Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow Sünnetin Önemi ve Korunması
Advertisement
Sünnetin Önemi ve Korunması PDF Yazdır E-posta
Cuma, 05 Şubat 2010
Yazı Index
Sünnetin Önemi ve Korunması
Sayfa 2


2. Kur’an Sünnete “Hikmet ”adını vermiştir:
Peygamberimiz (sav) “Dikkat edin, bana Kur’ân ve onun benzeri verildi” (Ebu Davud, Sünnet, 5) buyurarak izah etmiştir. Kur’ân bellidir. Kur’anın benzeri nedir? Elbette Kur’anın beyanı ve açıklaması olan ve “Hikmet” denilen “Hadis” ve “Sünnet”tir. Bütün bu izahlardan anlaşılmaktadır ki, Sünnet’e müracaat etmeden Kur’ânı anlamak ve uygulamak mümkün değildir.

Peygamberin görevlerinden biri de insanlara “Kitabı ve hikmeti öğretmektir.” (Âl-i İmran, 3:164) Bu ayette geçen Kitabın Kur’ân-ı Kerim, hikmetin ise sünnet ve hadis olduğunu müfessirler açıklamışlardır. Hikmet, Kur’ân-ı Kerimin incelikleri, manaları ve sırlarıdır. (Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 1:928)

Yüce Allah kitabın dışında bir de hikmeti öğretmiştir. “Kime hikmeti vermiş ise ona pek çok hayır vermiştir.” (Bakara, 2:264) Peygamber insanları Allah'ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet eder. (Nahl, 16:125) Bu ayette geçen hikmetten maksat Sünnet denebilir.

3. Peygamberimiz (sav) “Kur’anı” yazdırdığı gibi “Sünneti” de yazdırmıştır:

Peygamberimiz (sav) dinin korunması için “Sünnetin” korunması gerektiğini haber vermiş ve sahabelerini “Sünnetini” korumaya teşvik etmiştir. “İlmi yazarak kaydedin” (Darimi, Mukaddime, 43) hadisi Kur’an için söylenmemiştir. Zira Kur’anı zaten “Vahiy Kâtiplerine” yazdırıyordu. İhtiyari olan Kur’an dışındaki hadislerdir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Allah bizden bir söz işitip muhafaza eden, sonra onu bir başkasına tebliğ edenin yüzünü ak etsin ve güldürsün” (Tirmizi, İlim, 7) buyurarak hadislerin muhafaza edilmesini emretmiştir.

Peygamberimiz (sav) Mekke döneminde ve Medine’ye hicretin ilk yıllarında Kur’ânın muhafazasına önem vermiş ve “Benden Kur’ândan başka bir şey yazmayın” buyurarak “Vahye” başka sözün karışmamasına çok dikkat etmiştir. Zira henüz sahabeler Kur’an ile hadis konusunda fazla bilgi sahibi değillerdi ve bunları birbirlerine karıştırabilirlerdi; ama aradan geçen 15-20 sene içinde Kur’anı çok iyi öğrenmişler ve artık Kur’anın evamirini tatbike ve uygulamaya başlamışlardı. Anlamadıkları hususları peygamberimize (sav) gelerek soruyorlardı. Uygulamada anlaşmazlığa düştükleri konularda peygamberimize müracaat ediyorlardı. Bu durumda artık “Kur’an” ile “sünnetin” karışma tehlikesi söz konusu değildi. Bu nedenle peygamberimiz (sav) Sünnetin yazılmasını emretti. Kur’ân-ı kerimi bilen ve gerek ticaret amacı ile, gerekse hac ibadeti için uzaktan gelerek peygamberimizi bir iki defa görmek ve sohbetini dinleyerek istifade edenler bunu unutmadan kabilelerine götürmek isteyenlere peygamberimiz (sav) “Bunları hıfzedin ve gittiğiniz yerlerde anlatın” buyuruyordu. Hafızasından şikâyet eden sahabeye “Sağ eline müracaat et” (Tirmizi, İlim, 12) buyurarak yazmasını emrediyordu. Peygamberin sözlerini çarpıtarak ve tahrif ederek aktarılmasını önlemek için de “Kim benden bilerek yalan isnat eder, benden olmayan bir sözü söylerse cehennemde yerini hazırlasın” (Buhari, İlim, 38) buyurarak yalan ve yanlış sözlerin önünü kesiyordu.

