Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow TESETTÜRÜN ÖNEMİ
Advertisement
TESETTÜRÜN ÖNEMİ PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 30 Temmuz 2009
Yazı Index
TESETTÜRÜN ÖNEMİ
Sayfa 2

M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri 1934 yılında “Tesettür Risalesi”ni telif eder. 1935 yılında Eskişehir Mahkemesinde bu risaleden dolayı kendisine “inkılâplar aleyhinde bulunmak” suçlamasından bir sene ceza verilir. Ehl-i dalalet ve ilhad ehl-i imana en çok bu noktada hücum etmektedirler. Düşman nereye hücum ederse orayı korumalı” prensibinden yola çıkarak ehl-i dalaletin ve ehl-i küfrün hücum ettiği “Tesettür”ü korumak ehl-i imana en büyük farz vazifedir. Tüm dünyada “ifsat komitesi” namında bir komite devletin imkânlarını da kendi emellerine alet ederek Müslümanların başörtülerine ve tesettüre hücum etmektedirler. Onların bu manasız tehacümüne karşı ehl-i imanın müdafaa vaziyeti alması elbette imanlarının gereğidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de bunu yapmıştır.

Tesettür sadece setr-i avrete, bedeni soğuk ve sıcaktan korumaya ve tezeyyüne, yani süslenmeye münhasır değildir. Yüce Allah insana tavus kuşuna verdiği gibi fıtrî ve güzel bir elbise verebilirdi. Nitekim meydan-ı haşirde sunî libasdan soyarak fıtrî bir elbise verecektir. (Tecrid-i Sarih, Hadis No: 2048) Elbisenin ve örtünenin mühim bir hikmeti insanın halife-i arz olmasına işareten sair nevilerdeki tasarrufa, kumandanlığına ve münasebetine işaret eden bir nevi forma, liste ve fihriste olmasıdır. Böyle olmazsa muhtelif paçavraları vücuduna sarıp giyen bir insan şuurlu hayvanların nazarında gülünç duruma düşerdi.  (Mektubat, 2004, s.651-652) Dolayısıyla elbisenin tesettürü sağlama yanında insanın şerefini koruma ve mahlûkata olan üstünlüğünü temsil etme gibi önemli bir rolü de vardır. İnsanın giydiği elbiseler onun bütün mahlûkat ile olan münasebetine bir delildir ve kumandanlığına ait birer forma ve nişandır.
 

Asrımızda “Hürriyet-i Nisvan” denen kadın hürriyeti aslında kadını istismar ederek nefis ve hevese esir hale getirmek için kullanılmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Eskişehir Mahkeme müdafaasında “Tesettür Risalesini” müdafaa ederken şöyle buyurur: “Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon Müslümanların hayat-ı içtimaiyesinde kutsi ve hakiki bir düstur-u ilâhiyi üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üç yüz sene geçmiş ecdadımızın itikatlarına iktidaen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette ruy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir diye bağırıyorum. Bu asrın sağır kulakları dahi işitsin…” (Lem’alar, 2005, s. 453)

Kadınların tesettürünün kaldırılmasına çalışılmasının altında dehşetli bir plan yatmaktadır. O da tesettürün aile yapısının korunmasında, aile bireyleri arasındaki mütekâbil şefkat ve merhamet, sevgi ve saygı gibi manevi bağların çözülmesi ve çökertilmesini sağlamaktır. Tesettürün kalktığı bir aile ortamında sevgi, saygı ve hürmet duyguları kırılır. Aile bireylerini birbirine bağlayan bu manevi bağlar büyük yara alır. Zamanla tamir ve tedavi edilmezse manevi hayat biter. İnsanlığın yüksek şahsiyeti tereddi ile tersine döner ve ruhen terakkiyi değil, tedenniyi netice verir. Bunun acı sonuçları da yıllar sonra daha çok görülür.

