Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Bütün Yönleriyle Uhud
Advertisement
Bütün Yönleriyle Uhud PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 04 Mart 2010
Yazı Index
Bütün Yönleriyle Uhud
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
M. Ali KAYA
UHUT SAVAŞI: (11 Şevval 3 / 27 Mart 625)

Kureyş müşrikleri Bedir’de uğradıkları hezimetin acısıyla sene boyu kulis yaparak intikam peşinde çalıştılar. Çünkü Araplar nezdinde büyük itibar kaybına uğramışlar ve izzet-i nefisleri kırılmıştı. Ticaret yolları büyük tehlike altındaydı. İktisaden de oldukça kayba uğruyorlardı. Bütün bu sebepler Kureyşin büyük bir savaş hazırlığı yapması için yeterli sebeplerinin olduğunu göstermektedir. Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ubey b. Halef ölmüşlerdi ama onların yerine Cübeyr b. Mut’im, Safvan b. Ümeyye ve Ebu Süfyan geçmiş ve intikam ateşini yakmışlardı. Bedirde Müslümanlardan kıl payı kaçırdıkları malları satarak yaklaşık 100 bin altın elde eden müşrikler bunun 50 bin altınını sermaye sahiplerine vermiş, geri kanlan 50 bin altınla da süratle savaş hazırlığına başlamışlar, savaş atları ve silahlar almışlar, savaşçı olarak topladıkları gençlerin ve askerlerin eğitimine harcıyorlardı.


Savaş hazırlıklarının bir başka yönü de Kureyş’in müttefiki olan kabilelerden asker ve ekonomik destek istemeye başladılar. Beni Mustalık, Benî Hevn b. Huzeyme de yaptıkları anlaşma gereği asker desteği vermeyi vaat emişlerdi. Bununla yetinmeyen Kureyş şairlerini ve hatiplerini ceplerine oldukça yüklü paralar koyarak çevre kabilelere gönderiyor ve yaptıkları propagandalarla halkı peygamberimiz (sav) ve Müslümanlar aleyhine kışkırtıyor ve heyecanı diri tutmaya çalışıyorlardı.

Yapılan bütün bu çalışmalar ve propagandalar sonucu müşrik ordusu 3000’e yakın gönüllü asker toplamış oldu. Bunların 700’ü zırhlı, 200’ü atlı, geriye kalanları ise binden fazla develerle gelmişlerdi. Bu askerin moralini ve heyecanını canlı tutmak için de orduya cariyeler, şairler ve hatipler de alınmıştı. Ordu komutanı Ebu Süfyan b. Sahr b. Harb idi. Kadınları örgütleyerek ordunun moralini yüksek tutma görevini de Ebu Süfyan’ın karısı Hind üstlenmişti. Gönlü kinle dolu bu kadın Hz. Hamza’yı öldürüp ciğerini yemeye de yemin etmiş ve bunun için de Vahşî adındaki köleyi mızrak atma eğitimi verdirerek sene boyunca eğitmişti.

Kureyş ordusunun üç sancağı vardı. Birini Süfyan b. Uveyf, ikincisini Talha b. Ebî Talha, üçüncüsünü ise Ahabiş’ten biri taşıyordu. Ahabiş, Benî Mustalık ile Benî Hevn kabilelerinin oluşturduğu büyük askerî birliklerdi. Yirmi gün sürecek olan Uhut Savaşı yolculuğuna çıkmışlardı.

Hz. Abbas (ra) Mekke’den gizli bir haberci ile bir mektup göndererek Kureyşin hazırlıklarını peygamberimize (sav) haber verdi. Bedir savaşından sonra Müslüman olan Hz. Abbas (ra) bir ara Medine’ye gelmek istemişti de peygamberimiz (sav) “Hayır, sen orada, bulunduğun yerde daha güzel cihat etmektesin. Senin Mekke’de bulunman daha hayırlıdır”  buyurarak yapacağı hizmeti ona göstermişti. O da bunun gereğini yapıyordu.

