Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Belalar, Musibeler ve Kader
Advertisement
Belalar, Musibeler ve Kader PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 12 Ocak 2012

M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Âdemoğlu yanında kendisini ölüme götürecek doksan dokuz bela bulunan kimse gibidir. Bu belalardan kurtulsa dahi sonunda ölünceye kadar başına gelecek düşkünlük hali vardır.” (Tirmizi, Kader, 14)
 
Hadisin Açıklaması:
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Hz. Eyyüb’ün (as) uğradığı hastalık ve musibetin hikmetlerini anlattığı 2. Lem’a da “Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Mâdem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler dini olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şekvâ değil, şükretmek gerektir.

Evet ibadet iki kısımdır: Bir kısmı müspet, diğeri menfi. Müspet kısmı malumdur. Menfi kısım ise hastalıklar ve musibetlerle musibetzede za’fını ve aczini hissedip Rabb-ı Rahimine ilticâkârâne teveccüh edip, onu düşünüp, ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riya giremez, hâlistir. Eğer sabretse musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hatta bir kısmı var ki bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer” (Lem’alar, 1999, s.16) buyurmaktadır.

Peygamberimizin (sav) buyurduğu gibi, “Âdemoğlu yanında kendisini ölüme götürecek doksan dokuz bela bulunan kimse gibidir.” Hayat boyu insanın maruz kaldığı bela ve musibetlerin altında insan idrakinin kavrayamadığı pek çok hayırlı hikmet ve sonuçlar gizlidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Sizin hoşunuza giden sevdiğiniz şeylerde sizin için şer, hoşlanmadığınız şeylerde de sizin için hayır olabilir. Siz bilemezsiniz Allah bilir” (Bakara, 2:216) buyurarak insanları Allah’ın rahmetine ve hikmetine itimat etmeye ve tevekküle davet etmektedir. İnsan kaderini ve işlerin sonuçlarını bilemediği için iyi gördüğü şeylerin arkasında ne gibi kötü sonuçlar, şer zannettiği şeylerin arkasında da ne gibi hayırlı neticeler saklı olduğunu elbette bilemez.

Bir kısım musibetler kulların geçmişte işledikleri hata ve günahların neticesidir ve bu musibet onun günahına ceza ve kefarettir. Bu ise ahiret noktasına hayırdır ki günahının cezasını bu dünyada çekmiş, Allah’ın huzuruna tertemiz gitmiştir. Bu husus Kur’ân-ı Kerimde “İnsanların işledikleri günahlar sebebiyle yüzünden yeryüzünde fesat meydana geldi. Allah işledikleri günahların bir kısmının cezasını dünyada onlara tattırır ki isyanlarından vazgeçsinler ve akılları başlarına gelsin” (Rum, 30:41) buyurarak haber vermiştir. “İnsanlar işledikleri günahlar sebebiyle bela ve musibetlere maruz kalırlar; bununla beraber Allah bunların pek çoğunu affeder.” (Şura, 42:30)

Bir kısım musibetler daha sonra gelecek büyük belaların ve sıkıntıların habercisi olup, insanları ikaz ederek daha büyük bela ve musibete düşmelerine engeldir. Nitekim yüce Allah “En büyük azaptan önde onlara yakın küçük musibetler ile ceza veririz; belki akıllarını başlarına alırlar da, kusurlarını görüp tövbe ederek imana dönerler” (Şura, 42:21) buyurarak bunu ifade eder. Nitekim dünyadaki bela ve musibetler, cehennem azabının dünyadaki yansıması ve habercisidir. Halk arasında “falan adam yaptığının karşılığını bakın nasıl gördü!” denilerek zulüm ve isyan içinde olanların nasıl ceza gördüğünü anlatmaktadırlar.

Hayat hastalık ve musibetlerle tasaffi eder, yeknesaklıktan kurtulur ve terakki eder. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat hayattan ziyade ölüme daha yakındır. Bu nedenle musibetlerin insanları sabra alıştırması, bağışıklık kazandırması ve yardımlaşmayı sağlamsı gibi sosyal fonksiyonları da vardır.

