Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Bütün Yönleriyle Uhud
Advertisement
Bütün Yönleriyle Uhud PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 04 Mart 2010
Yazı Index
Bütün Yönleriyle Uhud
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

Uhud Savaşının Sonucu:
Müşrikler daha fazla bir şey yapamayacaklarını anlayarak Müslümanların yenden toparlanarak kendilerine yeni bir hezimet yaşatmalarına fırsat vermemek için geri çekilme kararı aldılar. Ayrıca şayet Muhammed öldürülmüşse amaçlarına ulaşmış oldukları için daha fazla savaşmalarına da gerek kalmadığını düşünüyorlardı. Sonuçta her iki taraf da akraba sayılırlardı. Her iki tarafın da savaşmalarının amacı sadece dinlerini korumaktan ibaretti. Bu nedenle onlar da geri çekilmeye başladılar. Netice her iki taraf için de gerçekten düşündürücü ve üzüntü vericiydi.

Savaşta mü’minler ve mücahitler 70 kadar şehit vermişlerdi. Bunların arasında Hz. Hamza, Hz. Musab b. Umeyr, Ebu Dücâne, Nesibe Hatun gibi güzide sahabeler vardı. Savaşın seyrini ve rengini değiştiren sebep ise Hz. Peygamberin emrine ve talimatına uymayan okçuların yerlerini ve siperlerini terk etmeleriydi. Bu durum Halid b. Velid gibi daha sonra Müslüman olacak olan harp dâhisinin usta manevraları ile Müslümanların dağılmasına sebep olmuş, müşrikleri de hazin bir sonuçtan korumuştu. Müslümanlar peygamberimizin (sav) “Uhut bizi sever, biz de onu severiz” buyurduğu Uhut dağına çekilerek toparlandılar, müşrikler de daha fazla dayanamayarak geri çekildiler.

Yaralananlar arasında peygamberimiz (sav) de vardı. Müslümanların da pek çoğu yaralıydı; her biri az veya çok, şöyle veya böyle yaralanmışlardı. Peygamberimiz (sav) ve Müslümanlar Uhut dağı kayalıklarına doğru çekildiler. Peygamberimiz (sav) yorgun olduğu için Talha b. Ubeydullar (ra) peygamberimize yardım ederek yürümesini sağlıyordu. Peygamberimiz (sav) kanlar içinde kalan başını, yüzünü burada yıkadı.

Müşrik orduları komutanı Ebu Süfyan savaş meydanında bir iki tur attıktan sonra kayalıklara doğru çekilen Müslümanlara doğru yanaşarak “Aranızda Muhammed vard mı?” diye seslendi. Peygamberimiz (sav) “Cevap vermeyiniz” buyurduğu için Müslümanlardan ses çıkmadı. Bu defa Ebu Süfyan “Aranızda Ebubekir var mı?” diye seslendi. Yine cevap vermediler. Bu defa “Aranızda Ömer yok mu?” diye seslendi. Yine cevap çıkmayınca “Herhalde hepsi öldürülmüş. İçinizde olsaydı elbette cevap verirlerdi” diye bağırdı. Hz. Ömer (ra) dayanamadı “Yalan söylüyorsun! İşte hepsi buradadırlar” diye seslendi.

Sonra da din Ebu Süfyan din taassubu ile “Hübel yücedir, şânı yüce olsun!” dedi. Ömer (ra) “Yüce ve büyük olan Allah’tır!” dedi. Ebu Süfyan “Bizim Uzza’mız var, sizin ise Uzzanız yok” dedi. Hz. Ömer (ra) “Bizim Mevlamız var, sizin ise Mevlanız yok” şeklinde cevap verdi. Ebu Süfyan “Biz bir gün yenildik, bir gün de yendik. Bir gün üzüldük ama bir gün de güldük! Filanı da falana karşı öldürdük!” dedi. Hz. Ömer (ra) “Biz sizinle bir değiliz… Bizim ölülerimiz cennette, sizinkiler ise cehennemdedir!” diye bağırdı.

Bu defa Ebu Süfyan “Ya Ömer doğru söyle Allah aşkına Muhammed’i öldürdük mü?” diye seslendi. Hz. Ömer (ra) “Hayır Vallahi öldüremediniz… O şimdi seni dinliyor” diye cevap verdi. Ebu Süfyan Ömer’i iyi tanıdığı için inandı ve “Gelecek sene sizi yine Bedir’de bekliyoruz. Sizinle yeniden savaşmaya söz veriyoruz” dedi. Hz. Ömer (ra) peygamberimize (sav) baktı. Peygamberimiz olur manasında başını salladı. Hz. Ömer (ra) “Olur. Biz de sizi bekleriz!” diye cevap verdi.

