Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
SÜBHANALLAH PDF Yazdır E-posta
Pazar, 22 Kasım 2009
Yazı Index
SÜBHANALLAH
Sayfa 2
M. Ali KAYA
Giriş:
Yüce Allah’ı noksan sıfatlardan tenzih etme, yüceltme, methetme, övme ve Allah’a ibadet etme ve “Sübhanallah” demek, Allah’ı tesbih etmek anlamına gelmektedir. Tesbihin çoğulu “tesâbîh”tir. “Sebbeha” fiilinin masdarıdır, kökü “sebeha” kelimesidir. O da havada ve suda hızla hareket etmek ve yüzmek anlamına gelmektedir. (El-Isfahani, Müfredat, 1986-İstanbul, Sebeha Maddesi) Namazdan sonra 33’er defa “Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahü Ekber” demek tesbih çekmek anlamına gelmektedir. Kur’ân-ı kerimde yüze yakın ayette Allah’ı tesbih etmemiz istenmektedir. “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve onu sabah akşam tesbih edin” (Ahzab, 33:41-42) ayetinde tesbih zikirle beraber geçmektedir. Zira tesbih, tekbir, tehlil ve hamd Allah’ı zikretmek demektir. İslam bilginleri tesbihi namaz ve dua olarak da kabul ederler.

Kur’ân-ı Kerim “Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiklerini” müteaddit ayetlerinde ifade etmektedir. (Hadid, 56:1; Haşr, 59:1; Saff, 61:1) böylece “Sebbeha” ile başlayan üç sure vardır. “Sübhanallah” tesbihin adıdır. Tesbih, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etme, yüceltme ve kemal sıfatların tümü ile muttasıf bilmektir. Tesbih’in çoğulu “tesâbîh”dir. “Sebeha” kökünden gelen bu kelime denizde yüzmek ve hızla hareket ederek gitmek anlamına gelir. (el-Isfahânî, Müfredat,1986-İst, s.324) Allah'ın isim ve sıfatlarını bilmek ve mahlûkattaki tecellilerini düşünerek imanını artırmak “Allah’ı tesbih etmek” anlamına gelmektedir. Tesbih Allah’ı düşünmek, hatırlamak ve anmak olduğu için tesbihe “zikir” adı verilir. Zikir salt hatırlama anlamını ifade etmez, derinden derine düşünmek, yani tezekkür etmek demektir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey İman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah-akşam zikredin” (Ahzab, 33:41-42) buyurur. Bu ayette zikir ve tesbih beraber ifade edilerek tesbihin zikir olduğu vurgulanmıştır.


Kur’ân-ı Kerim “Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih eder” (Hadid, 57:1; Haşr, 59:1; Saff, 61:1 ) buyurur. Bu üç surenin de birinci ayetleri tesbih ile ilgilidir. Ayrıca “Yedi sema ve arz ve içinde bulunan her şey Allah’ı hamdle tesbih eder; ama ne var ki siz onların tesbihlerini anlayamazsınız” (İsra, 17:44) buyrularak her şeyin Allah’ı hamdle tesbih ettiği ve zikrettiği ifade edilmekte, insanın da bu tesbihleri anlaması ve bu zikre şuurlu bir şekilde katılması istenmektedir.

Tesbih Ne Anlama Gelmektedir?
Tesbih “Sübhanallah” demektir. Yani “Sübhanallah” tesbihin adıdır. Allah’ı yüceltmek, noksanlıklardan tenzih etmek, yani Allah’ı övmek anlamına gelmektedir. Hoşumuza giden bir şeye “Ne kadar güzel yapılmış” diyerek yaratanı ve yaratılanı övmek “Sübhanallah” demektir. Tesbih ise, “Sübhanallah” diyerek yüce Allah'ı bin bir esması ile övmektir. Allah'a ibadet tesbih, tekbir ve hamd etmek şeklindedir. Bunun içindir ki namazın harekat ve ezkarında bu üç şey her tarafında bulunmaktadır. Namazdan sonra da namazın manasını te’kid ve takviye için şu mübarek kelimeler otuz üçer defa tekrar edilir.

Tesbih “Marifetullah”ın ifadesi olduğu için “Tahmid” ve “Tekbir”den daha önce gelmektedir. Yüce Allah'ın celali, cemâlî ve kemâlî isimleri vardır. Celâline karşı “Sübhanallah” kemaline karşı “Allah-ü Ekber” ve cemâline karşı “Elhamdülillah” demekle mukabele edilir. (Sözler, 2005, s.71)

1. Her Şey Allah’ı Tesbih Eder:
Her şeyin Allah’ı tesbih etmesi müfessirler tarafından çeşitli şekillerde anlaşılmış ve yorumlanmıştır. Akıllı ve şuurlu varlıkların Allah’ı tesbih etmesi, “O’nu her çeşit noksan sıfatlardan tenzih etmeleri ve kemal sıfatlarla muttasıf olduğunu dil ile ifade etmeleri” şeklinde açıklamışlardır. Cansızların ve bitkilerle hayvanlar gibi şuursuz varlıkların Allah’ı tesbih etmelerini ise, yaratıcıya delil olmaları, esma ve sıfatlarının tecellilerine ayine olmaları şeklinde anlamışlardır. Onların tesbihleri dilleri ile değil, lisan-ı halleri iledir. Şuursuz varlıkların tesbihleri lisan-ı hal denilen “hal dili iledir” demişlerdir.