Peygamberimiz (sav) önce mektubun muhteviyatını gizli tutarak hazırlıklara başladı. Ancak haber daha sonra bütün Medine’ye farklı kanallardan gelerek yayıldı. Peygamberimiz (sav) daha önce Kureyş ordusunun durumunu tahkik etmek için bir iki sahabesini göndermiş, onlar da gelerek durumu peygamberimize (sav) rapor etmişlerdi.

Peygamberimizin (sav) Sahabelerle İstişaresi:
Medine’de çeşitli kabileler vardı ve bunlar çoğu taştan yapılmış iki katlı evlerde oturuyorlardı. Her kabilenin kendisini koruyacak ve tehlikeli durumlarda sığınak olarak kullandıkları “Utum” ve “Ucum” denilen sağlam burç ve hisarları, her hisarda da kendilerine su ihtiyacını karşılayacak kuyuları bulunuyordu. Sadece Benu Zeyd kabilesinin 14 hisarının olduğunu söylersek ne kadar hisar olduğu konusunda bir fikir edinilebilir.  (Muhammad Hamidullah, Hz. Peygamberin Savaşları, Yağmur Yayınları, İstanbul 1991: 82-84)

Peygamberimiz (sav) Ensar ve Muhacirlerin ileri gelenlerini, müttefiklerini ve Abdullah b. Übey b. Selül dâhil olmak üzere tüm seçkin insanları davet etti, “Mescid-i Nebevî”de bir araya topladı, kendileriyle istişare etti ve geniş bir şekilde müzakerelerde bulundu. Önce kendi düşüncesini dile getiren peygamberimiz (sav) Kureyşi Medine’de karşılama ve “Medine Müdafaası” şeklinde bir mücadeleyi düşündüğünü ifade etti. Sahabelerin bir kısmı da peygamberimizin (sav) bu düşüncesine iştirak ettiler. Abdullah b. Ubey de peygamberimizin (sav) görüşünün isabetli olduğunu söyleyerek kendisinin de aynı görüşte olduğunu dile getirdi.

Ancak Bedir Gazasında bulunmayan genç sahabiler ile savaşma konusunda kararlı olan cesur sahabeler Kureyş’i Medine dışında karşılayarak meydan muharebesi yapmak ve Kureyş’ten korkmadıklarını göstermek, ayrıca ölürlerse şehitlik mertebesine ulaşmak istediklerini dile getirdiler. “Ya Resulallah! Cahiliye döneminde dahi onların Medine’ye yürüme cesaretleri yoktu ve bu imkân onlara verilmemişti. Biz Müslüman olmuşken ve Allah bize yardım ederken nasıl onların Medine’ye gelmelerine göz yumarız? Biz bu günü bekliyorduk. Bizi dışarı çıkarın, onlarla göğüs göğse savaşalım. Şayet biz onları dışarıda karşılamazsak onlar bunu bizim korkaklığımıza verirler ve şımarırlar”  diyorlardı.

Hz. Hamza, Sa’d b. Ubade ve Ubade b. Numan b. Mâlik gibi hatırlı ve kahraman savaşçı sahabeler de “Ya Resulallah! Sana kitabı inzal eden Allah’a yemin ederiz ki, bu kılıcımla Medine dışında müşrikleri karşılayarak savaşmadıkça yemek yemeyeceğiz” dediler. Hz. Hayseme (ra) da “Ya Resulallah! Kureyş çöl Araplarından ve Ahbeşîlerden asker toplayarak develerine ve atlarına binip bizim meydanımıza kadar gelmişler. Bizim kalelerimizi ve evlerimizi kuşatacaklar, sonra dönüp gidecek ve aleyhimize birçok söz söyleyeceklerdir. Bu da Araplar nezdinde onlara cesaret verecek ve itibarlarını artıracaktır. Sonra diğer Araplar bize göz dikeceklerdir. Ne onları Medine’ye yaklaştırırız, ne de bize söz söylemelerine fırsat veririz. Kahramanca savaşır geldiklerine pişman ederiz. Ya muzaffer oluruz veya şehit oluruz. İkisi de bizim için hayırlıdır”  dedi.