Ebu Süfyan müşrik ordusuna doğru gitti ve cephe gerisinde toparlanarak istirahat etmeye ve durumu değerlendirmeye başladılar.

Peygamberimizin (sav) Şehitler Arasında Dolaşması:
Düşman kuvvetleri geri çekilince peygamberimiz (sav) de sahabeleriyle kayalıklardan inerek savaş alanında dolaşmaya çıktı. Gönlü hüzünle doluydu. “Kadere teslim kazaya rıza” olmasa durum dayanılacak gibi değildi. Şehitlerin acılı durumlarına baktı ve “Ben kıyamette bunların canlarını Allah yolunda feda ettiklerine şahitlik yapacağım” buyurdu.

Peygamberimiz (sav) daha sonra “bunları kanları ve elbiseleri ile kabre koyunuz. Allah yolunda savaşarak ölenler mahşerde yaraları ve akan kanları ile dirilerek Allah'ın huzuruna gelecekler. Kanlarının rengi kan rengi ama kokuları misk kokusu gibi olacaktır”  buyurdular.

Şehitlerin içinde en çok işkenceye uğrayanı peygamberimizin amcası Hz. Hamza (ra) idi. peygamberimiz (sav) onu görünce üzüntüsünden göz yaşlarına hakim olamadı. Cesedinin başında durdu: “Ey Amcacığım! Hiçbir zaman hiç kimse senin bu uğradığın hakarete ve musibete uğramayacaktır. Benim içinde bundan daha büyük bir musibet olamaz ve olmayacaktır. Ey Allah'ın ve Resulünün aslanı Hamza! Allah sana rahmet etsin!”  buyurdular ve dua ettiler. Sonra sahabelerine dönerek “Şehitlerin efendisi Hamza’dır” buyurdular. Bundan sonra Hz. Hamza “Seyyidü’ş-Şühedâ” olarak anılacaktır.

Bu arada Medine’de durumu haber alıp şehitlerini görmek isteyenler Uhud’a gelmişlerdi. Bunların arasında Hz. Hamza’nın (ra) kız kardeşi Safiye’de (ra) vardı. Peygamberimiz (sav) onu görünce Zübeyir b. Avvam’a (ra) “Annene söyle dönsün! Kardeşi Hamza’nın cesedini görmesin” buyurdular. Zübeyir (ra) Safiye’nin yanına giderek “Anneciğim! Resulullah sizin geri dönmenizi istedi” dedi. Safiye’de (ra) “Şayet ağabeyimin cesedini görmemi istemiyorsa ben onun cesedinin parçalandığı haberini almıştım. O Allah yolunda bu musibete upramıştır. Biz Allah yolunda her şeye razıyız. Sevabını da Allah’tan bekleriz. Kadere razı olur ve bundan dolayı da sabrederiz” dedi. Büyük bir iman teslimiyeti gösterdi. Bu teslimiyeti görünce sahabeler onu bıraktılar. Hz. Hamza’nın cesedinin başına vardı ve “İnnâ lillah ve inna ileyhi râciûn! Biz Allah'ın kullarıyız Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” dedi. O sırada Cebrail (as) gelerek “Hamza göklerde ‘Allah'ın ve Rasulünün aslanı’ diye yazıldı” buyurdu.   Peygamberimiz (sav) bu müjdeyi Hz. Safiye’ye ulaştırdı ve onu teselli etti.

Şehitlerin arasında Abdullah b. Cahş (ra) da vardı. Vücudu delik deşik edilmiş, burnu ve kulakları kesilmişti. Saad b. Ebi Vakkas (ra) onun bu halini görünce “Ne mutlu sana! Allah duanı kabul etmiş” dedi. Sebebini soranlara “Biz onunla tenhada bir araya gelerek Allah’a şöyle dua ettik. Ben “Ya Rabbi! Büyük bir düşmanla karşılaşarak savaşmamı ve muzaffer olmamı nasip et” dedim. O benim duama “Âmin!” dedikten sonra “Bana da büyük bir ordu ile çarpışarak savaşmayı ve bu savaşta şehit olmayı, burnumun ve kulaklarımın kesilmesini isterim. Mahşerde yüce Allah bana ‘Ey Abullah! Burnunu ve kulaklarını ne yaptın’ diyince ‘Ya Rab! Onları senin yolunda feda ettim!’ dememi nasip et” şeklinde dua etmişti.