Bir kısım bilginler daha ileri giderek cansız sayılan varlıkların da bizim bilemediğimiz şekilde bir hareket ve faaliyet içinde olduklarını, bu hareket ve faaliyetleri ile şuurlu ve anlamlı işler yaptıklarını, akılsız ve cansız varlıkların, ilim, irade ve kudret gerektiren faaliyetlerde bulunmalarıdır. O cansız ve şuursuz varlıklar bunu yapamadıkları için Allah'ın ilim, irade ve kudreti ile faaliyet gösterdiklerini, bunun ise onların tesbihi olduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim bütün varlıklar atomlardan meydana gelmiştir. Atomlar ise hareket halindedir. Atomların akıl, ilim ve şuurları olmadığına ve çok mükemmel fiilerde çalıştırıldıklarına göre bu hareketleri ile Allah'ın ilim, irade ve kudretinin tecellisi ile olmaktadır. Bu da Allah'ın varlığını, birliğini, ilim, irade ve kudretini şuurlu varlıklara göstermekte ve anlamalarına sebep olmaktadır. Şuursuz varlıkların tesbihi budur. Şuurlu varlıkların bunu anlaması da onların tesbihi olmaktadır. Bütün varlıkların Allah'ın ilim, irade ve kudretine, tasarrufuna teslimiyeti onların tesbihleridir” (M. Ali Sabunî, Safvetü’t-Tefâsir, 1987, 3:319)  demişlerdir.

Kur’an-ı Kerimde “Sebbaha” (Hadid, 57:1; Haşr, 59:1; Saf, 61:1) ve “Yüsebbihu” (Haşr, 59:24; Cuma, 62:1; Teğabün, 64:1) şeklinde, yani mâzi ve muzari sîgası ile mahlukatın Allah’ı tesbih ettiği ifade edilmektedir.  Müfessirler bu hususu da yüce Allah'ın zamandan münezzeh olması bakımından, Allah katından meseleye bakıldığı zaman geçmiş ve gelecek bakımından fark etmeyeceği, dolayısıyla aynı anlama geldiğini belirtmişlerdir. (Zemahşeri, Keşşaf, Mısır-1997, 4:81)

Yüce Allah mü’minlere “Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ölüm gelene kadar Rabbine ibadet et” (Hicr, 15:98-99) emreder. Ayrıca “Ya Muhammed, sabret. Allah’ın va’di mutlak gerçektir. Günahlarına istiğfar et ve akşam sabah Rabbini överek tesbih et” (Mü’min, 40:55) “Yüce Rabbini tesbih et” (A’lâ, 87:1) “Azim ve yüce olan Rabbini tesbih et” (Vakıa, 56:96, 74) emreder. En son nazil olan “Nasr” Suresinde de  “Rabbini hamdle tesbih et ve O’na istiğfarda bulun” (Nasr, 110:3) ferman buyurur. Peygamberimiz (sav) bu emirlerin gereği olarak namazın farz olan rukû ve secdelerinde “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm” ve “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ” şeklinde Allah’ı tesbih etmiş ve ümmetine de rükû ve secde hâlinde bu kelimelerle aynen ayette geçtiği şekli ile Allah’ı tesbih etmeyi emretmiştir. (Ebu Dâvud, Salât 154; Tirmizi, Salât 194) Namaz kılan her mü’min Allah’ı Kur’ân-ı Kerimin emrettiği şekli ile tesbih etmektedir.

Melekler de aynı şekilde yüce Allah’ı tesbih ettiğini yine Kur’ân-ı kerim bizlere haber vermektedir. Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunan meleklerin de “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur” şeklinde Allah’ı tesbih etmekte olduğunu bize haber vermektedir. (Zümer, 39:75)

Peygamberimiz (sav) bizlere Allah’ı tesbih etme konusunda tavsiyelerde bulunmuş ve ne şekilde Allah’ı tesbih edeceğimizi tarif etmiş ve göstermiştir. “Dilde hafif ve mizanda ağır olan iki kelimenin “Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahi’l-azîm” (Müslim, Zikir 26; Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 61) kelimeleri olduğunu ifade etmiş ve çokça söylememizi istemiştir. Çünkü bu Allah'ın emrettiği ve istediği tesbih kelimeleridir.

