Yazılarım
Fıkhî Meseleler
Sünnetin Önemi ve Korunması | Sünnetin Önemi ve Korunması |
|
|
|
| Cuma, 05 Şubat 2010 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Dinin iki temel kaynağı vardır. Birincisi Allah'ın kitabı, ikincisi ise peygamberin (sav) dini hayatı olan sünneti… İslam bilginleri tarafından Kur’an korunarak geldiği gibi, Kur’anın hayata yansıması ve uygulaması olan sünnet de aynı şekilde korunarak gelmiştir. Peygamber hem Allah'ın kitabının hem de Sünnetin taşıyıcısıdır. Kur’an-ı Kerimi bize getiren peygamber olduğu gibi onun uygulamasını ve açıklamasını da peygamber bizlere hem yaşayarak hem beyan ederek öğretmiştir. Bundan dolayı dinin sahibi de hamili de şeriatın koruyucusu da peygamberin kendisidir.Kur’anın kaynağı vahiy olduğu gibi, sünnetin kaynağı da vahiydir. Ancak vahiy iki kısımdır. Birincisi “Vahy-i Metluv” yani ibadet için okunan vahiydir. Bu Kur’ân-ı Kerimdir. İkincisi, “Vahy-i Gayr-i Metluv”dur. Bu da Kur’an dışında dinin kaynağı olan “Sünnet”tir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “O Peygamber kendi hevasından konuşmaz. Onun bütün konuşmaları vahiydir” (Necm, 53:3) buyurarak bunu ifade etmektedir. Sünnet olmadan Kur’ân-ı Kerimin pratiğe aktarılması ve uygulamaya konulması mümkün değildir. İşin bu yönüne bakıldığı zaman Sünnet Kur’ânın hayata yansımasından başka bir şey değildir. Kur’an “Anayasa” konumundadır. Anayasalar ancak yasalarla ve yönetmenliklerle pratiğe yansır ve uygulamaya konulur. Aynı şekilde Sünnet de Kur’ân-ı Kerimin mücmelini tafsil, müphemini tefsir, umumunu tahsis ve mutlağını takyit etmektedir. Dolayısıyla Sünnet olmadan Kur’ân-ı Kerimi anlamak ve uygulanabilir hale getirmek mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerimde emredilen namaz, hac, kurban, zekât ve oruç gibi ibadetlerin nasıl yapılacağı bilinemez. Miras hukuku ile ilgili ayetin (Nisa, 4:11) hükmünü “peygamberler mal miras bırakmaz” (Buhârî, İ’tisâm 5; Müslim, Cihâd 51) hadisi tahsis etmiş hususileştirmiştir. “Mallarınızı aranızda batıl bir surette yemeyiniz” (Nisa, 4:29) ayetini “Meyveleri olgunlaşmadan satmayın” (Buhârî, Buyû’ 82; Müslim, Buyû’ 51) hadisi takyit etmiş, kayıt altına almıştır. Sünnet, yani hadis olmazsa bu konuda nasıl hareket edileceği elbette bilinemez, her kafadan ayrı bir ses çıkar ve uygulama imkânı zorlaşırdı. Yüce Allah'ın Kur’ân-ı Kerimde “Bugün dininizi kemâle erdirdim, size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum” (Maide, 5:3) ayeti Kur’an ile beraber Sünnetin de tamamlandığını ifade etmektedir. Bu ayeti sünnetten ayrı olarak düşünmek doğru değildir. 1. Peygambere ve Sünnetine Olan İhtiyaç: İmanın tercümanı olan “Kelime-i Tevhid” iki kelam ve iki kelimedir. Birincisi “Lâ ilâhe illallah” ikincisi “Muhammed Resulullah” kelamıdır. Yüce Allah imanı ancak bu ikisi ile kabul etmektedir. Dinin temeli ve esası “Tevhide” ve “Nübüvvete” imandır. Nübüvvet olmazsa Allah'ın birliği bilinemez, Allah'ın varlığı ve birliği ancak nübüvvet ile sabit olur. Allah-ü Teâlâ imanı ve dini ancak peygamberlik müessesesi ile tahakkuk eder ve nübüvveti gerekli kılar. Nübüvvete ve sünnete olmazsa din bilinmez ve yaşanmaz. Bunu birkaç madde içinde izah edelim. 1. İnsanlar imana ve ilâhiyata ait bilgileri peygamberlerden öğrenirler. Peygamberler olmazsa Allah’a, ibadete ve ahrete ait hususlar bilinemez. 2. Allah'ın kullarından isteklerini, emir ve yasakları peygamberler haber verirler. Bu emir ve yasakların nasıl uygulanacağı yine peygamberlerin ibadetleri ve uygulamaları ile bilinir. 