Enes b. Mâlik’in amcası Enes b. Nadr (ra) şehit olan cesedinden 80 kılıç, ok ve süngü yarası vardı. Müşrikler ona işkence de yaptıkları için tanımak mümkün olmadı ancak kardeşi onu parmağından tanıyabildi.

Şehitler arasında barışta muallim olarak görev yapan ve hicretten önce peygamberimizin (sav) Medine’ye islamı öğretmek için gönderdiği, savaşta ise sancaktarı olan Mus’ab b. Umeyr (ra) de vardı. O da kolları kesilmiş ve cesedi kargı ve mızraklarla delik deşik edilmişti.

Peygamberimiz (sav) şehitleri bir araya getirdi. Onların cenaze namazını kıldı. Defin işlerini tamamladı. Yüce Allah peygamberimize (sav) şu müjdeli ayetleri inzal buyurdu: “Mü’minlerden Resulullah ile beraber olacaklarına söz veren ve bu sözlerinde sadık olan nice kimseler vardır. Onların kimi verdikleri sözleri yerlerine getirerek idtedikleri ve bekledikleri sonuca ulaşıp şehit oldu, kimileri de böyle bir sonucu beklemektedirler. Onlar sözlerini hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir. Allah sözlerinde sadakat gösterenlere hak ettikleri mükafatı verecektir, münafıklara, sözlerinde durmayanlara da liyakatlerine göre ya tövbe nesip edecek veya azap edecektir. Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.” 
Sahabeler peygamberimize (sav) sordular “Ey Allah'ın Resulü! Önce kimi defnetmemi istersiniz?” Peygamberimiz (sav) “Kur’ânı en çok bilene öncelik tanıyınız…”

Hz. Hamza (ra) kaftanı ile toprağa verilmişti. Mus’ab b. Umeyr’in ise üzerini örtecek elbisesi yoktu ve bir başkasında da bulunmadığı için üzerinde bulunan elbisesi kısa olduğundan başı örtülünce bacakları açıkta kalıyor, bacakları örtülünce de baş tarafı ve göğsü açıkta kalıyordu. Peygamberimiz (sav) bacaklarının örtülmesini baş tarafına da izar denen kokulu otlardan konulmasını emrettiler ve öylece gömüldü.

Peygamberimiz (sav) Cenaze namazından sonra Uhut Şehitleri hakkında şöyle buyurdu: “Uhut şehitlerinin ruhlarını Allah bir kısım yeşil cennet kuşlarının içine koymuştur. Cennette gezerler. Suyundan içerler ve cennet meyvelerini yerler. Sonra arşın altındaki altın kandillere tünerler. Yüce Allah onların bu durumunu bana, ‘dünyadaki kardeşlerine haber ver de savaştan ve Allah yolunda mücadele’den çekinmesinler’ dediğini” haber verdi.”
Sonra peygamberimiz (sav) ellerini dergâh-ı ilâhiye kaldırarak şöyle dua etti:

“Allahım! Hamd ve sena, medih ve minnet ancak sanadır. Allahım! Senin açtığını kapatacak, senin kapattığını açacak hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Senden başka havl ve kuvvet güç ve kudret sahibi kimse yoktur… Senin dalalette bıraktığına hidayet verecek, doğru yolu gösterecek, senin hidayet nasip ederek doğru yola ilettiğini de saptıracak hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Senin vermediğini kimse veremez, senin verdiğini de kimse engelleyemez.
Allahım! Rahmet ve kermini, lütf-u inayetini umuyoruz, bize aç, üzerimize yay!

Allahım! Yoksul olduğum günde senden nimet, korkulu günlerimde de senden emniyet dilerim. Allahım! Bize imanı sevdir. Kalplerimizi iman ve Kur’an nuru ile aydınlat. Kalplerimizi küfür, isyan ve tuğyandan nefret ettir. Bizi din ve dünyamıza zararlı olanları bilenlerden ve doğru yola erenlerden eyle!

