|
Perşembe, 04 Mart 2010 |
|
Sayfa 4 Toplam: 4
**
Hamrâu’l-Esed Seferi:
Medine’ye dönen peygamberimizin (sav) gönlü hiç rahat değildi. Kureyş’in dönerek Medine’ye saldırma ihtimali göz ardı edilemezdi. Uhud mağlubiyetinin Müslümanlar aleyhindeki havası her yerde kendisini hissettiriyordu. Yahudiler ve münafıklar İslam aleyhine bir bahane bulmuş işlettikçe işletiyorlardı. Samimi mü’minler de ister istemez bundan etkileniyordu. Bu menfi havanın bir an önce bertafar edilmesi gerekiyordu.
Peygamberimiz (sav) Cumartesi Medine’ye dönmüştü, Pazar günü sabah namazından sonra Bilal’i (ra) çağırdı. “Medine sokaklarında dolaş ve dün Uhutta bizimle savaşanların müşrikleri takip etmek üzere toparlanmalarını haber ver” buyurdu.
Bilal-i Habeşi hemen Uhud’a katılan sahabeleri dolaşarak peygamberimizin emrini duyurdu. Sahabelerin çoğu Uhud’dan yaralı dönmüşlerdi. Kiminin kolu, kiminin bacağı, kimin de başı sarılıydı. Bununla beraber İlây-ı Kelimetullah için tereddütsüz hemen davete icabet ettiler.
Abdul-eşheloğullarından Abdullah ile Rafi’ b. Sehl çok ağır yaralıydılar. Peygamberimizin (sav) davetine icabet edecek durumda değillerdi ve üstelik bir binekleri dahi yoktu. Sonunda bir hayvan kiralayarak yola çıktılar ve peygamberimizin davetine icabet ettiler.
Peygamberimiz (sav) de yaralıydı. Başından yaralanmış, azı dişi kırılmış, dudağı ve omzu yaralanmıştı. Bununla beraber sefere çıkarak düşmanın gözünü korkutmak gerekiyordu. “Harekete geçmek mü’minlerden müşriklerin gönlüne korku salmak ise Allah’tandı.” Peygamberimiz (sav) de üzerine düşeni yaparak mü’minlere örnek oluyordu. Mescide giderek iki rekat namaz kıldı. Sonra zırhlı gömleğini giydi. Sancağı Hz. Ali’ye (ra) verdi ve yerine Abdullah b. Ümm-i Mektumu vekil bırakarak Medine’den ayrıldı.
Peygamberimiz (sav) önden üç kişilik bir keşif kolu gönderdi. Biri yorulup yolda kaldı, ikisini de müşrikler pusuya düşürerek şehit ettiler.
Peygamberimiz (sav) “Hamrau’l-Esed” mevkiine vardı ve karargâhını kurdu. Şehit edilen iki sahabeyi burada defnettiler. Gece ateş yakmaları için odun toplattı. Her sahabesine ateş yakmasını emretti. Beş yüze yakın ateş yakıldı. Bunu gören müşriklerin kalbine korku ve dehşet saçıldı.
Bu arada gözcüler müşriklerden birini yakaladılar. Bu kişi de peygamberimize şiirleriyle eziyet ve hakaret eden Bedir’de esir edilen ve Müslümanlarla eziyet etmek etmemek şartıyla fidyesiz salıverilen şair Ebû Azze idi. Sözünde durmamış Uhud’a gelerek Müslümanların aleyhine müşrikleri tahrik edip durmuştu. Ebu Azze yine peygamberimize (sav) serbest bırakılması için dilekte bulundu. Ancak peygamberimiz (sav) keskin ve sert bir cevap verdi: “Mü’min bir delikten iki kere ısırılmaz. Vallahi bundan sonra seni serbest bırakarak Mekke’de ‘Muhammedi iki defa aldattım’ onunla gönül eğlendirelim’ dedirtmem” buyurdu. Emretti boynu vuruldu.