Meşhur Veda Hutbesinde “Sözlerimi burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin” (Tirmizi, İlim, 9) buyurarak Kur’an gibi risalet vazifesinin son görevi sünnetin de tebliğini sahabelere vazife olarak tevdi etmiştir.

4. Sahabenin Sünneti Muhafazadaki Gayretleri:
Peygamberimizin (sav) hadislerinin ve sünnetinin muhafazası konusunda sahabelerin büyük gayretleri olmuştur. Sahabe peygamberimizin (sav) hadislerini toplamak için değil örnek almak ve yaşamak için yaşayarak muhafazasına önem vermişlerdir. Bu nedenle İslam bilginleri “Medine Ehli”nin amelini dinde delil olarak almışlardır. Zira Medine Sahabeleri ibadet ve ahlak hayatında yaptıklarını mutlaka peygamberden görerek veya takririni alarak yaptıklarına hükmetmişlerdir. Dolayısıyla peygamberin sünneti sözlü ve yazılı olması yanında yaşanarak da muhafaza edilmiştir.

Sahabeler peygamberimizden öğrendiklerini daha sonra bir araya gelerek müzakere ederlerdi.
(Hatîb el-Bağdâdî, Câmî li Ahlâki’r-Râvî ve Âdâbi’s-Sâmî, 46, Mısır, Tarihsiz) Hatta sahabelerin bir kısmı peygamberimizin (sav) yanında onu dinlerken diğerleri işleri gereği yanında bulunamamışlarsa geldikleri zaman sorarlar ve öğrenmeye çalışırlardı.

Yine sahabeler kendilerinden hadis öğrenmek isteyen tabiinden olan talebelerine “Bu hadisleri öğrenin ezberleyin ve kendi aranızda müzakere edin ve birbirlerinize hatırlatın” (Darimi, Mukaddime, 51) diye tembihatta bulunurlardı. Peygamberimizden hadis öğrenmek ve bunları kayda geçirmek için görevli sahabeler vardı. Bu sahabelerin başında da Hz. Ebu Hureyre (ra) gelmektedir. Nitekim Ebu Hureyre (ra) çok hadis rivayet ettiği için tenkide uğrayınca şöyle demiştir: “Muhacir kardeşlerimiz çarşı-pazarda ticaretle, Ensar kardeşlerimiz de bahçe ve bağlarda işleri ile meşgul olurken, ben karın tokluğuna peygamberimizin (sav) yanından ayrılmayarak onların görmediklerini görmüş ve duymadıklarını duymuşum, onların öğrenemediklerini de öğrenmişim.” (Buhari, İlim, 42)

Ebu Hureyre (ra) bu konuda peygamberimiz (sav) tarafından görevlendirildiğine (Mektubat, 2004, s.226) peygamberimizin (sav) ona “Ya Sahibe’l-Uzuneyn!” şeklinde hitap buyurmasından da anlamak mümkündür. Zira “Ey iki kulaklı!” buyurarak kulağına dikkat çekmiş ve iyi dinlemesini tembihlemiştir. Hatta Ebu Hureyre (ra) peygamberimize “Bende unutkanlık var, bazen sizden işittiklerimi unutuyorum” diyince peygamberimizin (sav) kendisine dua ettiği ve ondan sonra asla unutmadığı” (Buhari, 2:60; 3:68, 143; Müslim, Hadis No: 2492; Mektubat, 250) rivayet edilmektedir.

Hz. Ömer (ra) bir sahabe kardeşi ile sözleşerek sırası ile peygamberimizi (sav) takip ettikleri bir gün biri bulunmazsa ertesi gün peygamberimizin (sav) ne yaptığı ve ne konuştuğunu birbirlerine haber verdikleri anlatılmaktadır. Bu da sahabelerin peygamberimizi (sav) nasıl takip ederek ondan ilim ve hikmet öğrenmeye çalıştıklarını göstermektedir.

