Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Fıkhî Meseleler arrow Zekat ve Sadakalar
Advertisement
Zekat ve Sadakalar PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 18 Kasım 2010
Yazı Index
Zekat ve Sadakalar
Sayfa 2

M. Ali KAYA
Zekat Nedir?
Zekat, lügatte artma, ziyadeleşme, neşv-ü nemâ bulma ve temizleme anlamına gelmektedir. Din dilinde ise, Cenâb-ı Hakkın müstehak olana verilmek üzere zengin olanlara farz kıldığı malın belli bir bölümü, yani sadakasıdır. Bu malı artırıp fakir ve muhtaçların duasını aldığı, haset ve düşmanlıklarını ortadan kaldırdığı için “zekât” olarak isimlendirilmiştir. İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Birisi de zekat vermektir. Tarih boyunca insanlık fakirler ve zenginler, avam ve havas olarak ikiye ayrılır ve bundan sonra kıyamete kadar da böyle olacaktır. Bu iki tabaka arasındaki uçurumu ortadan kaldıran ve iki tabaka arasında münasebet kurarak birbirine yaklaştıran bağ ve köprü zekâttır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Zekât İslam’ın köprüsüdür”  buyurmuşlardır.

Müslümanların birbirlerine yardımları ancak zekât köprüsünden geçmekle yapılır. Yardım vasıtası zekâttır. Toplumda intizam ve asayişi temin eden köprü zekâttır. İnsanların sosyal hayatta mutlu ve barışık olmaları, birbirlerine sevgi ile bakmaları ve yardımlarına koşmaları ancak zekat aracılığı ile olur. Sosyal hayat yardımlaşmanın ürünüdür. İnsanların gelişimlerini engelleyen ihtilalleden ve ihtilaflardan meydana gelen felaketlerini ilacı yardımlaşmadır, bunu da Allah için minnetsiz sağlayan vasıta zekattır.

Yüce Allah’ın zekatı emretmesinde ve faizi yasaklamasında büyük hikmetler ve maslahatlar vardır. Geçmişe ve tarihe baktığımız zaman insanlık âlemini lekelendiren ve sosyal hayatta ihtilal ve fesatların ve bütün ahlâk-ı rezilenin iki kelimeden doğduğunu görürüz. Birisi, “Ben tok oldukta sonra başkası acından ölürse ölsün bana ne!” ikincisi de “Sen çalış ben yiyeyim.” Sosyal hayatın bütün karışıklık ve çalkantıları bu iki ahmakça kelimeden çıkmıştır. Birinci kelimenin tedavisi “Zekat” ikincisinin tedavisi ise “Faizin” yasaklanmasıdır.

Sosyal hayatın huzuru ve barışı avam ve havas, fakir ve zengin arasındaki sevgi ve yardımlaşma bağlarının oluşması zekata bağlıdır. Zekat ile fakirden zengine hürmet, itaat ve muhabbet oluşur, aşağı tabakanın, fakirin ve avamın haset, kin ve nefretleri sevgi ve hürmete dönüşür. Aynı şekilde yine zekat emri ve bununu ifası ile zenginin zulüm, tahakküm ve tahkirleri merhamet, ihsan ve taltife dönüşür. Böylece bu iki tabaka birbirine yakınlaşır ve sosyal hayat mükemmel şekilde işler.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Her nefis kazandığı şeye karşılığında rehindir. Ancak cennetlik olan Allah’ın has kulları bunların dışındadır. Mücrimlere cehenneme girerlerken melekler “sizi cehenneme sokan nedir?’ diye sorarlar. Onlar da ‘Biz dünyada iken namaz kılmazdık, yoksula ihsan etmez ve yemek yedirmezdik. Batıla dalanlarla beraber dalardık’ diye cevap verirler.”  Bir başka ayette ise mücrimlerin “yetime ikram etmedikleri ve miskini de yedirmeye birbirlerini teşvik etmediklerini”  belirtir.

Yüce Allah Mekke’de yetimi ve fakiri korumayı, yedirmeyi emrederek sadakayı nafile olarak emretmiş ve yardımlaşmaya teşvik ederek Mekke’de emredeceği zekata alıştırmıştır. Mekke döneminde ise namaz ile beraber zekat birbirinden ayrılmayan iki temel ibadet olarak emretmiştir. Bu nedenle Abdullah b. Mesut (ra) “Namaz kılıp zekat vermekle emr olundunuz, zekat vermeyenin namazı da yoktur” demiştir. 