Bu arada Tihame bölgesinde oturan Huzaalılardan Ma’bed b. Ebî Mabed peygamberimizin (sav) yanına geldi. Huzaalılar mü’minler de müşrikler de peygamberimize (sav) bağlıydılar. Peygamberimizde bir şey gizlemezlerdi. Mabed henüz Müslüman olmamıştı. Peygamberimize (sav) “Ya Muhammed! Uhud musibeti bizim de gücümüze gitti ve gerçekten üzüldük. Allah size sıhhat ve afiyet versin” dedi ve peygamberimizi teselli etti.
Mabed sonra peygamberimizin (sav) yanından ayrıldı. Ravhâ denilen yerde müşriklerin toplantı halinde olduğunu gördü ve yanlarına vardı. Onlar toplanmış şöyle diyorlardı: “Muhammed’in adamlarından en şereflilerini ve kahramanlarını öldürdük. Ancak onları tamamen ortadan kaldırmadık. Bu durumda Mekke’ye gidersek Mekke ehli yine bizim Muhammed’e galip geldiğimizi kabul etmez. Onun için Medine’ye de hücum ederek bu işi tamamlamalıyız” diyorlardı.
Ebu Süfyan Mabed’e dönerek “Sen Medine tarafından geliyorsun. Gördüklerini bize haber ver. Geldiğin yerlerde ne var” diye sordu. Mabed de “Muhammed ve sahabeleri şimdiye kadar görülmedik sayıda askerle takibinize çıktılar. Vallahi siz buradan ayrılmadan gelip ensenize binerler” dedi. Ebu Süfyan “Sen neler söylüyorsun? Biz de toplanmış Yesrib’e hücum ederek bu işi tamamlamayı konuşuyorduk” dedi.
Mabed onun hiddetine aldırmadan “Siz bilirsiniz ama, ben size böyle tehlikeli bir işe girerek kendinizi ve Kureyşi perişan etmemenizi tavsiye ederim. Vallahi o kalabalığı görünce Bethâ Vadisi sakinleriyle beraber sallandığını zannettim. Bu sözüm boş laf değil. Hatta yazık oldu Ebu Süfyana diye iç geçirdim” dedi.
Bu haber üzerine Ebu Süfyan ve arkadaşlarının kalbine korku düştü. Medine’ye doğru yürüme kararından vazgeçerek çadırlarını toplayarak Mekke’nin yolunu tuttular. Peygamberimiz (sav) üç gün ve üç gece “Hamrau’l-Esed” mevkiinde kaldıktan sonra düşmandan herhangi bir hareket göremedi. Mabed de gelerek durumu peygamberimize haber verdi. Kureyş ordusunun Mekke’ye döndüğünden emin olduktan sonra Medine’ye döndü.
Yüce Allah bu hususu Kur’ân-ı Kerimde şöyle ifade eder: “Savaşta Allah için mücadele ederek yaralandıkları halde yine Allah'ın ve Resulünün dâvetine uyanların mükâfatını Allah elbette zâyi etmez. Onlardan iyilikte ve hayırda yarışan ve vazifelerini hakkıyla yapan ve kötülükten sakınanlar için büyük mükâfat vardır. Onlar öyle kimselerdir ki, insanlar onlara ‘Düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı, onlardan korkun’ dedikleri zaman onların imanları artar ve ‘Allah bize yeter; O ne güzel vekildir’ derler.”
**
Münafıkların Uhud Mağlubiyetini Yorumlamaları:
Uhud Savaşında Müslümanların mağlup olmaları başta Abdullah b. Ubey olmak üzere münafıkları sevindirmiş ve kendilerinin haklı çıktıklarını savunmaya, şehit düşen sahabeler hakkında “onlar bizi dinleyerek savaşa gitmeselerdi ve Medine’de müdafaa vaziyetinde kalsalardı ölmezlerdi” demeye başladılar. Ayrıca, “artık bu iş buraya kadar. Şayet Muhammed Allah'ın Resulü olsaydı mağlup olmazdı” diyerek imanı zayıf olan yeni Müslümanların kalplerine şüphe vermeye başladılar.
