Yazılarım
Fıkhî Meseleler
Yemin, Dava ve Şahitlik | Yemin, Dava ve Şahitlik |
|
|
|
| Perşembe, 16 Aralık 2010 | |
|
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde mahlûkat üzerine yemin ederek onları kutsamış ve dikkatleri onlar üzerine çekmiştir. Bu Allah’ın onlara değer verdiğini gösterir; ancak insan kendisi gibi aciz olan mahlûku kutsayamaz, ancak mutlak kutsal olan Allah adına yemin edebilir. Evliya adına ve ziyarete yemin etmek asla caiz değildir. Bir kimse “andolsun” veya “ahdim olsun” demekle yemin etmiş sayılmaz. Veyahut “yemin olsun ki şu işi yapacağım” derse yine yemin etmiş sayılmaz. Yeminin Şartları: 2. Uyanık olmak: Uyku halinde yapılan yeminin bir değeri yoktur. 3. Allah adına olmak: Allah’ın ismi ve sıfatları dışında başka bir şey üzerine yapılan yemin yemin sayılmaz. 4. Yemin sığası ile olması: Yemin sigası “Vav” “Ta” ve “Be” harfleridir. “Vallahi, Billahi, Tallahi” gibi ifadelerle yemin mün’akid olur. 5. Helal olan bir şey üzerine olması: Bir kimse haram bir şeyi yapmaya yemin ederse yemini bozmak vaciptir. Sünnet olan bir şeyi terk etmek veya mekruh olan bir işi yapmak için yemin ederse bu yemini bozması sünnettir. Mübah olan bir şeyi yapmak veya yapmamak için yemin ederse bu yemini bozmak da sünnettir. Ancak yemini bozduktan sonra kefaret ödemek zorundadır. Bir kimse bir şeyi yapmamak için yemin eder, unutarak yaparsa yeminini bozmuş olmaz. Zira unutarak bir şeyi yapmak kişiyi sorumlu tutmaz. Yeminin Kefareti: DAVA VE ŞAHİTLİK: Her iddia sahibinin davasına bakılmaz. Her iddiacının iddiasına “evet” veya “hayır” “haklısın” veya “haksızsın” denilmez. Dava sahibi iki şahit getirmek zorundadır. İki şahit bulamazsa bu durumda bir şahitle beraber yemin içmesi gerekir. Bu da olmadığı zaman davalı hakkının üzerinde olmadığına dair yemin içmesi gerekir. Bu durumda dava ortadan kalkar. Peygamberimiz (sav) “Sadece dava ile halkın istediği verilseydi birçokları haksız yere birçoklarının kanlarını ve mallarını dava edip isteyeceklerdi. Bunun için davacı şahitlerini getirir, davalı için ise yemin gerekir” buyurmuşlardır. Bir kimse herhangi bir şey hakkında dava açarsa, cinsini, çeşidini, miktarını, küçüklüğünü, büyüklüğünü, para ise kâğıt mı demir mi ne şekilde olduğunu beyan etmelidir. Yoksa davaya bakılmaz. Şahitlerin Şartları ve Vasıfları: Şahitlerin adil olmasından maksat içki, kumar ve hırsızlık gibi büyük günahlardan sakınmak ve küçük günahlara müdavim olmamaktır. Zina için dört adil şahit getirmek şarttır. Aşağısı olmaz. Getiremeyen dava sahibine iftira cezası verilir ve şahitliği kabul edilmez. Alışveriş ve mali meselelerde iki adil şahidin şahadeti yeterlidir. İnsan olsun hayvan olsun herhangi bir şey saldırıya geçerse savunmak şerrini gidermek caizdir. Bağırmak ve imdat istemekle şerrini defetmek mümkün ise ona başvurulur. Başka şeye tevessül etmek caiz olmaz. Bu mümkün değilse öldürücü olmayan bir darbe ile etkisiz hale getirmek gerekir. Bu da mümkün değilse öldürülür. Öldürmek son çaredir. Son çare olarak öldüren mesul olmaz. Ancak hiçbir koruyucu ve savunmaya yönelik tedbir almadan öldüren mesuliyetten kendisini kurtaramaz. Bir kimse bilerek veya bilmeyerek başkasına ait bir malı zayi ederse zamin olur, yani ödemek zorundadır. Baliğ olmayan bir çocuk birinin malına zarar verirse kendi malı varsa ondan, yoksa velisinin malından ödenir. Zulme uğrayanın bunu gerekçe göstererek zulmetme hakkı yoktur. Mukabele-i bilmisil caiz değildir. Ancak hakkını alması için gerekli mercilere başvurma hakkı vardır. Bir kimse başkasının suyunu tutar ve bahçesinin kurumasına sebebiyet verirse zamin olur, ödemek zorundadır. Muzır köpek sahibi köpeğin başkalarına verdiği zararı ödemek zorundadır. Trafik Kazaları: Kurallara uyarak kaza meydana gelirse şoför mesul olmaz; trafik kurallarına uymaz da kaza meydana gelirse şoför mesuldür, ölen olursa katil olur. İnsan hayatını korumak amacı ile konulmuş olan “Trafik Kurallarına” uymak dinin emridir. İnsanların tesis ettiği mekanizmaların kurallarını insanlar koydukları için bunlara uymak vaciptir. Bu konuda çağdaş İslam bilginlerinin ortak görüşüdür. Uymamak kişiyi sorumlu kılar. İslam hukukuna göre kasdî öldürmelerde kısas, kasdî öldürmeler dışında ise diyet hakkı vardır. Ayrıca maddi zararının da karşılanması gerekir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Yanlışlıkla öldürme dışında mü’minin mü’mini öldürmesi olacak şey değildir. Kim bir mü’mini yanlışlıkla öldürürse bir mü’min köleyi azat etesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. Bunlara imkân bulamayanlar için iki ay ardı ardına oruç tutması gerekir” buyurmaktadır. Diyet ise 100 deve veya bunun bedelidir. Ödemesi gereken tazminatlar bundan düşülür. Birden fazla zarara ve ölüme neden olmuşsa bütün bunlar ödenir ve bu konuda usul ve füruu yardımcı olur. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde kısası emreden ayetinde “Kim kardeşi tarafından affedilirse o zaman marufa uygun ödeme yapmak gerekir. Bu rabbinizin hafifletmesi ve rahmetidir” buyurarak affedene Allah’ın rahmetinin erişeceğini açıklamıştır. İslam hukukunda cezalar had, diyet, kısas ve tazir cezaları olmak üzere dört nevidir. Hâkim işlenen suça göre bu dört cezadan birisini verir. Diyetin miktarı ise hâkim tarafından suçun işlenme şekline göre değişir. Zira deve ve altının değeri zamanla artıp eksilmektedir. Bu nedenle cezalarda bedelin takdirini hâkim yapacaktır. Trafik kazası genelde kasıt olmayan ve hata ile işlenen bir suçtur. Ölüme sebep de olsa kısas yerine “diyet” ödenmesi gerekir. Affetme ancak maktulün, yani ölenin yakınlarına aittir. Diyeti öldürenin ailesi öder. Onların gücü yetmezse bu durumda devlete ödetilir. OYUNLAR ve ÇALGI: Satranç, dama gibi oyunları oynamak ise mekruhtur. Çalgı âleti olmaksızın muayyen bir zalimi veya kadını methetmeden şiir ve türkü söylemek câizdir. Kudüm ve kaval çalmakta ise bir beis yoktur. Etiketler: Yemin Dava Şahitlik Yeminin Şartları Yemin Kefareti Dava ve Şahitlik Trafik Kazaları |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|