Peygamberimiz (sav) “Allah bir kimseye mal verir de zekâtı eda etmezse kıyamet günü o mal kendisi için erkek kel bir yılan suretine dönecektir. Bu yılanın iki gözünün üzerinde siyah bir yılan vardır. O kimsenin boynuna dolanır ve onu iki çenesinden yakalar. Sonra ‘ben senin hazinenim’ der”  buyurmaktadır. Bu onun kabirde ve ahretteki cezasıdır. Dünyadaki cezasını da peygamberimiz (sav) şöyle haber vermektedir. “Bir kimse zekatı uhrevi mükafatını düşünerek verirse mükâfatını hak eder. Şayet vermezse biz onun malının yarısını alırız. Bu Rabbimizin emridir. Muhammed’in âli için zekat mubah değildir. Onlar kendileri için alacak değillerdir” buyurmuştur. Bu hadis-i şerif idareciye zekatı alma konusunda geniş yetki vermektedir. Zekat vermeyenlerden malının yarısını alma yetkisi vermektedir ki bu gerçekten büyük bir yetki ve cezadır.

Peygamberimiz (sav) yine “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna iman edip namaz kılıp zekat verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar” buyurmaktadır.

Zekat İslam devletinin vergisidir. Zekat verildiği zaman başka vergiye gerek kalmaz. Hakkıyla alınan zekat vergiden daha çok gelir sağlar ve bu zekat verilecek yerlere su-i itimal edilmeden verilirse “faiz kurumları” olan “bankalara” gerek kalmaz. Yardımlaşma kurumu olarak “Zekat Kurumu” oluşturulursa finans konusunda sıkıntı çekilmez ve insanlar faiz batağına gömülmezler. Zekatın tahsili ve dağıtımı devler eliyle olduğu için varlıklının ihtiyarına bırakılmaz, fakirin de izzet-i nefsi kırılmaz. İslam devletinin olmadığı zaman varlıklı Müslümanlar bu farizayı ferdi olarak eda etmekle mükelleftir.

Zekatı kimler, hangi mallardan verilir?
Zekât, zekat verecek malı olan akıl bâliğ her müslümana farzdır. Peygamberimiz (sav) Muaz b. Cebel’i (ra) Yemen’e gönderirken şöyle buyurdular: “Sen ehl-i kitap olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk olarak Allah’ın birliğine ve Muhammed’in (sav) O’nun resulü olduğuna inanmaya çağır. Bunu kabul ederlerse Allah’ın kendilerine farz kıldığı beş vakit namaza onları davet et. Namazlarını kılarlarsa o zaman onlara senede bir defa Allah’ın zenginlere farz kıldığı zekatı onlardan al ve fakirlerine ver.” 

Müslüman olanlardan zekat alınır ve Müslüman olana zekat verilir. Müslüman olmayandan cizye alınır ve fakirlerine yardım edilir, ama bu zekât sayılmaz. Zekat sadece vergi ve yardım değildir ki gayr-i müslimden alınsın. O bir ibadettir. İbadetin şartı da imandır.

Çocuğun ve delinin malından da zekat alınır. Onların nisap miktarı malı varsa velisi zekâtını vermekle mükelleftir. Zira zekat malî bir ibadettir ve maldan yapılır.

Zekâta tabi olan mallar, ehlî hayvanlar, toprak mahsulleri, para (Altın ve Gümüş), ticaret malları, madenler ve âsâr-ı âtikadır. Bunlar da altın, gümüş, deve, sığır, davar, ekin, hurma ve üzümden olmak üzere sekiz sınıftır ve sekiz sınıfa verilirler. Bunların izahları gelecektir.

Ehlî Hayvanların Zekâtı:
Ehlî hayvanlardan zekat çıkarmak için beş şart vardır. Bu şartlar tahakkuk etmezse zekat farz olmaz.
1. En’âm olması. Yani, koyun, keçi, sığır, manda ve deve zekâta tabidir. En’âm sayılmayan at, ceylan gibi hayvanlar zekata tabi olmadığı gibi onlardan kurban da kesilmez. Peygamberimiz (sav) “Müslüman’ın kölesinde ve atında zekat yoktur” buyurmuşlardır.

2. Malın nisap miktarına baliğ olması: Mal az olur da nisap miktarına ulaşmamışsa ona zekat yoktur. Yardım edecek durumda olmayan yardıma muhtaç durumda sayılır. Yardıma muhtaç olmaması için de malının nisap miktarından fazla olması gerekir.

