Mecmau’z-Zevaid, 5:218) buyurur. Bedüzzaman’ın “Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lakayt Emevîlik, en nihâyet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihâyet az bir kısmı Rafızîliğe dayandı” (Mektubat, 2004, Hakikat Çekirdekleri, s.805) dediği husus itikattaki sevad-ı azamdır.
En kısa yol en doğru olan yoldur. Aynı şekilde en istikametli ve en doğru olan inanç da toplumun ve halkın ortak değerleri etrafında ifrat ve tefrite varan görüş ve düşüncelerden uzak durarak orta yolu ihtiyar etmesidir. Buna İslam muhakkikleri “İstikamet” ve “Sevâd-ı Azam” demişlerdir.
**
“Sevad-ı Azam” inanç bakımından orta yolu ve istikameti muhafaza eden “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaattir.” Onların görüşleri şöyle özetlenebilir:
Savad-ı Azam (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat) ve Fırka-i Nâciye-i Kâmile’nin görüşleri:
1. İmanı Allah'ın kulun kalbine verdiği bir nur, bir atıyyesi ve ihsanı olarak görmelidir. İman hakikattir. İman hakikatleri mecazi hakikatler değil, gerçektirler.
2. İmanda şek ve şüphe olmamalıdır. Bu bakımdan “İnşallah ben mü’minim” demek şektir ve doğru değildir. “Elhamdülillah ben mü’minim” demeli ve iman konusunda tevazudan kaçınmalı, “Salâbeti” yani, hakkı müdafaayı ve hakta sebatı esas almalı, imanını haykırmalıdır.
3. Müslümanların cemaatine ve çoğunluğuna aykırı davranmamalı ve aykırı görüş ve düşüncelerden uzak durmalıdır.
4. Her fasık ve facir imamın ve idarecinin arkasında namaz kılmalı ve bunun hak olduğunu ve namazının makbul olduğuna itikat etmelidir. Müslüman olarak ölen her cenazenin de namazını ne kadar fasık ve facir (büyük günah işleyen birisi) de olsa kılmalıdır.
5. Ehl-i Kıble olan ve namaz kılan hiç kimseyi helal saymadıkça, büyük günah işlemesini bahane ederek küfür ile itham etmemelidir.
6. Hayırdan ve şerden ne olursa ve başa ne gelirse Allah'ın takdiri ve kazası olduğuna kesinlikle iman etmelidir. Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. O’nun iradesi haricinde yaprak kıpırdamaz.
7. Haksız yere Müslüman’a kılıç çekmeyi asla helal görmemelidir.
8. Yolculukta ve mukim olduğu halde mestlere meshetmeyi hak ve doğru bilmeli, meshe ait hükümleri çıplak ayak ile karıştırmamalıdır.
9. Kulun işlediği fiillerin yaratıcısının Allah olduğuna itikat etmelidir. Kulun elinde cüz’î bir cüz-ü ihtiyarî ve kesp dışında bir tesirinin olmadığını bilmelidir.
10. Sebepleri Allah'ın iradesinin taallukuna adi birer şart olduğunu bilmeli ve tesirin ancak ve ancak Allah'a ait olduğunu, sebeplerin tesirinin olmadığına itikat etmelidir.
11. Kabir azabının hak olduğuna ve vaki olacağına, Münker ve Nekir meleklerinin suallerinin hak ve vaki olacağına inanmalıdır.
12. Allah Kelâmı olan Kur’ân-ı Kerimin “Kelam Sıfatı”nın gereği olduğuna ve mahlûk olmadığına itikat etmelidir.
13. Okunan Kur’ân-ı kerimin ve duaların, verilen sadaka ve hayırların sevabının ölülere fayda verdiğine ve kabirlerini nurlandırdığına ve azabını hafiflettiğine inanmalıdır.
14. Peygamberimizin ve peygamberlerin şefaatlerinin Allah'ın izni ve emri ile hak olduğuna inanmalıdır.
15. Peygamberimizin (sav) miraca ruhu ve bedeni ile çıktığına ve “Hakaik-ı İmaniyeyi” “Ayne’l-yakîn” gözü ile gördüğüne itikat etmelidir.
16. Ahirette “Amel defterlerinin” verileceğine ve herkesin amelini bunlardan okuyacağına ve Mizanda hesaba çekileceğine inanmak.
|