Sahabeler peygamberimizden (sav) sadece işitmekle kalmamışlar bizzat uygulamasına dikkat ederek peygamberimizin (sav) ne yaptığını ve nasıl yaptığına dikkat etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali (ra) “Resulullah’ı mestlerin üzerine mesh yaparken görmemiş olsaydım, ben mestlerin altını mesh etmeyi daha uygun görürdüm” (Ebu Davud, Tahare, 63) demiştir. Yine Hz. Ali (ra) Kufe’de ayakta su içmiş, “Suyu ayakta mı içiyorsun?” diye soranlara “Ayakta su içiyorsam peygamber (sav) ayakta su içtiğini gördüğüm içindir; otururken içiyorsam otururken su içtiğini gördüğüm içindir” (Müsned-i Ahmed, 1:134) şeklinde cevap vermiştir.

Bununla beraber sahabeler peygamberimiz (sav) peygamberimizin (sav) “Benden yalan haber veren cehennemde yerini hazırlasın” (Buhari, İlim, 38) hadisinin tehdidinden korkarak Resululallah’a (sav) muhalefet olur korkusu ile görevli sahabeler dışında her önüne gelen hadis rivayet etmemişlerdir. Bu hususlar “Hadis Usulü” kitaplarında detayları ile anlatılmıştır.

5. Tabiin ve Tebe-i Tabiinin Sünneti Tedvin ve Tasnifi:
Tedvin, hadislerin toplanması, sıhhatinin araştırılması ve konularına göre bu hadisleri derlemesidir. Tedvin dönemi hicri I. asrın sonları II. asrın ortalarına kadardır. II. asrın ortalarından itibaren de “Tasnif” dönemi başlamıştır. Bu da bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Abbasi halifesi Ömer b. Abdülaziz (ra) Medine Valisi Ebubekir b. Hazm’a ve ülkenin bütün valilerine gönderdiği resmî bir genelge ile “Hz. Peygamberin (sav) hadislerinin ve sünnetinin araştırılarak toplanmasını” (Buhari, İlim, 34) ferman etmiştir. Bunun üzerine ilk tedvin çalışmasına İbn Şihab ez-Zührî (v. 124/742) olmuştur. O kadar hadis toplamıştır ki topladığı ve yazdığı hadisleri hayvanlarla taşıdığı söylenmektedir. Hadislerin tedvini için pek çok hadisçiler seyahatler yapmışlardır. Hayatını buna adayan pek çok muhaddis olmuştur.

Hadislerin tedvininden sonra “tasnif” dönemi başlamıştır. Tasnif, hadislerin konularına göre derlenerek kitaplar halinde bir araya getirilmesidir. Bu dönemde Musannef, Sünen, Müsned ve Sahih adı altında eserler ortaya çıkmıştır.

Sonuç:
Hadisin korunması Kur’ânın korunması için önemlidir. Çünkü sünnet Kur’anın tefsiri ve açıklamasıdır. Kur’anın yanlış yorumu ve yanlış anlaşılması tahrifin başlangıcı sayılır. Sünnet Kur’anın keyfi yorumlara tabi tutulmasını önler. Doğru anlaşılması ve uygulanmasını sağlar. Bu nedenle Kur’ânın korunması Hadisin ve Sünnetin korunmasına bağlıdır. Sünnetin korunması ile ulemanın ve mücedditlerin görevidir. Başta mücedditler olmak üzere İslam bilginleri peygamberin (sav) sünnetinin tamamını en ince detaylarına kadar korumuş ve Kur’ân-ı kerimi buna göre yorumlamışlardır. Yahudi ve Hıristiyanlarda “Sünnet” kavramı olmadığı ve Tevrat ile İncil din azizlerin, adamları ve ruhbanların insafına terk edildiği için tahrife uğramıştır. Kur’an-ı Kerimin değişememesi ve korunmasının en önemli sebebi ise İslam bilginlerinin kendi anlayışlarına ve hevalarına göre değil Kur’ânı Sünnete uygun yorumlamalarından dolayıdır.
Etiketler:  Kitap Sünnet Hadis Din Kaynağı Sünnetin Önemi Tebliğ Beyan Vahiy Hikmet İman Kelime-i Tevhid Sahabe Tabiin


 
< Önceki   Sonraki >
HADIS
HIKMET
SüNNET
İMAN
KITAP
VAHIY
TEBLIğ
SAHABE
TABIIN
KELIME-I TEVHID
BEYAN