Yazılarım
Fıkhî Meseleler
Usul-i Fıkhın Temel Kuralları | Usul-i Fıkhın Temel Kuralları |
|
|
|
| Perşembe, 04 Ağustos 2011 | |
|
2. Akitlerde itibar maksat ve manaya göredir, elfaz ve mebaniye değildir: Bir alışveriş veya anlaşmalarda yapılan işin adı ne olursa olsun lafız yönünden farklı olsa da maksat ve manası ne ise o hüküm geçerlidir. Borçtan alınan fazlalık “nemâ” adı verilse de yapılan iş faizdir. Borçlanmalarda alınan fazlalık ne adına olursa olsun şayet “şu kadar kar getirecek” şeklinde bir akde bağlanmış ise bu faizdir. 3. Şüphe ile yakîn zail olmaz: Kesinliği olan bir şey şüphe ile ortadan kalkmaz. Allah’ın varlığına kesin inanan birisinin aklına şeytanın verdiği vesvese imanına zarar vermez. 4. Bir şeyi bulunduğu hal üzere kalması asıldır: Eskiden yol olan bir yer yine yol kabul edilir, araziye katılmaz. Aksine delil olmadıkça müslümanın küfrüne hükmedilmez. Kaybolan adamın öldüğüne dair delil olmadıkça sağ olduğu kabul edilir. 5. Kadim kıdemi üzere terk olunur: Vakfın geliri nereye sarf olunuyor ise oraya verilir. Bir adamın tarlasındaki sudan istifade edilip geliniyor ise tarla sahibi daha sonra halkı men edemez. 6. Zarar kadim olmaz: Zarar veren bir şeyin devamına müsaade edilmez. Zarar giderilir. 7. Beraat-i zimmet asıldır: Suçu mahkeme kararı ile sabit olmayan tutuklu suçsuz sayılır. İnsanda asıl olan temiz ve suçsuz olmasıdır. Aynı şekilde bir mal telef edilirse mal sahibi malın miktarını ispat edemediği taktirde malı telef edenin sözüne itibar edilir. Hüküm malı telef edenin sözüne göre verilir. 8. Arızî sıfatlarda aslolan ademdir: Sıfatlar ikiye ayrılır, biri aslî, diğeri ârızî sıfatlardır. Aslî sıfat hayat ve bekaret gibi mevsufla birlikte var olan sıfatlardır. Arızî sıfatlar ise ölüm ve dulluk gibi sonradan arız olan şeydir. Aksi ispat edilmediği sürece kaybolan insanın yaşadığı ve kadının ise bekâretine hükmedilir. 9. Yeni meydana gelen bir olayın hâle ve en yakın zamana izafesi asıldır. Aksi sabit olmadıkça bu kural ile hüküm verilir. 10. Kelamda aslolan manây-ı hakikidir: Kelimenin delalet ettiği hakiki manasına göre hüküm verilir. Karine ve delil olmadıkça mecazi manaya ve tağlib kaidesine göre mana çıkarılmaz. Bu nedenle oğul için vasiyet edenin vasiyeti torunu da içine alacak şekilde anlaşılamaz. Evladına vasiyet etmiş ise kız ve erkek ayırımı yapılamaz. Evlat sözü kız ve erkeği kapsar, ayırım yapılamaz. 11. Sarahat karşısında delâlete itibar yoktur: Bir konuda sözle ifade sarahat, sükût ile mukabele delalet sayılır. Delalet sarahat gibi kesinlik ifade etmediği için sarahate itibar edilir. 12. Kıyasa aykırı olarak sabit olan şey başka şeye maküsun aleyh olamaz: Yani kıyas kaidesi esastır, aykırı olan kaideden ihracdır ve istisnâdır. İstisnâlar kaideyi bozmaz. Bir konuda iki şahidin şahitliği esastır. Ancak peygamberimiz (sav) “Huzeyfe’nin şahitliği iki şahit gibidir” buyurduğu için Huzeyfe (ra) iki şahit yerine geçer. Başkaları Huzeyfe’ye (ra) kıyas edilerek aynı şekilde yalnız şahadeti iki şahit yerine geçmez. Yine aynı şekilde Hz. Yasir b. Ammar’a verilen ruhsat başkaları için de geçerli sayılmaz. Erkeklerin dörtten fazla kadınla evlenmesi yasaktır. Peygamberimizin (sav) hikmete binaen dokuz kadını nikâhı altında bulundurması istisna olup başkalarına delil ve kıyas olamaz. 13. İçtihat içtihatla nakz olunmaz: Yani bir müçtehidin hükmünü bir başka müçtehit geçersiz kılamaz. Yine bir müçtehit bir konuda içtihat eder sonra bu içtihadından vazgeçse de ilk içtihadı geçerlidir. 