Yedincisi: Kadınları istismar eden, ahlakın bozulmasına sebep olan en önemli hususlardan birisi de müstehcen yayınlardır. Kur’an merhameten kadınların hürmetini muhafaza için hayâ perdesini takmasını emreder. Ta ki hevesat-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesat ehemmiyetsiz bir meta’ hükmüne geçmesinler. Medeniyet ise kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp beşeri de baştan çıkarmıştır. Hâlbuki açık-saçıklık, samimi hürmet ve muhabbeti izale edip ailevi hayatı zehirlemiştir.
Hususan suretperestlik ahlakı fena halde sarstığı ve sukut-u ruha sebep olmuştur. Suretler ve resimler ruhsuz resim olduğu için ölmüş kadınların suretleri veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmündedir. Nasıl ölmüş bir kadınların cenazelerine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak ne kadar ahlakı tahrip ederse, ölmüş kadınların cenazeleri hükmünde olan suretlerine hevesperverane bakmak, derinden derine hissiyat-ı ulviyeyi, yüksek duyguları sarsar tahrip eder, kişinin ahlâkî olarak alçalmasına sebep olur. (Sözler, 2004, s.663)
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetlediğimiz bu risalesinde ortaya koyduğu bu güzel ve mükemmel yaklaşım ile tesettürün ne derece fıtrî ve kadına gerekli olduğunu ispat etmiştir.
Sekizincisi: Aile hayatının korunmasında en önemli sorumluluk aile reisi olan erkeğe düşmektedir. Erkekler yüce Allah'ın emri ile “Kavvam” yani sözü geçen idareci ve koruyucudur. (Nisa, 4:34) Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Erkekler kadınlar üzerine kavvâm; yani hâkimdirler. Erkekler Allah'ın kendilerine verdiği güç, kuvvet ve cesaret ve servetle kadınlardan üstün yaratmış ve kadını erkeğe muhtaç etmiştir. Bu ihtiyaçtan aile yuvası sağlam şekilde kurulsun. Erkekler mallarından infak ederek kadınların nafakasını yüklenmiştir. Kadınlar da buna mukabil erkeklere itaat etmekle yükümlüdürler. En hayırlı kadınlar erkeklerine itaatkâr olan kadınlardır. Yine kadınlar vazifeleri gereği erkeğin sırlarını ve malını muhafaza etmekle yükümlüdür” (Nisa, 4:34) buyurur.
Bu vazife ve yükümlülük gereği erkek ailesini günahlardan ve kötülüklerden, kem gözlerden ve kötülüğe sebep olacak durumlardan korumakta hassas ve gayretli olmalıdır. Eşini nâşizelikten, yani kendisine itaatsizlik etmesine sebep olacak olan durumlardan da muhafaza etmelidir. Aksi takdirde hem sosyal hayatta, hem de Allah'a karşı sorumlu olur. Eşinin hayâsızlığından rahatsız olmayan ve namusu korumda gayreti olmayan bir erkek “deyyus” olarak isimlendirilmiş ve kınanmıştır. Böylelerin ahretteki vahim durumları da hadislerde belirtilmiştir. (Ahmed b. Hambel, Müsned, 2:69, 128)
Korunması gereken hususlardan birisi de kadının erkek kılığına girmesidir. Kıyafet kadının fıtrî yapısına uygun olmazsa fıtratını bozar. Psikolojik hastalıklara sebep olur. Kadın fıtratını bozan hususlardan birisi de erkeğin giymiş olduğu pantolonu giyerek onun gibi sokağa çıkması ve gezmesidir. Erkek buna müsaade etmemelidir. Çünkü peygamberimiz (sav) “kadın kılığına giren erkeğe ve erkek kılığına giren kadına lanet etsin” buyurmuşlardır. (Ebu Davud, Libas, 28; Ahmed b. Hambel, Müsned,2:225)
Müstehcenliğin Zararları: Cahiliye adetlerini Kur’ân-ı Kerim “zann-ı cahiliye” denen putperestliği, “hamiyet-i cahiliye” şeklindeki ırkçılığı, “hükm-ü cahiliye” ile zulmü ve “teberrücü’l-cahiliye” ile açık saçıklığı ve müstehcenliği yasaklamıştır. Peygamberimiz (sav) “İslamiyet bütün cahiliye adetlerini yasaklamıştır” (Buhari, Ahkam, 4; İmare, 36, 37) buyurur.
“Teberrücü’l-câhiliye”, cahiliye döneminde kadınların açılıp saçılarak, başlarını, gerdanlarını, bacaklarını açarak erkeklerin arasında dolaşırlarıdır. Yüce Allah “Vakarla evlerinizde oturun. Süslenerek ve açılarak cahiliye çıkışı gibi evlerinizden çıkmayın, namazınızı kılın, zekatınızı verin, Allah'a ve resulüne itaat edin” (Ahzab, 33:33) buyurarak açık bir kıyafetle evden çıkmayı yasaklamıştır.