3. Allah'ın emirleri rızası ve memnuniyetine uygun yapılmasını peygamberlerden görerek uygulamaya geçirirler. 4. Güzel ahlak kuralları peygamberlerin ahlakı ile bilinebilir. Zira peygamberler güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmişlerdir. 5. Vahyin korunması ancak peygamberin sünneti ile mümkündür. Yüce Allah “Şüphe yok ki zikri biz indirdik, onu koruyacak olan biziz” (Hicr, 15:9) buyurmaktadır. Her şeyi sebepler tahtında yapan yüce Allah Kur’ân-ı Kerimi de peygamberin sünneti ve sünneti koruyan ulemanın içtihatları ve ilimleri ile korumaya devam etmektedir. Yüzlerce âlim peygamberin sünnetini korumaya kendilerini adamışlardır. İmam-ı Şafii (ra) peygamberin sünnetinden hiçbir şeyin kaybolmadığını tümünün sahabeler ve tabiin âlimlerinin toplayarak muhafaza edip bizlere kadar doğru bir şekilde ulaştırdıklarını ifade etmiştir. Peygamberimizin (sav) sözleri, fiilleri ve takrirleri ravileri ve sıhhat dereceleri ile beraber derlenip toplanmıştır. Peygamberin vazifesi yalnız tebliğden ibaret değildir. Tebliğ yanında “Beyan” yani açıklama, “tatbik” yani uygulama ve “anlaşmazlıkları giderme” gibi vazifeleri de vardır. 1.1. Tebliğ: Tebliğ belagat kökünden gelmektedir. Belagat ise “muktezay-ı hâle mutabık” olarak, muhatabın seviyesine göre, yanlış anlaşılmalara vesile olmayacak şekilde söz söylemektir. Bu nedenle yanlış anlaşılabilecek şekilde konuşmak tebliğ sayılmaz. Tebliğin içinde açıklama, anlaşılmayanı anlaşılır hale getirme, seviyeye göre konuşma, tatbikatın gösterme ve doğru şekilde uygulama da vardır. “Peygambere düşen sadece tebliğ etmektir” (Âl-i İmran, 3:20; Mâide, 5:92, 99; Nahl, 16:35, 82; Ankebut, 29:18; Yasin, 36:17; Şura, 42:48; Tegâbün, 64:12 ) ayeti tebliğin bütün yönlerini içine alan veciz ve beliğ bir ifadedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey şanlı Resul! Rabbinden sana inzal edileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan elçilik görevini yapmamış olursun. Allah seni inkarcıların hile ve tuzaklarından koruyacaktır” (Mâide, 5:67) buyurmakta ve tebliğ vazifesinin yapılmasını emretmektedir. Peygamber elinden geldiği gibi bütün gayretini göstererek tebliğ vazifesini yapacak sonucu Allah’a bırakacaktır. Nitekim yüce Allah “Ey Muhammed! İnsanları Rabbin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et” (Nahl, 16:125) buyurarak tebliğin en güzel şekilde yapılmasını emretmiştir. 1.2. Beyan: Peygamberimiz (sav) tebliğ vazifesi, tatbik ve beyan vazifelerini de içine alan bir vazifedir. Nitekim yüce Allah “Biz senden önce de kendilerine vahy ettiğimiz nice peygamberler gönderdik. Bilmiyorsanız bir bilene sorun. O peygamberler kitaplar ve beyyinelerle bu görevi ifa ettiler. Ey Resulüm, biz size de bu zikri inzal buyurduk ki insanlara tebliğ ve beyan edesin umulur ki tefekkür etsinler” (Nahl, 16:43-44) buyurarak peygamberin beyan görevini anlatmaktadır. 1.3. Anlaşmazlıkları giderme: Peygamberin bir vazifesi de “anlaşmazlıkları” gidermektir. Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı Kerimi okuyan mü’minlere “Allah’a ve Resulüne itaat edin ve bir anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah’a ve Resulüne götürün” (Nisa, 4:59) emreder. Bu emir nasıl uygulanacaktır? Allah’a itaat Kur’ân-ı Kerime uymak ise, peygambere itaat ne anlama gelmektedir? Peygamber şu an hayatta olmadığına göre bu emre bu günün mü’minleri nasıl uyacaklardır? |
||||
| Sonraki > |
|---|