14. Meşakkat kolaylığı celp eder: Güçlük kolaylığa, sıkıntı genişliğe yol açar. Bu kaideye göre darlık zamanında borçluya ve sıkıntıda olana kolaylık göstermek gerekir. Bu o kişinin genişlik zamanında büyük menfaate medar olur. Şeriata göre kolaylık gösterilmesi gereken güçlükler yolculuk, hastalık, ikrah, cehalet, güçlük, umumu’l-belvâ ve nakız gibi hususlardır. Bu kaideye binaen alışverişte peşin para esas olduğu halde para sıkıntısı çeken birisine mal satıldıktan sonra ödeme kolaylığı getirilmiştir. 15. Bir iş daralınca genişlemeye yüz tutar: Bir işte bunalan ve daralan birisine genişlik ve ruhsat gösterilir. Borçlu sıkıntıya düşer de borcunu ödeyemeyecek duruma düşerse ona ödeyebileceği geniş bir müddet verilir. Nafaka vermek durumunda olan birisi sıkıntıya düşerse ona ödeyebileceği kadarını ödeme imkânı tanınır. 16. Zarar ve mukabele-i bi’z-zarar yoktur: Zarar vermek caiz olmadığı gibi, zarar vermek de caiz değildir. Zararı gidermek için zarar vermek de caiz değildir. Herkesin geçeceği bir yolu kapatmak caiz değildir. Burada zarar vermek ve zarar görmek vardır. 17. Zarar izale olunur: Zarar zarar vermeden ve zarar görmeden giderilir. Ayıplı malı reddetmek caizdir. Zorla alınan bir mal sahibine iade edilir. Zarar aynen mümkün değilse o zaman bedeli ödenir. 18. Zaruretler mahzurlu şeyleri mubah kılar: Kıtlık yılında hırsızın eli kesilmez. Zorla silah tehdidi ile kişi haram olan bir şeyi yemekle günahkâr olmaz. Açlıktan ölüm tehlikesi geçiren başka yenecek şey yoksa haram olan bir şeyden ölmeyecek kadar yemesi caizdir. 19. Zaruretler kendi miktarınca takdir olunur: Haramı mubah kılan zaruret illeti zaruret miktarı ile kalkar. Soğuktan donmak üzere olan birisi ihtiyacı kadar başkasının malından alabilir. 20. Bir özür için caiz olan şey, o özrün kalkmasıyla hükümsüz kalır: Hastalıktan dolayı su kullanamayan ve teyemmüm eden hastalığın kalkmasıyla teyemmümü bozulur. Asıl adına vekâlet eden bir idareci asıl gelince vekâleti ortadan kalkar. 21. Mâni zail oldukta mebnû’ avdet eder: Bir malı satın aldığı zaman onun bir ayıbı olsa onu geri verebilir; ancak aldıktan sonra bir özür oluşsa ilk özürden dolayı malı geri veremez. 22. Zarar kendi misliyle izale olunmaz: Zarar kendi misli ve fazlası ile giderilmez; ancak daha az zararla giderilir. 23. Zarar-ı âmmı def için zarar-ı hass ihtiyar olunur: Birinin evinin balkonu veya bahçe duvarı umumun geçtiği yola zarar veriyorsa onu şahsın zararına yıkıp genişletmek gerekir. Yine fahiş fiyata satılan bir mala rayiç koymak idarecinin görevidir. 24. Zarar-ı eşed, zarar-ı ehaf ile izale olunur: Borcunu ödemeyen ve nafakayı vermeyen birinden ilgili borç ve nafaka zorla alınır. Bir tavuk kıymetli bir taş yutacak olursa şayet taş tavuktan daha değerli ise tavuk kesilir ve taş çıkarılır. 25. Ehven-i Şerreyen ihtiyar olunur: İki fesat ve şer teruz ettikleri zaman ehaffi irikap edilerek büyük şerrin giderilmesine çalışılır. İki şerden kaçınmak mümkün değilse zararı az olan irtikap edilir. 26. Def’i mefasit, celb-i menafiden evlâdır: Bir şeyde hem menfaat hem zarar varsa fayda için mevcut zarar irtikâp edilemez. Zararı def etmek menfaati celb etmekten öncedir. Bir havuzun suyunu tutmak için su kaçıran deliklerini tıkamak suyu vermeden önce gereklidir. Bu nedenle haramdan kaçmak farzı yapmadan önce gelir. Yine bunun için Kur’ân okumadan ve Besmele çekmeden önce şeytandan Allah’a sığınmak ve “Euzu” çekmek gerekir. Birisi mülkünde yapacağı tasarruf başkasına zarar verecek olursa tasarruftan men edilir. 