Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
USUL-İ FIKIHTA EDİLLE / DELİLLER PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 13 Ağustos 2009
M. Ali KAYA

Edille, kelimesi “deliller” anlamına gelir ve “delil” kelimesinin cemî siygasıdır. Delilin hukukî anlamı başka, fıkıh dilindeki terim olarak anlamı daha başkadır. Hukuk dilinde delil, “her memleketin ve her devrin durumuna ve hukukî terimine göre “Hukuk Usûlünün” müsaade ettiği ispat vasıtalarının tamamına verilen isimdir. Davalar kanunun tayin ettiği delillere göre ispat edilir. Hâkim başka türlü delili kabul edemez. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre “Davanın halline tesir edecek münazaalı hususları ispat için delil ikame olunur.” (Madde-238) Beyyine ispat vasıtası, sübut sebepleri hepsi birer delildir. Şahit beyanı da bir delildir. Deliller sonuçta hâkimi hükme götürür. Mukaveleler, senetler, resmi kayıtlar, tapu kayıtları, resmî defterler, yapılan keşifler ve ehl-i vukuf raporları, mahkeme huzurunda yapılan yeminler, imzaların inkârı halinde yapılan istiktaplar ve bazı hallerde karineler de birer delil sayılır.

Eski Usul-i Muhakeme-i Hukukiye Kanunlarına göre “Beyyine” yani deliller üç nevidir: “Şahadet, Hüccet-i Hatıyye (Yazılı Metinler) ve Karine-i Kat’iye… Bu hususlar Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’de şöyle ifade edilmiştir: “Şehadet, bir kimsenin aher kimesnede olan hakkını ispat için huzur-u hâkimde ve hasmeynin muvacehelerinde şahadet lafzı ile yani, şahadet ederim deyu haber vermektir.” (Mecelle-1684) “Hukuk-u ibadda şahadetin nisabı, iki er, yahud bir er ile iki hatundur. Fakat erkeklerin ıttılaı mümkün olmayan yerlerde yalnız hatunların mal hakkında şahadetleri makbuldür.” (Mecelle-1685)

Huccet-i Hattıye için “Yalnız hat ve hatm ile amel olunmaz. Fakat şüphe-i tezvir ve tasni’den salim ise (sahte ve uydurma değilse) ma’mulun bih, yani medar-ı hüküm olur, başka vecihle sübuta hacet kalmaz” (Medelle-1736) denilmiştir. Yine “Berat-i Sultânî ve kuyud-u defter-i hakani tezvirden emin olmakla ma’mulun-bihtir.” (Mecelle-1737) Yani, padişah fermanları ve resmî kayıtlar sahte değilse delildir.

Karine-i Kat’iye ise, “Hadd-i yakîne baliğ olan emaredir.” (Mecelle-1741) Yani, kesin bilgi sınırına gelen işaretler ve aklî deliller kesin delil sayılırlar. Bu da hâkimin veya muhakkikin hüsn-ü niyet ve araştırması sonundaki kanaatidir.

Hukuk kurallarına göre “Kanunlar bizatihi delilin mevzuunu teşkil etmedikleri gibi, hukuk kurallarının kendileri de delile mevzu olamazlar.” Ancak Fıkıh Usulünde “Kitap ve Sünnet” doğrudan doğruya bizatihi delildirler. Bu bakımdan hukukun yukarıda sayılan delillerini kabul etmekle beraber Fıkıh Usulü’nün delilleri daha farklı ve daha da zengindir. Bunun için Usul-i fıkıhta delillerin tarifi de farklıdır.

Usul-i Fıkha göre delil, “kendisine nazar-ı sahih ile bakıldığı zaman matlub-u haberîye isal eden şeydir.” Yani, kendisini bilmekten başka bir şeyi bilmek lazım olan şeydir. Delil kendisini anlamak için değil, kendisinden istenen şeyi bildirir. Mesela, yüce Allah “Namaz kılınız” buyurmuştur. Bu namaz kılmanın farz olduğuna delildir. “Emanetleri ehline veriniz” emri de bu işin farziyetini bildiren bir delildir.

