Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
USUL-İ FIKHIN TEMEL BİLGİLERİ-9 PDF Yazdır E-posta
Cuma, 03 Temmuz 2009
M. Ali KAYA
İnsan ister âlim olsun ister cahil olsun hakkında bilgi sahibi olmadığı hususlarda susmasını bilmelidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardından gitme. Şüphesiz kulak, göz ve kalp hepsi ondan sorumludur. (İsra, 17:36) “Her ne söz atarsa yanında bir gözcü vardır” (Kaf, 50:18) buyurmaktadır. Ayrıca peygamberimiz (sav) de “İnsanlar boş sözlerinden dolayı yüzüstü cehenneme atılırlar” buyurmuşlardır.

Bütün bu sebeplerden dolayı kişi bilhassa imamlar konusunda bilmediği hususlarda konuşmamalıdır. İmamların hepsi önce Kitap ve Sünneti esas almışlar ve hakkında nass bulunan hususlarda asla kıyasa başvurmamışlardır. Kıyas ancak kitap ve sünnette icmalen belirtilen hükümlerin tafsilatında vuku bulmuş, bunu da ulemanın icmaı olmayınca genellememiş ve dini bir hükümdür dememişlerdir. Bediüzzaman’ın ifade ettiği “Bir fikre davet cumhur-u ulemanın kabulüne vabestedir; yoksa davet bid’attır; reddedilir” (Mektubat, 797) kuralına harfiyyen ittiba etmişlerdir.
 

İmam-ı Azam hazretleri “Amelde önce kitabı, sonra sünneti, sonra ittifak etmişlerse sahabe kavlini esas alırım. Bunların dışında başkaları ne ise ben de oyum ve kıyas yaparım” buyurmuştur. Bu sebeple Süfyan-ı Servi (ra) “İmam-ı Azam İslam iliğini iplik iplik çözmüştür” demiştir.

İslam bilginleri ittifak etmişlerdir ki “Şeriatın delilleri ve hukukun kaynakları dörttür. Kitap, Sünnet, Kıyas ve İcma” demişlerdir. Bu konuda icma vardır. Bunların dışında fıkıhta ve hukukta delil olabilecek “İstislah, İstihsan, İstihbab, Mesalih-i mürsele, Örf ve Zaruret” gibi delilleri de talî deliller olarak kabul etmişlerdir. Yoksa İslam hukukunun dinamik olması ve insan ihtiyacına cevap vermesi nasıl sağlanacaktır?

Nasslardan hüküm çıkaran İslam bilginleri Allah’tan en çok korkan ve dini en güzel şekilde yaşayan örnek ve mükemmel insanlardır. Hiçbir zaman için dünyaya, makama ve paraya değer vermemişler ve böyle bir görüntü vermemek için devlet adamları ile dahi görüşmekten kaçınmışlardır. Abdullah bin Mübarek buyurdu: “Küfe şehrine gittim. Şehrin âlimlerini sordum ve: “Sizin bu şehirdeki insanların en âlimi kimdir?’ dedim. Hepsi de, ‘Ebû Hanîfedir’ dediler. ‘İnsanların en vera' sahibi kimdir?’ dedim. Hepsi yine ‘İmam Ebû Hanîfe’ dediler. ‘Bu şehirdeki insan¬ların en zahidi kimdir?’ dedim. Yine hepsi, ‘İmam Ebû Hanîfedir’ dediler. ‘İn¬sanların en çok ibâdet edeni kimdir?’ sordum. ‘Ebû Hanîfe’ dediler. ‘İlimle en çok meşgul olanı kimdir?’ dedim. Yine hepsi, ‘Ebû Hanîfedir’ dediler. İyi ahlâk ve huy hakkında ne sorduysam, hepsi: “Bu güzel ahlâk ve huylarla ahlâklanmış, Ebû Hanîfe’den başkasını bilmiyoruz” dediler.

İmam-ı Şârânî hazretleri “Mizanu’l-Kübra” isimli eserinin giriş bölümünde şöyle der: “Bize göre kişi Kur’ân-ı Kerimdeki hükümleri, müçtehitlerin mezheplerini Kur’ân-ı Kerimden çıkarmayınca Kur’ânı tam olarak anlamış olmaz.” Onun bu sözünün delili Hz. Ali’nin (ra) “Şayet zamanım olsa ve imkânım bulunsaydı Fatiha Suresini seksen deve yükü yapar ve bütün hükümleri bu sureden çıkarabilirim” sözü de bunu desteklemektedir.
 
Kur’andan hüküm çıkaran müçtehit imamlar şeriat âlimleri oldukları için tarikat şeyhlerinden daha üstündürler. Tarikat şeyhleri ve velileri şeriat imamlarına uymak ve onların hükümlerini uygulamak mecburiyetindedirler. Aksi takdirde şeraite muhalefet ederek günaha girmiş olurlar. Şeriat ile hakikat güneş ile ışığı gibidir. Dolayısıyla birbirinden ayrılmazlar. Bu sebepten hakikat şeriata, şeriat hakikate muhalif olmaz. Böylece şeriat imamları hem marifet hem de hakikat âlimleridirler. Zira marifet dinin imana ait hükümlerinin anlaşılması, hakikat da hem imana hem de amele ait hükümlerin hakikatlerinin ve mahiyetlerinin açıklanmasıdır ki bütün bunlar şeriatın içinde olup, şeriat imamları tarafından açıklanmıştır. Tarikat şeyhleri ancak bu hakikatlere iman etmek uymak ve uygulamak için takip edilen metot ve amele yönelik uygulamadır. Bunun için İmam-ı Rabbani gibi tarikatın şahları ve aktapları demişlerdir ki “Şeriatten kıl kadar ayrılanın tarikatı yoktur.” İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin “Hâkimin hükmü zahir ve batına işler” sözü ile bu gerçeğe parmak basmıştır.

İslam bilginlerine göre âlimler ve abidler olmak üzere İslam bilginleri iki bölümde tasnif edilecek olursa peygamberimizin (sav) ilmine varis olanlara ulemâ, ameline varis olanlara da abidler adı verilir. Peygamberimizin (sav) hem ilmine hem de ameline varis olanlar ise “zülcenâheyn” olup “peygamberlerin varisi olan ulema” (Buhari, İlim, 10; Ebu Davud, İlim, 1) hadisine tam mutabık olan müçtehitler ve ümmetin istikametinin sağlayan mücedditlerdir. 

Müçtehit imamların tamamı mezheplerinin usullerini şeriat üzere kurdukları için hem hakikat hem de marifet üzere kurmuşlardır. Yine müçtehit imamlar cinlerin de imamıdırlar. Nasıl ki peygamberimiz (sav) cinlerin de peygamberidir, aynı şekilde mezhep imamları cinlerin de imamıdır. Her mezhep içinden cinden talebeler vardır, cinler de o imamların içtihatlarına uyarlar.


Etiketler:  Âlim Mezhep İmamları Kitap Sünnet İcma Kıyas Tarikat Hakikat Marifet Mezhep Ebu Hanife
 
< Önceki   Sonraki >
SüNNET
ÂLIM
KITAP
HAKIKAT
MARIFET
TARIKAT
İCMA
MEZHEP İMAMLARı
KıYAS
MEZHEP
EBU HANIFE