Bir kısım mü’minler de bütün suçu okçulara yükleyerek “Sizler şayet Resulullahı dinleseydiniz biz bu mağlubiyeti yaşamayacak ve ölümü tatmayacaktık” diye onları rencide ediyorlardı.
Yüce Allah onların bu durumlarını peygamberine haber verdi. Nazil olan Âl-i İmran Suresindeki konu ile ilgili ayetlerde yüce Allah şöyle buyurdu: “Bir kısım insanlar Allah hakkında cahiliye zannı gibi zanda bulunarak ‘bizim görüşümüze göre hareket edilseydi burada öldürülmezdi’ diyorlar. Sen onlara de ki: ‘Evlerinizde olsaydınız da ölüm size takdir edilmişse siz bir ihtiyaç için gider orda öldürülürdünüz.’ Allah onların kalplerinden geçeni de bilir. Allah içinizde gizlediğiniz nifakı ortaya çıkarmak için bunu böyle takdir etti.
Uhud gününde iki ordu çarpışırken içinizde arkasını korkarak arkalarını dönenleri şeytan yaptıkları sebebiyle ayaklarınızı kaydırdı. Yine de Allah Gafur ve Halîm olduğu için yaptıklarınızdan dolayı sizleri affetti.
Ey İman edenler! Sefere ve savaşa çıkanlar hakkında ‘onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmez ve öldürülmezdi’ diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah kalplerinize bu hasret yarasını böyle düşünenlere ceza olarak verdi. Hayatı veren de ölümü takdir eden de Allah’tır. Allah bütün yaptıklarınızı bilir.
Sizler ister istemez öleceksiniz. Şayet Allah yolunda ölür ve öldürülürseniz Allah rahmetiyle size dünyada toplayacaklarınızdan daha hayırlısını verir. Sonuçta yatağınızda ölseniz de öldürülseniz de hesap vermek için Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
Ey Resulum! Sen de Allah'ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak davrandın. Şayet kaba ve katı davranmış olsaydın onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Yine de onları affet ve onlar hakkında Allah’tan af ve mağfiret dile. İş konusunda yine onlarla istişare et. Sakın onları suçlayarak meşvereti terk etme. Bir de karar alıp azmettin mi artık Allah’a tevekkül ederek alınan karara göre işini yapmaya azmet. Şüphesiz Allah kendisine tevekkül eden dayana ve güvenenleri sever.
Şunu da bilin ki Allah size yardım edecek olursa sizi yenecek kimse yoktur. Şayet tedbirsizliğiniz ve yanlışlarınızdan dolayı sizi yardımsız bırakırsa size kim yardım eder ve kimler sizi galip getirebilir? Mü’minler üzerlerine düşeni yaptıktan sonra sadece Allah’a güvenerek hareket etsinler.”
Sonra şehitler hakkında şu ayetler nazil oldu:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölülerden sanmayınız. Bilakis onlar Allah katında diridirler. Rableri katında Allah'ın kendilerine ihsan ettiği rızıklarıyla ve kendilerine verilen nimetlerle merzukturlar ferah ve sevinçle istifade ederler. Arkalarından şehit olup kendilerine yetişmeyenlere de Allah katında büyük nimetlerin olduğunu müjdelerler.
Onlar öyle kimselerdir ki yaralandıkları halde Allah'ın ve peygamberin davetine icabet ederek “size karşı ordu toplamışlar üzerlerinize geliyorlar, onlardan kokun ve çekinin” diyenlere karşı imanlarından aldıkları güçle “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyerek ölümü gülerek karşılarlar.” Etiketler: Uhud Uhud Savaşı Bütün Yönleriyle Uhud Hamraul-Esed Hz. Hamza Hz. Ali İstişare Meşveret Kuzman Ebu Dücane Halid b. Velid
|