Kadının en güzel yönü erkeklere karşı iffeti ve hayâsı; çocuklarına karşı şefkat ve merhameti; yuvasına karşı temizlik ve nezafeti; kocasına karşı da hürmeti ve sadakati; yakınlarına ve akrabalarına karşı nezaket ve nezahetidir. Bu güzel hasletleri kendisinde toplayan bir kadın cennetin hurilerinden daha güzel ahlaka sahiptir ve cennete hurilerden daha layıktır. İslam kadına Allah'ın fıtrî olarak verdiği bu vasıflarını kaybetmemesi, hayâ ve iffetini koruması için tesettürü emretmiştir. Tesettürü ihmal eden kadınlarda zamanla bu gibi güzel haletler yıpranmaya başlar ve zamanla yok olur. Bu durumda namus mefhumu da kaybolmaya başlar.
Toplumun ahlakını bozmak ve Müslümanları manen ve ahlaken çökertmek için bilhassa ahir zamanda deccal ve süfyanın, ehl-i dalalet ve küfrün kadınları kullanacağı peygamberimizin (sav) hadislerinde belirtilmekte ve Müslümanlar ikaz edilmektedir.
Rivayetlerde “Ahir zaman fitnesi o derce dehşetli olur ki kimse nefsine hâkim olmaz” (Süyûtî, Fethü'l-Kebîr: 1:315, 2:185, 3:9; Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs: 1:266.) buyrulur. Bu sebeple bütün ümmet peygamberimizin (sav) emriyle “Allah’ım, bizi ahir zamanın fitnesinden, kadınların fitnesinden ve Mesih deccalın fitnesinden koru” (Buhari, Daavât: 37, 39, 44, 45, 46, Ezan: 149, Cenâiz: 88, Fiten: 26; Müslim, Mesâcid: 127, 128, 130-134; Müsned, 6:139.) şeklinde dua etmişler ve etmektedirler.
Bunun sebebini izah eden ve hadisin doğru bir şekilde vakıaya mutabık tevilini yapan Bediüzzaman o fitneler nefislerin hoşuna gidecek şekilde kadınları kullandıkları için nefsine düşkün insanları kendine çekeceğini, insanların zorla değil kendi istekleri ile zevkle irtikab edeceğini ifade eder. Zorla olsa zaten günah olmaz. Örnek olarak Rusya’da hamamlarda kadın erkek beraber çıplak girmesini gösterir. Dans, tiyatro gibi bu zamanın lehviyat ve hevesatı tahrik eden bid’aları ve kebâirleri hep hayâsız kadınları kullanarak ahlakı bozup, insanları yoldan çıkararak anarşiye sebep olacağını anlatır. (Şualar, 2005, s.912, 913)
Bu zamanda ehl-i küfür ve ehl-i dalalet islama karşı mücadele ve muharebesinde şeytanın da telkini ile kullandıkları en dehşetli silahları yarım çıplak hanımlardır. Bunlar gerek TV gerek İnternet ve gerekse basın ve yayın yoluyla müstehcen neşriyatları ve erotik yayınları ile ehl-i imana taaruz ederek saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamaya, fuhuş yolunu açamaya ve genişletmeye çalışarak çoklarının nefislerini esir edip kalp ve ruhlarını kebâir ile yaralıyorlar. Pek çoklarının kalplerini öldürüyorlar.
Bu dehşetli günahları ile dünyada hem kendilerini helak etmeleri, hem de pek çokların helakine ve felaketine sebep olmaları ile mahrem yerleri cehennemde yanmayı hak ediyorlar. Dünyada da emniyeti ve sadakati kaybettikleri için fıtraten istedikleri ve çok muhtaç oldukları münasip kocayı daha bulamaz. Bulsa da başına bela bulur. (Gençlik Rehberi, 23)
Peygamberimiz (sav) sahabelerini ikaz ederek “Ne zaman size Rum ve Fars kızları hizmet edecek, o zaman belanız ve fitneniz içinize girecek, savaşınız içinizde olacak, şerlileriniz başınıza geçerek iyilerinize ve hayırlılarınıza musallat olacaktır” (Mektubat, 2005, 183; Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 10:232) buyurmuşlardır. Otuz sene sonra haber verdiği gibi çıkmıştır.
Günümüzde de fitnelerin büyüklerinin kadınlar yüzünden çıktığı ve onlara karşı dikkatli olmamız gerektiği açıktır.Kadınların evlerinden müstehcen kıyafetlerle çıkarak dolaşmaya başlamaları ve her yere girmeleri insanların da toplumun da ahlakını bozmuş ve insanlığı yoldan çıkarmıştır. Bediüzzaman “Mimsiz medeniyet taife-i nisayı yuvalarından uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metaı yapmış” (Sözler, 2004, s. 1183) buyurarak bu duruma işaret eder.