27. Zarar alâ kaderi’l-imkan giderilir: Zarar imkan ölçüsünde giderilir. Tamamı giderilemeyek olursa giderilebildiği kadar giderilir ve helallik istenir. Müslümana kılıç çeken, savaş açan veya terör estiren birinin kanı helal olur. Bununla ilgili olarak peygamberimizin (sav) hadisleri vardır. 28. Iztırar gayrın hakkını iptal etmez: Birisi zor durumda kalır da başkasının malını almak veya yemek durumunda kalırsa daha sonra onun bedelini ödemekle yükümlüdür. 29. Alınması haram olan bir şeyin verilmesi de haramdır: Rüşvet ve faiz bu nedenle alan da veren de harama girmiş olur. Yine kural olarak işlenmesi haram olan bir şeyin istenmesi de haramdır. İçki ve uyuşturucu gibi malların alımı, satımı, kullanımı ve başkasına tavsiye edilmesi de bu nedenle haramdır. Başkasına emretmek de haramdır. 30. Âdet muhkemdir: Müslümanlar tarafından yapılarak güzel bir adet haline getirilmiş olan bir şey umumun yararına olursa muteberdir. Peygamberimiz (sav) “Mü’minlerin iyi ve güzel görüp kabul ettiği şey, Allah katında da güzeldir” buyurmuştur. Bir işçi herkes kaç saat çalışıyorsa o kadar çalışmakla ücretini hak eder. Zira bu adet olmuştur. Aynı şekilde kadınlara verilen mihir adet olarak ne veriliyorsa o kadar vermek gerekir. 31. Nâsın istimali bir hüccettir ve onunla amel vaciptir: Örfün kötüsü olmaz. Zira örf iyi ve güzel olan âdete denir. Bu nedenle Nasslarda delil bulunmazsa insanların örf haline getirdiği şeylerle amel vaciptir. Âdeten yasak olan şey de gerçekten yasak gibidir. 32. Zamanın tagayyürü ile ahkâmın tagayyürü inkâr olunmaz: Örf ve âdete dayanan hükümlerde zamanın değişmesine itibar edilir. Yoksa farz ve haramlarda zamanın hükmü geçerli değildir. Camilerin her zaman açık olması sünnettir, ancak toplumun ahlakı bozulup hırsızlık yaygınlaşırsa akşam kapatmak vacip olur. 33. İtibar galib-i şayiadır; nâdire değildir: Örfte ve adette itibar nâdiren vaki olan hükme göre değil, herkesin bildiği ve umumi kurala itibar edilir ve delil alınır. Hüküm buna göre verilir. 34. Örfen maruf olan bir şey meşrut gibidir: Örfen kar haddi ne kadar ise bu bir şart gibi buna uyulur. Yine çalıştırılan bir işçiye verilen yemek örfe göre hesap edilir. 35. Örf ile tayin nass ile tayin gibidir: Hakkında nass olmayan hususlarda örfe itibar edilir. Apartmanda veya iş hanında bekçiye verilecek paraya bir kısım insanlar itiraz da etseler ücretini ödemekle mükelleftirler. 36. Vücutta bir şeye tabi olan hükümde de ona tabidir: Gebe bir hayvan satılırsa karnındaki yavrusu da satılmış olur. Yine bir bahçe satılırsa ağaçları da, içindeki suyu da satılmış sayılır. 37. Tabi olan şeye ayrıca hüküm verilmez: Ev satılıra odaları ve kapıları da satılmış olur. Müştemilatına ayrı değer biçilmez. Bir şeye sahip olan onun zaruriyatından olan şeye de malik olur. 38. Asıl sakıt olursa fer’i de sakıt olur: Borçlu borcunu ödeyip kurtulursa onun kefili de borçtan kurtulmuş olur. Alacaklı alacağını tam alınca rehin tutma hakkı kalkar. 39. Sakıt olan şey geri dönmez, giden geri gelmez: Hukuken varlığı kalmayan şey yeniden iddia edilemez. Varisler malın üçte birine vasiyete razı olduktan sonra daha geri dönemezler. 40. Aslın ifası mümkün olmazsa bedeli ifa olunur: Telef olan bir malın aslını bulmak ve iade etmek mümkün olmadığı zaman bedeli verilerek zarar giderilir. 