|
M. Ali KAYA
Zekât mâlî bir ibadettir. Allah'ın vermiş olduğu malın şükrüdür. Zekâtın kimlere verileceğini yüce Allah şöyle sınıflandırır. “Sadakalar fakirler, miskinler, zekât toplayan memurlar, kalbleri islama ısındırılması gerekenler, borçlular, Allah yolunda çalışanlar, yolda kalmışlar içindir.” (Tevbe, 9:60) Zekâtın toplanmasını yüce Allah peygamberimize (sav) emretmiştir. (Tevbe, 9:103) Bu ayette zekat ihtiyara bırakılmamış, toplanması istenmiştir. Peygamberimiz (sav) memurlar göndererek zekâtı toplamış, Hz. Ebubekir (ra) zekât vermek istemeyenlere savaş ilan etmiştir.
Peygamberimiz (sav) “Zekât işinde çalışan memur evine dönünceye kadar Allah yolunda savaşan gazi gibidir” (Ebu Davud, İmare, 7; İbn-i Mâce, Zekât, 14) buyurur. Peygamberimiz (sav) zekât memurları görevlendirmiş olması zekâtın kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerektiğinin en güzel delildir. Bu kurumda çalışanların ücretlerinin de zekât malından ödenmesi bunun en güzel delildir. Zekâtı toplama dağıtma ve bunun toplandığı “Beytü’l-Mâl” gibi kurumlar Kur’ânın ekonomiye verdiği önemi gösterir. (Yunus Vehbi Yavuz, İslam’da Zekât Müessesesi, İstanbul-1972, s.35, 252)
İslam’ın iki temel unsuru vardır. “Namaz ve Zekât.” Hz. Ebubekir (ra) “Namaz ile Zekâtın arasını ayıranlara harb ilan ederim” demiştir. (Buhari, İ’tisam, 2; Zekât, 1; Müslim, İman, 32) Namaz camiler yapılmıştır. Ama ne var ki zekât için müesseseler oluşturulmamıştır. Zekât müessesesi oluşturulamayınca onun yerini bankalar almıştır. Namaz bedenin hakkı, zekât ise malın hakkıdır. Kur’ân-ı Kerim mülkün Allah'ın olduğunu ifade eder. (Âl-i İmran, 3:26) İnsanın bedeni emanet olduğu gibi, malı da emanettir. Emanet mal sahibinin rızası doğrultusunda korunmak ve kullanılmak ister.
Yüce Allah malı insana bir imtihan vesilesi olsun diye vermiştir. (Enfal, 8:28) kişi cenneti de cehennemi de malı ve bedeni ile kazanır. Zekât toplanmadığı ve yerli yerine verilmediği zaman dünyada adaletli bir ekonomik düzen olmayacaktır. Mallar zenginler arasında dolaşan bir meta haline gelecek ve zengin ile fakir arasında uçurumlar oluşacaktır. (Haşir, 59:7)
Zekat emri hicretin ikinci yılında, oruçtan önce farz kılınmıştır. Nisap miktarı mala sahip olan bir mükellefin bu malı üzerinden bir sene geçmesi üzerine vermesi farzdır. Mal üzerinde zekât verilmesi gerekenlerin hakkı bulunmaktadır ve bunu en kısa zamanda ödenmesi gerekmektedir. Özürsüz olarak geciktirilmesi câiz değildir.
Zekât farz bir ibadet olduğu için aşikâre verilmesi daha faziletlidir. Zira farzlarda aşikâre yapmak, nafilelerde ise gizlilik esastır. Farzda riya olmaz, ancak nafilelerde riya ihtimali daha yüksektir.
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İnsanların mallarına haksız yere yiyenin ve altını, gümüşü biriktirerek Allah yolunda zekât vererek harcamayanın büyük bir azabı hak edeceğini” (Tevbe, 9:34) haber vermektedir. Sosyal hayatın nizamının ve düzeninin korunması ancak zekât ile hayır kurumlarının amacına uygun çalışmasına bağlıdır. İktisadi hayatın temelini “yardımlaşma” teşkil eder. Yardımlaşmanın temel unsuru ise zekâttır. Peygamberimiz (sav) “Zekât islamın köprüsüdür” buyurmuşlardır. Toplumda zengin ve fakir arasındaki bağ zekâttır. Zekât ile zenginden fakire merhamet ve ihsan, fakirden zengine hürmet ve saygı bağları oluşur; haset, fesat ve düşmanlık ortadan kalkar. Yardımlaşma meydana gelir ve toplumda denge oluşur, karışıklıkların ve ihtilallerin önü kesilir. Böyle bir toplum daima müspet bir gelişme kaydeder.
Zekâtın bir ibadet olarak farz kılınmasının hikmetlerini ve faydalarını şöyle sıralayabiliriz:
1. İslam şahsî mülkiyeti esas alır. Bununla beraber malda fakirin, yoksulun ve muhtacın hakkının bulunduğunu ve onların haklarının verilemesi gerektiğini belirtir ve zenginlere bencil olmamaları, toplumda ihtiyacı olanların da düşünülmesi gerektiğini hatırlatır.
2. Haksız kazancı yasaklar. Haksız kazancın en birinci sebepleri olan faiz ve kumarı yasaklayarak emeğin değerini ortaya çıkarır.
3. Malın sadece zenginler arasında dolaşan bir meta olmasının önüne geçer.
4. iktisadi ve mali buhranların ilacı zekât ve kardeşleri olan sadaklardır.
5. Zekât her nevi maldan ve paradan verilir. Dolayısıyla nafaka olarak verileceği gibi, temel ihtiyaç malzemeleri olarak da zekât verilir.
6. Zekât vermeye en layık olanlar en yakınlardır. Dolayısıyla zekât yardımlaşma yanında “sıla-i rahim” yani akrabalık bağlarını da güçlendirmenin en müessir vasıtasıdır.
7. İsraf ve cimriliğin ilacı zekâttır. Kişi zekât vermekle maldaki cimriliğin önünü almış olur. Malından zekât vermekle de o malı temizlemiş ve israf edilmesini önlemiş olur.
8. Zekât kıskançlık, haset ve düşmanlıkların ilacıdır.
9. Zekât malın değerini artırır; malda berekete sebep olur.
10. Zekât zengini itibar sahibi yapar ve hürmete değer hale getirir.
11. İnsanı mal hırsı ve dünyevi ihtiraslardan korur.
12. Zekât toplumun sigortasıdır ve toplumsal gerilim ve patlamaları önler.
13. Zekât paranın stok edilmesini önler ve toplum yararına kullanılmasını sağlar; gelir dağılımını dengeler.
14. Zekât fakirin değerini artırır, ezilmekten kurtarır ve ruh sağlığını korur.
15. Zekât zenginleri şükre, fakirleri duaya teşvik eder, karşılıklı sevgi ve saygıyı artırır.
16. Toplumun kalınmasına ve gelişmesine katkı sağlar. Etiketler: Zekat Zekat Kurumu Zekat vermek Sadaka Ekonomi Zekat emri Namaz ve Zekat Namaz Oruç Mal Şükür Zengin Fakir Yardım |