Yüce Allah’ı tesbih etmek “Sübhanallah” demektir. “Sübhanallah” ile başlayan bütün dualar tesbih sayılır. Nitekim peygamberimiz (sav) miraçta Hz. İbrahim (as) ile karşılaşır. İbrahim (as) peygamberimize (sav) “Ümmetin cennetin nimetlerini çoğaltmak istiyorlarsa ‘Sübhanallahi ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahu vallahü ekbertesbihini çokça söylesinler” (Tirmizi, Daavât, 59) tavsiyesinde bulunur.  Peygamberimiz (sav) de ümmetine “Bir kimse ‘Sübhanallahi ve bihamdihi’ derse onun için cennette bir ağaç dikilir” (Tirmizi, Daavât, 60; İbn-i Mâce, Edeb, 56) ferman eder.

Yine peygamberimiz (sav) “Kim farz namazından sonra 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahü Ekber der, sonra yüzüncü olarak ‘Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke lehu, lehul-mülkü ve lehu’l-Hamdü ve hüve ala külli şey’in kadîr’ derse günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir. (Müslim, Mesâcid, 146; Nesai, Sehv, 96) Bu şekilde zikre ve tesbihe devam edene hiçbir şey zarar veremez” (Müslim, Mesâcid, 144, 145, 146; Tirmizi, Daavât, 25; Nesai, Sehv, 92) buyurmuşlardır.

2. Mahlûkat Her Hali ile Allah’ı Tesbih Eder:
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Yedi kat gökle yer ve onların içindekiler Allah’ı tesbih ederler. Hiçbir şey yoktur ki Allah’ın hamdle tesbih etmesin lâkin siz onların tesbihlerini anlayamazsınız” (İsra, 17:44) 

İnsanlar Allah’ı “Güneş doğmadan önce ve gece saatlerinde de gündüzün uçlarında da tesbih etmemiz” (Taha, 20:130; Rum, 30:17) istenmektedir. Beş vakit namazı kılarak tesbih ettikleri gibi, “gece gündüz fütur getirmeden tesbih ettikleri” (Enbiya, 21:20) anlatılır. Melekler de “Arşın etrafında Rablarını hamdle tesbih ederler ve ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun’ derler.” (Zümer, 39:75; Mü’min, 40:7)

İnsanın Allah’ı tesbih etmesi “Sübhanallah” demesi, namaz kılması ve yüce Allah’ın “Azim olan rabbini tesbih et” (Vakıa, 56: 74, 96; Hâkka, 69:52) emrinin gereği namazların rukularında “Sübhane Rabbiyel’-A’lâ” şeklinde tesbih etmesi ve “Yüce Rabbini tesbih et” (A’lâ, 87:1) emrini ise secdelerde “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ” şeklinde tesbih etmek şeklindedir.

Semavat ve arz ve içindekilerin Allah’ı tesbih etmesi” (Hadid, 57:1; Haşr, 59: 1, 24) nasıl olmaktadır? Bediüzzaman Said Nursi hazretleri semavat ve arzın tesbihatını şöyle izah eder: “Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semavatın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. Demek herbir ağacın, herbir yıldızın cüz'î birer tesbihatı olduğu gibi, zeminin de ve zeminin herbir kıt'asının da ve herbir dağ ve derenin de ve ber ve bahrinin de ve göklerin herbir feleğinin de ve herbir burcunun da birer tesbih-i küllîsi vardır.

Şu binler başları olan zeminin her başında yüz binler lisanlar bulunan ve her lisanda yüz bin tarzda tesbihat çiçeklerini, tahmidat meyvelerini, âlem-i misalde tercümanlık edip gösterecek ve âlem-i ervahta temsil edip ilân edecek, ona göre elbette bir melek-i müekkeli vardır.

Evet, müteaddit eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı mânevîsi olacaktır. Eğer o cemiyet imtizaç edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı mânevîsi, bir nevi ruh-u mânevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.

İşte, bak: Misal olarak, bu Barla ağzının, şu dağ lisanının bir muazzam kelimesi olan, bu odamızın önündeki çınar ağacına bak, gör. Ağacın şu üç başının her başında kaç yüz dal dilleri var. Ve her dilde, bak, kaç yüz mevzun ve muntazam meyve kelimeleri var. Ve her meyvede, dikkat et, kaç yüz kanatlı mevzun tohumcuk harfleri, emr-i Kün feyekûn'e mâlik Sâni-i Zülcelâline ne kadar beliğ bir medih ve fasih bir tesbih ettiğini işittiğin, gördüğün gibi, ona müekkel melek dahi, ona göre âlem-i mânâda müteaddit dillerle tesbihatını temsil ediyor ve hikmeten öyle olmak gerektir. (Sözler, 2005, s.268-269)


 
< Önceki   Sonraki >