İnsan hastalık, musibet ve belalarla Allah’ın rahmetine iltica eder, hikmetine itimat eder ve tam bir kulluk ve halis bir ibadete mazhar olur. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i kutside yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu bize haber vermiştir. “Ben, Allah’ım ki, benden başka ibadete müstahak ilah yoktur. Muhammed (sav) benim kulum ve Resul’ümdür. Bir kimse benim verdiğim hükümlere razı olur, belalarıma sabreder ve nimetlerime şükrederse onu sıddıklar defterine yazarım. Kıyamet günü sıddıklarla haşrederim. Ve bir kimse, benim verdiğim hükümleri beğenmez, belalarıma sabretmez ve nimetlerime de şükretmezse benim kapımdan başka kapı arasın!” Bu hadis-i kudsi bize dünyanın bir imtihan yeri olduğunu ve bu imtihanın sonuçlarını haber vermektedir.

Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde “Mü’minin her hali, her işi hayırdır. Allah tarafından bir nimete, bir genişliğe kavuşur şükreder; bu onun için hayırdır. Allah tarafından bir musibete ve darlığa giriftar edilir de buna sabreder. Her ikisi de mü’min için hayırlıdır” (Müslim, Zühd, 64; Nesai, Cenaiz, 13; Darimi, Rikak, 61) buyurarak musibetlerin altında da büyük hayırların olduğu ifade edilmiştir. Yine peygamberimiz (sav) “Mü’mine arız olan ağrı, yorgunluk, hastalık, hatta ayağına batan bir diken dahi günahlarına kefarettir” (Müslim, Birr, 57) buyurarak her musibetin altında bir hayrın gizli olduğunu bildirmiştir. Ancak bunlardan istifadenin “İman, tevekkül ve rıza” şartına bağlı olduğunu unutmamak gerekir.

Musibetler kaderden atılan oklardır. Nasıl ki merayı tecavüz eden koyun sürüsünü çevirtmek için çobanın attığı taşlara musab olan bir koyun, lisan-ı hâliyle “Biz çobanın emri altındayız. O bizden daha ziyade faydamızı düşünür. Madem onun rızası yoktur, dönelim” diye kendisi döner, sürü de döner. İnsan da kaderden atılan bir musibet taşına maruz kaldığı zaman “Biz Allah’ın kullarıyız, Allah’tan geldik ve sonuçta onun huzuruna döneceğiz” (Bakara, 2:156) diye merci-i hakikiye dönmeli ve mükedder olmamalıdır. Allah insanı insandan daha ziyade düşünür. (Mesnev-i Nuriye, 1999, s. 102)

Gerçek bu olduğu için Hz. Ali’ye (ra) “Eflatun ‘musibetler Allah’ın okudur, hedef de insandır, nereye kaçacaksınız?” sözünü söyledikleri zaman “Fefirrû illallah!” “Allah’a kaçın!” (Zariyat, 51:50) ayetini okuyarak cevap vermiştir. Evet, Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin buyurduğu gibi, “Hak şerleri hayreyler / Zannetme ki gayreyler / Arif anı seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” demeli ve O’an tefviz-ı umûr eylemeliyiz.

Bütün bunlarla beraber peygamberimiz (sav) “Allah’tan af ve afiyet dileyiniz. Hiç kimseye imandan sonra afiyetten daha üstün bir nimet verilmemiştir” (Tirmizi, Daavât, 112) buyurduğu için Allah’tan sağlık, sıhhat ve afiyet istemeli, her nevi şer ve musibetten korumasını niyaz etmeliyiz. Zira her nevi ibadet ancak sağlık ve sıhhatle beraber yapılabilir. Hem musibetin elemine ve acısına her insan dayanamaz. Musibet istenmez ancak geldiği zaman sabır ve rıza ile mukabele edilir.

Sonuç olarak peygamberimizin (sav) “Âdemoğlu yanında kendisini ölüme götürecek doksan dokuz bela bulunan kimse gibidir. Bu belalardan kurtulsa dahi sonunda ölünceye kadar başına gelecek düşkünlük hali vardır” hadisi gereği insan kaderden kendisine isabet eden musibetlerden kurtulamaz. Hepsinden kurtulsa ihtiyarlık musibetinden kendisini kurtaramaz. Atalarımızın dediği gibi “Başa gelen çekilir.” Bu durumda da sabır, kanaat, rıza ve tevekkül gibi dinin emirlerine uyarak bu bela ve musibetlerden istifade etme yoluna gidilir.


Etiketler:  Kader Musibet Belalar Sabır Rıza İhtiyarlık Hayır İbadet Mübet İbadet Menfi İbadet
 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