Allahım! Bizi bizi Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Şerf ve izzetlerini koruyan ve dinlerinde sebat eden salihler zümresine kat, salihlerle yaşat, salihlerle beraber dirilenlerden ve salihlerle cennet girenlerden eyle!

Allahım! Peygamberini yalanlayan, Senin yolundan yüz çeviren ve peygamberinle savaşan kâfirlerin hak ettikleri cezalarını ver! Onların hak ettikleri azabı indir onlara!”

Sahabeler bu içten duaya hep beraber “Âmin!..” diye karşılık verdiler. 

Allah peygamberin bu duasını kabul edecek ve bundan sonra müşrikler hiçbir zaman için Müslümanlara galebe edemeyecek, hor ve hakir olup perişan olacak ve peygamberimize, kaçtıkları İslam dinine ve Kur’âna tabi olmaktan başka çıkar yol bulamayacaklardır.

Peygamberimiz (sav) şehit cenazelerine son görevini yaptıktan sonra Hz. Ali’yi (ra) yanına çağırarak düşmanla ilgili istihbarat toplamasını istedi. Müşriklerin yeniden toplanarak Medine üzerine yürümelerinden endişe ediyordu. “Git, müşrikleri takip et. Ne yapmak istedikleri konusunda bilgi topla. Şayet onlar develerine biniyor ve atlarını yedeklerine alıyorlarsa Mekke’ye dönüyorlardır. Şayet atlara biniyorlar ve develeri sürüyorlarsa amaçları Medine’ye yürümektir. Ona göre haber getir” buyurdular. Hz. Ali (ra) hemen çıktı ve onları takibe başladı. Müşriklerin develere bindiklerini ve atlarını da yedekte götürdüklerini gördü. Gelip peygamberimize (sav) haber verdi. Bu durumda müşriklerin Medine’ye girmek ve Müslümanlarla savaşmak gibi bir düşüncelerinin olmadığı anlaşılıyordu. Ancak bu düşüncelerinin sonradan değişmeyeceği anlamına da gelmiyordu.

Medine’ye Dönüş:
Peygamberimiz (sav) ordusu ile Medine’ye döndü. Ensar kadınları sokaklara dökülmüş gelenleri karşılıyor, şehitlerin kadınları erkekleri ve çocukları için ağlıyorlardı. Peygamberimiz (sav) gördüğü bu manzara karşısında kalbi rikkate geldi ve gözyaşlarını tutamadı.

Peygamberimiz (sav) atının üzerinde yavaş adımlarla şehre giriyordu ki bir kadın geldi peygamberimizin (sav) atının önüne geçti ve dizginlerini tuttu. Bu şehit Sa’d b. Muaz’ın annesi Kebşe binti Ubedy’di. Peygamberimizin (sav) mübarek yüzüne baktı ve “Annem babam sana feda olsun ey Allah'ın Resulü! Sen sağsın ya, sizi sağ salim gördük ya ne kadar büyük felakete uğrasak yine önemsizdir. Biz üzgün değiliz, siz de bizim için üzülmeyiniz” dedi. Bunun gibi orduyu karşılayanlar kendi aile ve çocuklarını değil, peygamberimizi soruyorlardı.

Bununla beraber peygamberimiz (sav) şehitlerin ailelerinin bir araya toplanmasını istedi ve onlara taziye verdi ve şöyle dedi: “Başınız sağ olsun ve Allah sizlere hayırlı uzun ömürler versin. Sizlere müjdeler olsun ki, Uhud’da düşmanla savaşırken ölenlerin hepsi şehit olmuşlardır. Onlar şu anda hepsi cennette toplanmışlar ve arkadaş, kardeş olmuşlardır. İnşallah ahrette her biri ev halkına şefaatçi olacaklardır” dedi.

Sonra ellerini açtı ve şehit aileleri için Allah’a dua etti: “Allahım! Onların kalplerinde bulunan hüzünlerini sevince çevir. Geride kalanlarını da geride kalmışların en hayırlısı kıl!” Sonra sahabelerine döndü ve şöyle buyurdu: “Cenab-ı Hak Ashabımı bütün insanların en seçkini ve en değerlisi kılmıştır.”  “Ashabım üzülmeyiniz! Allah bize fethi nasip edene kadar müşrikler bizi bir daha böyle bir musibete uğratamayacaklardır”  dedi. Gerçekten de bundan sonra böyle bir musibet mü’minlerin başına gelmedi.