Savaş Kararının Alınması:
Uzun süren müzakereler sonucu çoğunluğun kararlı tutumunun “meydan savaşı” olduğunu gördü. Şehirden çıkarak meydan savaşı yapma kararını verdi. Böylece kendi arzusunu ve fikrini terk ederek sahabelerinin, çoğunluğun fikrinde karar kıldı. Sonra sahabelerine şöyle hitap etti:

“Ashabım! Şeyet sizler sabır ve sebat gösterir, azimle ve kararlılıkla hareket ederseniz Cenab-ı Hak sizlere yardım eder. Bize düşen azim ve kararlılık göstermektir. Vazifemizi yapalım vazife-i ilâhiyeye karışmayalım. Tedbir almak ve savaşmak bizden, başarı ve zafer Allah’tandır ”  buyurdu.

Günlerden Cuma olduğu için istişareden sonra peygamberimiz (sav) Cuma namazını kıldırdı ve Cuma Hutbesini okudu. Hutbede sahabelerine şöyle hitap etti:

“Ashabım! Savaştan geri durmak ve üşengeçlik göstermek acizliktir. Allah bir akrebi öldürmek gibi basit bir işte dahi cesareti sever, korkaklığı sevmez. Tedbiri elden bırakmadan cesur olun. Allah'ın yardımı cesaret, sabır ve sebat edenlerle beraberdir. "

**
Namazdan sonra peygamberimiz (sav) ordunun hazırlanmasını ve Medine dışına çıkarak harp nizamına girmesini emreder. Yanına Hz. Ebubekir ve Hz Ömer’i (ra) alır ve ikindiye kadar kendisi de savaş hazırlığı için odasına çekilir. Zırhını ve kılıcını hazırlayıp getirmelerini ister.

Bu arada münafıklar sahabelerin kafalarını karıştırmak, morallerini bozmak ve savaş kararını sabote etmek için “peygamber Medine’den çıkmak istemediği halde siz nasıl onun fikrine muhalif olarak görüş beyan eder de savaş kararı aldırırsınız. Allah'ın sizi peygambere muhalefetten cezalandıracağından korkmaz mısınız?” gibi akla ve zahiren dine uygun fikirleri yaymaya ve bu düşüncelerini de “Allah’a ve Resulüne itaat edin” ayetleriyle desteklemeye başladılar. Bu da sahabelerden bir kısmının kafasını karıştırdı. Peygamberimizin (sav) evinden çıkmasını beklediler.

Peygamberimiz (sav) zırhını giymiş ve kılıcını kuşanmış olarak evinden çıktı. Hemen yanına gelen Sa’d b. Muaz (ra) ve Üseyyid b. Hudayr (ra) “Ya Resulallah! Sizler Medine’den çıkmak istemediğiniz halde biz size muhalefet ederek farklı görüş beyan ettik. Senin hoşlanmadığın bir şeyi istemeyiz. Şayet Medine’de kalmak istiyorsan kalalım. Biz sana muhalefet etmekten Allah’a sığınırız” dediler.

Peygamberimiz (sav) onların kafalarının karıştığı anladı ve kararlılığını gösteren şu sözleri söyledi: “Bir peygambere düşmanla çarpışmak için zırhını giydikten, düşmanla savaşmadan, Allah onunla düşmanı arasında hükmünü vermeden çıkarmak yakışmaz. Sizler süratle emrettiğim şeyleri yapmaya bakınız. Allah'ın ismini zikrederek savaşa gidiniz. Sabır ve sebat gösterdiğiniz ölçüde Allah size zaferi nasip edecektir”  buyurdular.

Peygamberimiz sahabelerine devamlı olarak “azim, sabır ve sebat” tavsiye ediyordu ve bütün sözlerinde “azim, sabır ve sebat tavsiyesi”nin hikmeti daha sonra anlaşılacaktır.        

Uhud’da Karşılaşma:
Uhud, Medine’ye 5 km yakınında bir dağın eteğiydi. Mekke’den süratle gelen Kureyş ordusu Şevval ayı başlarında Çarşamba günü Uhud’a gerek Ayneyn Tepesi yakınlarında karargâhını kurdu. Müslümanlar da Uhud’a gitmek üzere yola çıkmıştı. İslam ordusu yaklaşık 1000 askerden meydana geliyordu. Bunların ancak 100 tanesi atlı ve zırhlıydı.  Bu durumda ancak Kureyş ordusunun üçte biri kadardı.