Tesettür fıtrîdir, kadınların fıtratları iktiza ediyor:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu hususu özetle şöyle izah eder: Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey peygamber! Hanımlarına ve mü’min kadınlara söyle evlerinden çıkarken cilbablarını, dış elbiselerini üzerlerine alsınlar” (Ahzab, 33:59) buyurur. Bu ayet açıkça tesettürü emretmektedir. Medeniyeti sefihe ise tesettürü fıtrî görmeyerek “bir esarettir” diye karşı çıkmaktadır. Bediüzzaman Kur’ânın bu hükmünün fıtrî olduğunu ispat için dört hikmetini beyan eder:

Birincisi:
Kadın fıtraten, yani yaratılışça zayıftır ve naziktir. Kendilerini ve hayatlarından daha değerli olan korunmaya muhtaç olan yavrularını korumak ve güvence altına almak için bir erkeğin himayesine ihtiyaç duyar. Kendisini sevdirmek ve kocasının nefretini kazanmamak ve saygısını kazanmaya fıtrî bir meyli vardır. Bu saygıyı tesettürü ile kazanır.

İkincisi: Kadınların on adedinden altı-yedisi, ya çirkindir, ya yaşlıdır veya kıskançtır. Kendilerini gizlemek ve daha güzellere nispeten çirkin düşmemek, güzel olanların da tecavüze uğramaktan korunmaya ihtiyacı vardır. Bunu sağlamak için bir örtünün ve elbisenin arkasına sığınması fıtratlarının gereğidir.

Üçüncüsü: Güzel olan kadınların da ittihamdan ve tecavüzden korunmaya ihtiyaçları vardır. Kadın güçlü olabilir ve kendisini müdafaa da edebilir, bu bakımdan tecavüzden korunabilir; ama ittihamdan korunamaz. Hem bakmasından hoşlanarak açılan kadınlardan onda üçü nâmahremden çekinmezse de onda yedisi erkeklerin kendilerini göz hapsine almasından ve bakışları ile rahatsız etmesinden hoşlanmazlar. Çünkü insan sevmediği ve hafife aldığı erkeklerin bakışından rahatsız olur. Fuhşa düşerek tefessüh etmeyen her kadın naziktir ve pis nazarlardan müteessir ve rahatsız olur. Kendilerini gizlemenin yolu da tesettürdür. Elbette şefkat kaynağı ve iffet timsali olan, ebedî bir beraberlik inancı ile evlenen nazik ve nazenin kadınları çirkin nazarlardan, ittihamdan, zilletten, manevi esaretten ve sefaletten kurtaran üzerinde taşıdığı tesettürüdür. Kadınlar tesettür kalesine sığınarak bu gibi durumlardan kendisini kurtarabilir. 
 
Dördüncüsü: İslama göre kadın kocasının yalnız dünyaya mahsus bir hayat arkadaşı değildir. Ebedi hayatında ve cennette de ebedi bir hayat arkadaşıdır. Elbette bu ebedi dostunu ve arkadaşını kendisine küstürmemek, nazarını kendi güzelliklerine çevirmek, başkalarına çevirtmemek ve kıskandırmamak için kendi güzelliklerini onun nazarına hasretmeli, muhabbetini ona tahsis etmesi insanlığının gereğidir. Çünkü, evlilik yuvası geçici bir heves ve hayvani bir zevk için yapılmaz. Ciddi bir muhabbet ve karşılıklı hürmet ile bu yuva korunur. Bu sevgi sadece gençlik ve güzellik zamanına has değildir, hastalık ve yaşlılık, çirkinlik ve külfet zamanında da devam etmesi gerekir. Bunun tek bir yolu vardır; o da, imanlı ve iffetli bir hayat sürmek ve dindar bir aile yuvası oluşturmaktır. Bunun için erkek kadının dindarlığına bakarak onu taklit etmeli, kadın da erkeğin dindarlığına bakarak ona layık olmaya çalışmalı ve “takva elbisesini” de giymelidir. (Â’raf, 7:26) böylece ebedi bir sevgi ve muhabbet, mütekabil saygı ve hürmet devam eder, mutlu ve huzurlu bir aile yuvası meydana gelir.