Peygamberimiz (sav) hane-i saadetlerine girdiler. Ancak dışarıdan babasını şehit vermiş bir küçük çocuk koşarak ve ağlayarak peygamberimizin (sav) evine girdi. Peygamberimiz (sav) onu kucağına aldı ve elini başına koydu. “Senin adın nedir? Niçin ağlıyorsun?” diye sordu. “Adım Büceyr, babam gelmedi. Babamı istiyorum!” dedi. Peygamberimiz (sav) “Ağlama baban şehit oldu cennete gitti. İnşallah orada seni yine kucağına alacak ve sevecektir. Ayrılık geçicidir. Hem ona kavuşana kadar beni baban ve Aişeyi de annen olarak kabul etmez misin?” buyurdular. Büceyrin gözleri güldü ve “Elbet kabul ederim” dedi. Peygamberimiz (sav) “O zaman senin adın Büceyr değil, ‘Beşir’ olsun” buyurdular.

Beşir (ra) daha sonra şöyle diyecektir: “Başıma resulullah’ın elinin değdiği yerdeki saçlarım hiç beyazlanmadı ve elinin bereketine sihay kaldı. Dilimde pelteklik vardı; ama Resulullah ile o konuşmamdan sonra hiçbir pelteklik kalmadı.”

**

Uhud Mağlubiyetinin Hikmetleri:
Uhud muharebesinde Müslümanların mağlubiyetlerinin Allah'ın peygamberine itaat bakımından, askerî, sosyal, siyasal, itikadi yönden ve islamın geleceği açısından pek çok hikmetleri ve maslahatları vardır:

Peygambere itaat yönüyle bakıldığı zaman okçuların peygamberimizin talimatına uymamaları bu mağlubiyetin en önemli sebebidir. Peygamberimiz (sav) Ayneyn Tepesine yerleştirdiği okçulara kendilerine haber gelmeden yerlerinden ayrılmamaları sıkı sıkıya tembihlediği halde ayrılmaları bu mağlubiyetin birinci sebebidir. Bunun askerî yönden komutana mutlak itaatin önemini bizlere anlatması bakımından da anlamlıdır.

Âdetullah ve Sünnetullah tabir edilen fıtrat kanunlarına uygun davranmak, muzaffer olmak için gerekli olduğunu, peygamberimizin de (sav) bunlara uymak ve uygulamak konusunda örnek olduğunu, adetullaha uyulmadığı zaman peygamber de olsa başarısız olunacağı hikmeten gösterilmiştir.

Yüce Allah hikmeti gereği insanları imtihan ederek kabiliyetlerinin gelişimini sağlamakla beraber imanda samimi olup olmadıklarını da bu gibi mihnet ve sıkıntılarla ortaya çıkarmaktadır. Bu gibi durumlarda münafıklar kendilerini ortaya koymakta ve samimi mi’minler de onları tanıma fırsatını yakalamaktadır.

İman hakikatleri ve İslam prensiplerinin kalplere ve gönüllerde yer tutması, akıllarda yerleşmesi ve kabul görmesi ilim ve hikmet olduğu için uzun zamana ve benimsenerek hayata geçirilmesine bağlıdır. Bu da insanın onur ve şerefini kırmamayı ve şahsiyetine değer vererek benimsenmesini sağlamayı gerektirir. Bu nedenle Uhud Savaşında mağlup olan sahabeler gelecekte iman ederek sahabe olacak ve islama büyük hizmetler yapacak olanlara mağlup olmuşlar demektir. Uhudda müşrikler Bedir’de olduğu gibi büyük bir hezimet yaşamış olsaydılar izzet-i nefisleri çok kırılacak ve imana ve Kur’ana karşı kalplerinde sevgi besleyerek değil, mecbur kalarak islama girecekler bu da imanın kalplerine ve gönüllerine tam olarak yerleşmesine engel olacaktı. Bu durumda da Amr b. Âs ve Hâlit b. Velid gibi dahi kumandanların gelecekte yapacakları hizmetler yapılamayacaktı. “Demek mazideki sahabeler müstakbeldeki sahabeler karşı mağlub olmuşlardır. Ta ki o müstakbel sahabeler kılıç korkusu ile değil, belki Barika-i hakikat aşkı ve şevkiyle islamiyete girsinler ve şehamet-i fıtrıyeleri çok zillet çekmesin.”


 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