Mantıkta delil yine “meçhul olan matlub-u haberîsini” ispat eden şeye delil denir. Bu nedenle delil bir hükme ulaşmak için zikredilen mukaddimelerden meydana gelir. Bu nevi deliller de ya müfret olur veya mürekkeb olur. “Kâinât Allah'ın varlığına delildir” dediğimiz zaman bu müfret bir delildir. “Âlem mütegayyirdir. Her mütegayyir hâdistir. Dolayısıyla âlem hâdistir.” Bu önermede matlub-u haberî olan “âlemin hâdis olması” önceki mürekkeb delilin sonucudur.

Edille-i şer’iye dediğimiz delillerin çoğu müfret olan delillerdir. Kitap, sünnet ve icma müfret delillerdir. Ancak kıyas-ı fukaha iki şeyi kıyas ettiği için mürekkep mukaddimelere ihtiyaç gösterdiği için mürekkeb delile ihtiyaç duyar. Mesela, “Her sarhoşluk veren şey haramdır. Bira da sarhoşluk veren bir içecektir. Dolayısıyla bira da haramdır” dediğiniz zaman matlub olan “biranın hükmü” ilk iki delile dayanarak verilmiş olur.

Deliller ayrıca ya aklî olur veya naklî olur. Aklî delil, başkasının haberine ve şahadetine ihtiyaç duymayan delillerdir. Naklî delil ise, başkasının rivayetine ve şahadetine dayanan delillerdir. Usul-i fıkıhta aklî deliller naklî delil olan kitap ve sünnete veya sahabe kavli ve icma haberi gibi delillere müzaheret eder. İllet ve sebeplerin tahkiki için akla ihtiyaç vardır. Yoksa fıkhî hükümler doğrudan aklî delillerle çıkarılamaz. Bir hükmün farz, vacip ve sünnet olması, haram ve mekruh olarak hükmedilmesi için mutlaka “nakle” ihtiyaç vardır. Kitap ve sünnetten gelmeyen hiçbir hüküm “ibadete” illet olamaz. Zira “usul-i fıkıhta” bahse konu olan husus umur-u şer’iyedir. İbadete ait olan hükümlerdir. Bu nedenle “usul-i fıkıhta esas olan edile-i şer’iyedir.” Akıl ve hikmet ancak bu delillerin doğruluğunu, hikmetini, maslahatlarını anlamak ve anlatmak için gereklidir. Zira bir hükme sebep olan delillerin hiçbiri akla, fıtrata ve maslahata aykırı olamaz. Akıl şer’i şerifi anlamak içindir. Anlayamayanlar kendi akıllarını ve bilgilerini gözden geçirmeleri ve noksanlıklarını kabul etmeleri gerekir.

Edille-i şer’iyenin edillesinden maksat “edile-i tafsiliyedir.” Edille-i tafsiliyeden murat ise edile-i muayyene ve müşahhasadır. Lügat manası olan “etraflıca beyan” değil, fıkıhta esas olan “ahkâm-ı şer’iyeden her birinin kendisine has, muayyen ve müşahhas delilden istinbat etmek” anlamındadır. Mesela, namazın farziyeti “Namaz kılınız” emr-i mahsus ve muayyeni olan evamir-i ilâhiyeden istinbat olunmuştur. Burada muayyen olarak varid olan “hitab-ı ilâhiye”dir.

Edille-i icmâliye ise, peygamberimize dayanan ehadis-i mütevatire ve meşhureden istinbat edilen ahkamdır. Mesela, peygamberimiz (sav) “Her zarar veren hayvan öldürülür” buyurmuşlardır. Bu insanlara ve ürünlere zarar veren hayvanlar hakkında varit olmuş bir hadistir. Zararlı olan haşeratın, fare, yılan ve akrep gibi hayvanların öldürülmesinin caiz olması hükmü bu hadise dayanan icmâlî bir delildir. Gayesi ise tehlikeli bir hayvanı öldüren her insanın bu fiilini meşru kılmak ve günahtan kurtarmaktır.
 

Etiketler:  Usul-i Fıkıh Edille Deliller Şeriat Hukuk Mecelle Hukuk Usulü Beyyine Şahadet Karine Aklî ve Naklî Deliller
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
ŞERIAT
DELILLER
USUL-I FıKıH
AKLî VE NAKLî DELILLER
MECELLE
BEYYINE