Beşincisi: Bir ailenin saadeti ve mutluluğu eşler arasında karşılıklı güven, samimi bir hürmet ve muhabbete bağlıdır. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık o güveni bozar ve bu karşılıklı hürmet ve muhabbeti kırar. Zira açık kıyafete giren on kadından ancak biri kocasından daha güzelini görmez. Yirmi erkekten ancak biri kendi karısından daha güzelini görmez. Bu durumda samimi muhabbet ve karşılıklı hürmet kırılır ve gayet alçakça hisler uyanmaya başlar. Çünkü insan nâmahrem olan anne, kız kardeş, hala ve teyze gibi yakınlarına karşı fıtraten şehvani his duymaz. Zira siması mahremiyetten haber verir. Mahremiyet ise şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği için böyle bir hissin oluşmasını engeller. Ama çıplak bacaklar gibi dinen gösterilmesi yasak olan uzuvları açık bırakmak süflî duyguları taşıyanlarda gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebep olur. Bu da binde bir de olsa tüyler ürpertecek şekilde insanın alçalmasına sebep olur.

Yasaklar binde bir ihtimali de dikkate alarak konulduğu ve insan hayatının tamamını içine aldığı için o yasağa uyulur. Mesela, adam öldürmek ve zina gibi suçlar hayatta bir defa da işlense insanın haysiyet ve şerefini lekedar etmesi ve hayatını harap etmesi için yeterlidir. Bunun için kanun koyucu iffeti ve hayatı korumak için belli yasaklar koyar ve buna titizlikle uyulması için gereken tedbirleri alır. Tesettür emri ve setr-i avrete uymanın önemi bu şekilde anlaşılır. Bu sebeple ev içinde ve akrabalar arasında dahi tesettür fıtridir ve mutlaka uymak gereklidir.

Altıncısı: Evliliğin gerçek amacı neslin çoğalmasıdır. Kesret-i nesil herkesçe matluptur. Neslin çoğalmasına karşı olan hiçbir devlet ve hükümet yoktur. Peygamberimiz (sav) “Evlenin çoğalın. Ben ahirette sizin kesretiniz ile iftihar edeceğim” buyurarak evliliği teşvik etmiştir. (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021) Tesettürsüzlük evliliği teşvik etmiyor bilakis azaltıyor. Herkes eşinin ve ailesinin namuslu olmasının ister. Serseri bir genç dahi hayat arkadaşının, yani eşinin tesettürsüz olmasını istemediği için bekâr kalır ve fuhşa yönelir. Kadın ise kocasını inhisar altına alamaz. Kadın ailenin geçimini sağlamak zorunda olmadığı için evin iç işlerini yapmayı kendisine görev bilir. Kocasının malını ve evladını korumakla, ailenin iffetini ve namusunu muhafaza etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kadının en esaslı birinci hasleti sadakattir; yani evine ve kocasına bağlılıktır. Açık saçıklık bu sadakati kırar, kocasının gözünde emniyeti ve güveni kaybeder.

Hatta erkeklerde güzel haslet olarak kabul edilen cesaret ve cömertlik kadının emniyet ve sadakatine zarar verdiği için kadınlarda ahlâk-ı seyyie olarak kabul edilir, kötü haslet sayılır. Kocasının asıl görevi kadına hazinedarlık sadakat değil bilakis, himaye etmek, merhamet etmek ve hürmet etmektir. Bunun için erkek bir kadın tarafından inhisar altına alınamaz, başka kadınları da nikâh edebilir.

Muhitin ve üzerinde yaşadığımız coğrafyanın insan tabiatı üzerinde etkileri vardır. Sıcak ülkelerde insanın hevesi daha fazla uyandığı için açık saçıklık nefsani arzuları uyandırır ve daha fazla tahribat yapar. Hem her ayın on beş gününde fıtraten erkeğin ihtiyacına cevap veremeyen bir kadın bir erkeğe yeterli olmayabilir. Ayrıca hastalık ve kısırlık gibi sebepler ikinci bir evliliği gerekli kılar. Hem elli yaşından sonra doğumdan kesilen bir kadın neslin çoğalmasında hizmet edemez. Erkek ise seksen yüz yaşına kadar kabili-i telkihdir. Şeriat bütün şartları ve zamanları dikkate aldığı için birden fazla evliliğe müsaade etmiştir. Bütün bu sebeplerden dolayı erkek bir kadına sadakatle mükellef değildir.

Bütün bu durumlar dikkate alındığı zaman bir kadınının sadakatinin ölçüsü, kocasının saygı ve hürmetine sebep olacak en önemli vasfının tesettürlü olması olduğu anlaşılır. (Lem’alar, 2005, s. 453-460)


 
< Önceki   Sonraki >