Bu arada münafıkların reisi konumunda bulunan Abdullah b. Ubey b. Selül gelerek “Medine müdafaasız bırakılmamalı. Düşman arka taraftan gelerek Medine’yi yağmalayabilir. Bu nedenle biz Medine’yi müdafaa için burada kalmak istiyoruz. Zaten bizim görüşümüz Medine’de müdafaa savaşı yapmaktı. Muhammed çoluk çocuğun sözüne uyarak savaşa çıktı ve Medine’yi müdafaasız bıraktı” dedi. Peygamberimiz (sav) onun bu fikrine ses çıkarmadı ve “Onların yardımına ihtiyacımız yoktur. Müsaade edin Medine’de kalsınlar” buyurdu. Abdullah b. Ubey 300 adamını geri çekti. Böylece İslam ordusu 700’e inmiş oldu.

Münafıklar ordudan ayrılmakla kalmayarak mü’minlerin kalplerine korku ve endişe vermek için ellerinden geleni de yapıyorlardır. Yüce Allah onların bu durumunu şöyle ahber vermektedir: “Hani o vakit sabah erkenden mü’minleri savaşa teşvik etmek için elinden geleni yapıyordun. İçinizde iki grup da mü’minlerin kalplerine şüphe ve endişe vermek için çalışıyorlardı. Allah sizin konuştuklarınızı işitiyor ve yaptıklarınızı görüyordu. Sizin yardımcınız Allah olduğunu bildiğiniz halde bir an onların propagandasıyla bir an gaflet ederek dağılmaya yüz tutmuştunuz. Hâlbuki mü’minler ancak Allah’a güvenip ona tevekkül etmelidirler.” 

Bir başka ayette münafıkların durumu şöyle anlatılmaktadır: “İki ordunun karşılaşması Allah'ın izni ile bir imtihandı ve Allah bununla gerçek mü’minleri münafıklardan ayırt etmek içindi. Onlara ‘gelin Allah yolunda savaşın’ denildiği zaman ‘biz savaşmayı bilsek arkanızdan gelirdik’ dediler. Onlar o gün küfre imandan daha yakındılar. Onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleri ile söylerler. Allah ise onların gizlediklerini de bilir. Onlar savaşa giden ve şehit olanlar için de ‘bizim gibi savaşa gitmeselerdi ölmezlerdi’ derdiler. Ey Habibim sen onlara de ki: doğru söylüyorsanız haydi ölümü kendinizden kaldırın.” 

Orduda üç sancak bulunuyordu. Musab b. Umeyr (ra) Muhacirlerin, Üseyyid b. Hudayr (ra) Evslilerin ve Hubab b. Münzir (ra) da Hazreclilerin sancağını taşıyordu. Peygamberimiz Medine’de Abdullah b. Ümm-i Mektum’u vekil olarak bırakıp (sav) atına binmişti. Sağ tarafında Sa’d b. Muaz (ra) sol tarafında ise Sa’d b. Ubade (ra) zırhlı olarak peygamberimizi korumak amacıyla iki yanında yerlerini almışlardı.

Bu şekilde önde peygamberimiz (sav) olmak üzere İslam ordusu üç tabur halinde Uhud’a gelerek Seniyye tepesinin yanına sırtlarını Uhut dağına vererek karargâhlarını kurdular. Peygamberimiz (sav) ordunun gerisinde bir grup okçu gördü. Bunların kimler olduğunu sordu. Abdullah b. Übey’in Yahudi müttefiklerinde bir grup olduğunu ve yardıma geldiklerini söylediler. Peygamberimiz (sav) “Onlar iman etmişler mi?” diye sordu. “Hayır! Yâ Resulallah!” dediler. Peygamberimiz (sav) “Gidin onlara söyleyin, geri dönsünler. Onların yardımına ihtiyacımız yoktur”  buyurdular.


 
< Önceki   Sonraki >