Nisap miktarı ise İslam bilginlerine göre;
Hububat, üzüm ve hurmanın nisabı beş vesktir. Beş vesk altmış sa’dır. Günümüz ölçülerine göre de altmış çinik, altmış tenekedir. Bu da yaklaşık olarak 650 kilodur.

Gümüşten iki yüz dirhem, altından yirmi miskaldir. Bunun ölçüsü de bir aileye bir sene yetmesidir. Dolayısıyla zekat bir senelik yiyeceği olan ve artan kişiye düşer. Bunların ölçüsünü fitrede olduğu gibi diyanetin veya ilmi bir heyetin belirlemesi gerekir.

Develerin Nisabı: Beş Devedir. Bunun ölçüsü de beş devede bir şat, yani koyun veya keçi, on devede iki şat, on beş devede üç şat, yirmi devede dört şat zekat farzdır. Yirmi beş devede iki yaşına basmış bir deve, otuz altıda iki adet iki yaşına basmış deve, kırk altıda, üç yaşını tamamlamış ve dört yaşına girmiş bir devedir. Bunun ölçüleri fıkıh kitaplarında vardır.

Sığırın Nisabı: Otuz sığır veya danada bir tebi, yani bir yaşını tamamlamış ikiye basmış bir buzağıdır. Kırk sığır ve danada bir müsinne, yani iki yaşını tamamlayıp üçüne girmiş bir buzağıdır. Bundan sonra her otuzda bir tebi, her kırkta bir müsinne zekat verilir.  Peygamberimiz (sav) Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken zekat olarak her kırkta bir müsinne ve her otuzda bir tebi almayı emretmiştir.” 
Şatın Nisabı: Şat, koyun ve keçi demektir. Kırk koyun ve keçide bir şat farz olur. yüz yirmi bir olursa iki şat farz olur. ondan sonra her yüzde bir ilave edilir. verilecek olan zekat bir yaşını doldurmuş, iki yaşından gün almış olmalıdır. Malın en iyisinden olması gerekmez, kurban şartlarını taşımayan kör ve kötürüm hayvan da zekat olarak verilemez. Otuz koyun on keçi gibi karışık olsa bu durumda zekat istediğinden verebilir, ancak değerlerinin aynı olması gerekir.

3. Zekat verilecek malın üzerinden tam kameri bir sene yani 355 gün geçmiş olması gerekir. Peygamberimiz (sav) “Üzerinden bir sene geçmedikçe bir malın zekatı yoktur” buyurmuşlardır. Ancak yavruları da hesaba katılır ve yavruları için üzerinden bir sene geçmesi gerekmez. Bir adamın 80 davarı varken zekat vereceği zaman yavruları ile beraber 125 olsa iki davar zekat vermesi gerekir. Hz. Ömer (ra) zekat memurlarına “Oğlağı onlara say” ferman etmiştir. Zekat vermemek için hileye baş vurmak, sene dolmadan hile ile başkasına devretmek büyük günahtır. Kendisini zekattan kurtarmaz.

4. Bir sene boyunca otlatması: Peygamberimiz (sav) “Otlatılan koyundan ve keçiden kırktan yüz yirmi bire kadar bir şat vardır”  buyurmuşlardır. Bu hadisin mefhum-u muhâlifi yemle beslenen ve otlağa salınmayan malın zekatı yoktur. Çünkü onun masrafı vardır. Otlağın kendi mülkü olması zekatı düşürmez.
 
5. Üretmek ve süt almak için mülk edinilmiş olması: Çalıştırmak ve yük taşımak için hayvanlara zekat düşmez. Peygamberimiz (sav) “Çalışan hayvanlarda zekat yoktur”  buyurmuşlardır. Hz. Ali (ra) da emirnamesinde “Çalışan hayvanları zekata tabi tutmayın” ferman etmiştir.

Devletin almış olduğu vergi zekat yerine geçmez.

Toprak Mahsulleri Zekâtı:
Toprak mahsulleri ikiye ayrılır. Birincisi, ekinden çıkan mahsuller, ikincisi, ağaçtan çıkan mahsuller. Ekinden elde edilen mahsuller buğday, arpa, pirinç, mercimek, nohut, bakla, mısır ve darıdır. Ağaçtan elde edilen mahsuller ise hurma ve üzümdür. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey İman edenler! Kazandıklarınızın ve sizin için yerden çıkardığımız ürünlerin en helal ve iyisinden Allah yolunda harcayın.” 