Dostların meclisine güzel kadın girdiği zaman nasıl insanlar arasında riya, rekabet, bencillik ve haset damarları deprenmeye başlar. İnsanların uyumuş olan hevesleri birden bire uyanır. Aynı şekilde toplumda kadına hürriyet verme adı altında onları evlerinden sokaklara çıkarmakla medeniyet insanlarda kötü huyların gelişmesine sebep olmuştur. Böylece kadınlar yuvalarından çıkarak beşeri de baştan çıkarmıştır.
İslam dini ve şeriatı kadına olan merhametinden dolayı kadınları tekrar huzurlu evlerine ve yuvalarına davet eder. Kadın ancak evinde saygı ve hürmet görür. Kadın evine döndüğü zaman çocuklarından, kocasından, akrabalarından gerekli saygı ve hürmeti görür. Kadının rahat ve huzuru evlerindedir. Kadın ancak bir aile ortamında rahat edebilir.
Kadının süsü takılarında değil, temizliğindedir. Kadının haşmeti, büyüklüğü ve saygınlığı güzel ahlakından kaynaklanır. Günahlardan kaçınması ile güzellik bulur. Güzelliğinin kemali ise çocuklarına olan şefkatidir. Eğlencesi heva ve hevesin ürünü olan eğlenceler değil, çocukları ile meşguliyetidir. Bu sebepledir ki peygamberimiz (sav) “Cennet anaların ayakları altındadır” (Nesai, Cihad, 6) buyurur. “Kadınların ayakları altındadır” demez. Kadın ancak anne olunca saygı ve hürmet görür. Ama ne var ki bu derece fesat ve tahribata karşı demir gibi sebat edecektir ki dayanabilsin. Bundan dolayı dindar kadınlar büyük kahramanlardır. Kıyafetleri ve güzel ahlakları ile en güzel vaizeler ve örneklerdir.
Kadınları yoldan, erkekleri de baştan çıkaran en tehlikeli sebeplerin başında müstehcen yayınların, gülen çıplak kadınların suretleri ve resimlerinin rolü çok büyüktür. Bilhassa gençler üzerinde çok önemli tesirleri vardır. İslamiyet bu sebepten dolayı müstehcen yayınlara ve bilhassa kadın heykellerini yasaklamıştır. Çünkü heykeller ya taşlaşmış zulmü veya ceset haline gelmiş riya veyahut donmuş hevesi temsil ederler. İnsanların nefislerini mıknatıs gibi, tılsım gibi kendilerine çekerek heva ve hevesi uyandırıp toplumda hürmet, merhamet, itaat gibi güzel hasletleri yıkar ve ruhları sersem edip anarşi ve terör meyvelerini beşerin başına sarar. (Sözler, 1184)
Kadınların dünyaya, geçici heva ve hevese, süse ve ziynete düşkünlüğünden dolayıdır ki ehl-i dalalet onları “hürriyetini kazanma” “ekonomik özgürlüğünü kazanma” gibi parlak vaatlerle evlerinden çıkarmaktadırlar. Heva ve hevesin aleti, serkeş ve sarhoş nefislerin oyuncağı haline getirmelerinden dolayı peygamberimiz (sav) “Benden sonra erkeklere kadınlardan daha büyük fitne bırakmadım” (İbn-i Mace, Kitabu’l- Fiten, 19) buyurur.
Kur’ân-ı Kerim tarih boyunca Firavun ve Nemrut gibi büyük zalimlerin zulümlerini anlatırken “Erkekleri öldürüp, kadınları ise yaşattıklarına” (Bakara, 2:49; Kasas, 28:4) dikkatimizi çeker. Bununla firavun ve Nemrut gibi zalimlerin kendine tabi olanlarını kadınlarla yoldan çıkardığını, kendisine karşı olanları da kadınları ellerinden almakla ve namuslarına halel getirmekle yola getirmeye çalışarak büyük zulümler işlediklerini ifade ile, her iki cihette de kadınların oynadıkları rollere ve fitnelere işaret etmektedir. (Sözler, 2005, s.650)
Ahir zamanda da aynı şekilde ahir zaman fitnesinde kadınlar büyük rol oynayacakları hadis-i şeriflerde işaret edilmiştir. Deccal ve süfyan kadınları kullanarak sefahet ve fuhşiyatı teşvik ederek her yerde fitneyi uyandırır ve insanlar buna ister istemez meftun olurlar. Bu da deccalın ve süfyanın gücü olarak kabul edilir. İnsanlar öyle bir hale gelirler ki “endişeleri mideleri, şerefleri dünya metaı ve malı, kıbleleri kadınları ve dinleri de paraları olacaktır. Bunlar Allah katında hiçbir derğeri ve nasipleri olmayan mahlukatın en şerlileri olacklardır.” (Keşfu’l-Hafa, Hadis No: 3270; Ramuzu’l-Hadis, s. 504)