41. Teberru ancak kabzedilmekle itmam olur: Teberru, yani hediye ve yardım ancak teslim edilmekle tamamlanır. Sadaka da böyledir. 42. İdarecinin halk üzerindeki tasarrufu maslahata mebnidir: İdareci maslahata göre hükmeder; ancak umumun maslahatı için katili bizzat affedemez. 43. Velayet-i hasse, velâyet-i âmmeden akvadır: Kadı velisi bulunan yetimi evlendiremez. Bu konuda veli daha yetkilidir. Maktulün velisi katili affedebilir; ama hâkim affedemez. 44. Sözün îmâli, ihmalinden evlâdır: Bir sözün bir manaya hamli mümkün ise onu ihmal edemezsiniz. Bir kimse malımı oğluma veriyorum derse o adamın oğlu değil de torunu varsa bu söz torununa hamledilir. Oğlumu oğulluktan çıkardım derse buna itibar edilmez. Zira fıtrî olan hakkı kimse iptal edemez. Ancak sözün îmali mümkün değilse ihmal olunur. 45. Sözde hakiki mana mümkün olmazsa mecaze gidilir: Bir sözün hakiki manasına hamli mümkün olmazsa mecazi mana kast edilir. Adamın kılıncının bendi uzundur dense kılıcı olmasa da boyunun uzun olduğuna hükmedilir. 46. Sual cevapta iade olunmuş sayılır: Şu malı bana şu fiyata sattın mı denilse muhatabı “Evet” dese, “Bu malı o fiyata sattım” manası çıkar. 47. Sakite bir söz isnat edilmez: Bir sözü konuşmayana isnat edemezsiniz. Konuşması gereken yerde birinin sukut etmesi beyan sayılır. 48. Mükatebe muhataba gibidir: Yazı ile beyan sözle beyan gibidir. 49. Dilsizin işareti dil ile beyan gibidir: Dilsizin işaretine itibar edilir. 50. Tercümanın sözü her konuda muteberdir. 51. Hatası zahir olan zanna itibar yoktur: Zanla verilen hüküm geçersizdir. 52. Tevehhüme itibar yoktur: Vehim ve zan ile verilen hüküm geçersizdir. 53. Burhan ile sabit olan şey aynen sabit gibidir: Ortada delil varsa o vakidir. 54. Beyyine müddei için, yemin inkar eden içidir: Bir şeyi iddia ve dava eden onu ispat etmekle mükelleftir, inkar eden ise yeminle mükelleftir. 55. Kişi ikrarıyla ilzam olunur: İkrar üzerinde hak bulunduğunu itiraftır. İtiraf eden onu ödemekle mükelleftir. 56. Mazarrat menfaat karşılığındadır: Bir şeyden fayda gören zararına da katlanır. 57. Külfet nimete, nimet külfete göredir: Her zorluk kolaylığı celb eder. 58. Fiili bizzat işleyen fail ile fiile sebep olan içtima ederse hüküm faile izafe edilir. 59. Şer’î cevaz tazmine engeldir: Birinin mülkiyetinde bulunan bir kuyuya bir hayvan düşse ölse kuyu sahibi tazmin etmez. Zira mülk sahibi tasarrufta muhayyerdir. 60. Zarara sebep olan kasten olmasa da tazmin etmekle mükelleftir. 61. Hayvanın kendiliğinden yaptığı cinayet ve zararı hederdir: Sahibinin ihmali yoksa hayvanın zararı sahibinden tazmin edilmez. 62. Başkasının mülkünde tasarrufla emretmek batıldır: Başkasının mülkünde izni olmadan tasarrufa kimsenin yetkisi yoktur. 63. Meşru bir sebep olmaksızın başkasının malını almak caiz değildir. 64. Bir şeyi vaktinden evvel istical eyerse mahrumiyetle muâtab olur: Mirasa vaktindan önce sahip olmak isteyen ve mal sahibini öldüren mahrum edilir. 65. Hak muhteremdir; korunması vaciptir. 66. Mubah ile herkes intifa edebilir: Bir konuda yasaklık yoksa herkes faydalanabilir. Yoldan denizlerden ve göllerden herkes yararlanabilir. 67. Herkes kendi mülkünde istediği gibi tasarruf edebilir. 68. Zahir olan sözlerin te’vile ve tefsire ihtiyacı yoktur. 69. Vefatla zimmet zail olur: Ölenin zimmetindeki her şey sona erer. Etiketler: Usul-i Fıkh Usul-i Fıkhın Temel Kuralları Hüküm Akit Zarar İçtihat Ehven-i Şer Adet Örf |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|