Toprak Mahsullerinin Zekâtı: Temizlenmiş şekilde depo edilen buğdayın nisabı beş vesktir. Her vesk altmış sa’dır. Bu günkü hesapla 653 kg dır. Diğerleri de buna kıyas edilir. sonra bunun öşrü verilir. Yani onda bir zekat verilir. Peygamberimiz (sav) “Yağmur ve pınar suyu veya akar su ile sulanan şeylerde onda bir vardır, hayvanlarla çekmek suretiyle sulamışsa o zaman yirmide bir vardır”  buyurmuşlardır.

Meyvenin ve mahsulün zekâtı olgunlaşıp hasat yapılınca farz olur. Zekatı çıkarmadan satmak ve harcamak caiz olmaz. Ancak mahsul gerek sahibi gerekse yakınları tarafından yenmesinde zekatı verildiği sürece caizdir. Toprak mahsullerinin zekatı işçilik, emek ve nakliye gibi masraflar hesap edilmeden çıkarılır.

Altın ve Gümüşün/Paranın Zekâtı:
Peygamberimiz (sav) döneminde Bizans altını (dinar) ve İran gümüşü (dirhem) kullanılmaktaydı. Bu nedenle altın ve gümüş zekata tabi olmuştur. Altının sikkeli ve sikkesiz olması bir şeyi değiştirmez. Altının nisabı yirmi miskal, gümüşün ise iki yüz dirhemdir. Peygamberimiz (sav) “Sikkeli gümüşten beş okkanın aşağısına zekat yoktur” buyurmuşlardır. Bir başka hadiste “ne yirmi miskale baliğ olmayan altında, ne de ikiyiz dirhemden az olan gümüşe zekat vardır” buyurmuştur.

On dirhem-i şer’î yedi miskal ağırlığındadır. Miskalin ağırlığı ise normal 72 arpa ağırlığındadır. Şafi mezhebinde altının nisabı 72 gramdır. Hanefi mezhebine göre altının nisabı 84 gr. altın ve gümüşün nisabı 592 gramdır.

Gümüş ve altının nisabı 20 miskal altından yarım miskal, 200 dirhem  gümüşten 5 dirhem zekat verilir. Bu da kırkta bire tekabül eder. İmam-ı Şafiye göre kadının taktığı süs eşyası olan altın ve gümüşten zekat alınmaz. Süs eşyaları ve takılar zekata tabi değildir; ancak aşırıya ve israfa kaçması ve tasarruf aracı olarak takı kullanması durumunda kırkta bir zekata tabidir. Bunun da şartı üzerinden bir senenin geçmiş olmasıdır. Ancak tedavi ve sıhhat amacı ile altından diş ve burun yaptırılmışsa bu zekâta tabi değildir.

Madenlerin, Asar-ı Atika ve Ticaret Mallarının Zekâtı:
Bir kimse altın ve gümüş madeni çıkarırsa kırkta birini zekât olarak vermesi gerekir. Geçmiş asırlara ve çağlara ait antika eser bulanlar nisab miktarına baliğ olursa bunun beşte birini zekat olarak verecektir. Cahiliye alameti resimli veya haçlı olmasıdır. Cahiliye değil de İslam alameti olan bir eser lukata hükmündedir, sahibine iadesi gerekir. Şayet sahibi çıkmazsa o zaman temellük eder ve zekatı kırkta bir olur.

Ticaret Mallarının Zekâtı:
Kar amacı taşıyan ve tedavülde olan her şey ticari mal ve eşya sayılır. Ticaret mallarının tamamının zekatı kırkta birdir. Ancak bunun dört şartı vardır:

1. Bedel mukabilinde temlik edilebilmelidir. Hibe ve veraset yoluyla ele geçen ev eşyaları zekata tabi değillerdir.

2. Ticari malın kullanılmakla eriyip gitmemesi gerekir. Kendiliğinden kaybolan ve bir başka şeyin aracı olan şeyler zekata tabi değildir. Çamaşırcı çamaşır yıkamak için sabun alsa bu zekata tabi olmaz. Çamaşırdan elde edilen gelir zekata tabi olur.

3. Satın alınan malın üzerinden bir sene geçmiş olması gerekir.
Ticari mallar genellikle tedavülde olduğu için bir sene içinde dükkanda bulunan mal iki üç defa elden çıkmış ve yeniden alınmış olabilir. Bunun için senenin muayyen bir günü - Ramazan ayının bir günü – mevcut bütün stoklar hesap edilir ve kırkta biri zekat olarak verilir. Sene içinde elden çıkanlar hesaba dahil edilmez.

4. Sene sonunda veya zekat verileceği günü eldeki mevcut malın nisap miktarı olması gerekir. Sene içinde stoklar erir de sene sonu elindeki mal nisap miktarından az olursa zekat farz olmaz. Sene sonunda elde edilen kazancın da üzerine eklenmesi gerekir. Bunun için ayrıca bir senenin geçmesi beklenmez.

Borçlar ve alacaklar da zekata tabidir. Ancak ele geçtiği ve tahsil edildiği zaman zekatı vermek gerekir. Şayet iki sene sonra eline geçmiş ise iki senenin zekatı verilir. Alacağının her an tahsili mümkün ise almadan da zekatını vermekle mükelleftir.

Fabrika ve iş yeri gibi imalathâneler ticari mal gibi başkalarına satılmadıkları için ürettikleri mallar zekâta tabi olup, fabrika ve iş yerinin kendisi zekata tabi değildir. Kâr ortaklığı amacı taşıyan faaliyetlerde zekat sermaye sahibine düşer.

Fıtır Zekâtı:
Sadaka-i Fıtır olarak da bilinen fıtır zekâtı Hicretin 2. senesinde Ramazan-ı Şerifte farz kılınmıştır. Peygamberimiz (sav) “Ramazan’da hurmadan ve arpadan bir sa’ Müslümanlardan hür olsun, köle olsun, erkek olsun, kadın olsun herkese farz kılınmıştır" buyurur.

Fıtır zekâtının hikmeti oruçlunun hata ve günahlarını temizlemesidir. Zira oruç sadece aç kalmak değil, elini, ayağını, gözünü ve kulağını her nevi günahtan korumaktır. Herkes buna tam muvaffak olamadığı için Resulullah (sav) “Fıtır zekâtı oruçlunun fuzuli ve kötü sözlerden temizleyicidir”  buyurmuşlardır.  Secde-i sehv namazın noksanlarını telafi ettiği gibi, fıtır zekâtı da orucun noksanını telâfi eder.

Fıtır zekâtının ikinci bir hikmeti bayramda fakir ve muhtaçların da mahzuniyetini gidermek ve kendilerine sevinç ve bayram yaşatmaktır. Onlar da bu vesile ile bayrama iştirak etmiş olurlar.

Bayram günü ve gecesi ihtiyacını ve normal nafakalarını  karşılamakla mükellef olduğu usul ve furûunun fıtır zekatını vermekle de yükümlüdür. Kişinin bakmakla yükümlü olduğu kimseler şunlardır: Zengin de olsa zevcesi, anne ve babası, çocukları ve torunları, köle ve cariyesidir. Bunların fıtır zekatlarını hesap ederek bayram namazından önce vermesi gerekir.

Fitre bir sa’dır. Bir sa’ ise mutedil dört avuç buğday ve hurmadır. Fitre ancak buğday, arpa, pirinç, hurma, nohut, mısır ve peynir gibi halkın çokça harcadığı ve geçimini bağladığı ve yediği şeylerden olur.

Ramazan ayının son günü fitre vermek farz olur. hamile kadının doğmamış çocuğuna fitre verilmez, Ramazanın son günü iftardan önce dünyaya gelirse onun fitresini vermek de farz olur.

Fitrenin bayram namazından evvel verilmesi sünnettir. Mazeretsiz bayramdan sonraya tehir etmek haramdır. Tövbe yanında ayrıca kaza edilmesi gerekir. Fitrenin verilmesi aynen zekat gibidir. Fitrenin tek bir şahsa verilmesi daha uygundur. Zira bölündüğü zaman ihtiyacını karşılamayabilir. Ama bir kişiye verildiği zaman bir ihtiyacını karşılar. Bilhassa günümüzde para olarak verilmektedir ki doğru olan da budur. Zira eskisi gibi buğday ve arpa gibi şeyler verilecek olursa işine yaramaz.

Fitreyi zekat vermekle mükellef olan herkes zekat verilecek sekiz sınıfa vermekle mükelleftirler. Fıtır zekatının şartları da verilecek yerleri de aynıdır.



 
< Önceki   Sonraki >