|
M. Ali KAYA
Pegamberimiz (sav) buyurdular: “Şüphesiz helal bellidir, haram bellidir. Her ikisinin arasında şüpheli olanlar vardır ki insanların çoğu bunu bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa dinini ve şerefini olur. Kim de şüpheli şeylere değer vermezse harama düşer. Tıpkı yasak bölgenin etrafında koyunlarını otlatan çobanın koyunlarının yasak bölgeye girmesi gibi. Allah’ın yasak bölgesi de haramlarıdır. Şunu da bilin ki insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün vücut düzelir; o bozuk olursa bütün beden bozulur; azalar ona tabidir. O et parçası kalbdir.” (Buhari, İman, 39)
Hadisin Açıklaması:
Dini korumanın en emin yolu şüpheli hususlardan uzak durmaktır. Bu bakımdan peygamberimiz (sav) “Şüpheli planı terk et” “kendisini ilgilendirmeyen lüzumsuz şeyleri terk etmek Müslümanlığın güzelliklerindendir” buyurmuşlardır.
İbn-i Hacer “Helal ve haram açık delilleri itibariyle bellidir” (Fethu’l-Bârî, 1:37) demektedir. Peygamberimiz (sav) haram ve helal olan hususları açıkça ümmetine beyan etmeden vefat etmemiştir. Bu hususta şöyle buyurur: “Andolsun, sizin için gecesi gündüzünü andıran apaydınlık bir yol üzerinde bıraktım. Kendisini helâke teslim edenden başkası sapmaz” (Fethu’l-Bârî, 1:135) buyurmuşlardır.
Ancak imtihan gereği, yüce Allah ilim adamlarına gayretleri ve çalışmalarından dolayı imtiyaz olarak avamın çoğuna gizli kalan bir takım hususları öğretmektedir. Bu sebeple ilimde rüsuh ve ihtisas sahibi olan ilim adamları şüpheli olan hususları halka açıklamışlardır. Bu bakımdan Hz. Ali (ra) “haramı helali bilen âlim değildir; âlim, ehven-i şeri ve şüpheli olan hususları bilendir” demiştir.
İlimde rüsuh peyda eden ve derinleşen ilim adamları ve fakihler şüpheli hususları helal veya haram olduğunu delilleri ile beraber açıklayarak ümmeti irşat ederler. Hadis-i şerifte izah edilen şüpheli şeyden maksat, avamın helal ve haramlığı konusunda şüphe içinde olduğu, âlimler tarafında nas ve kıyas yolu ile hükmü belirlenen hususlardır. (El-Elbânî, Sahihu’t-Terğib, 58) İslam bilginleri “maldaki haram ciheti helâlden daha fazla ise ondan uzak durmak gerekir; şayet helal ciheti daha fazla ise onu kullanmak caizdir” demişlerdir.
Genellikle “Mekruh” hükmü verilen hususlar şüpheliler kapsamına giren şeylerdir. İslam bilginleri bu bakımdan Mekruhu “helale yakın mekruh” ve “harama yakın mekruh” diye ikiye ayırmışlardır.
Buhari “Büyu’/Alışveriş” bölümünde peygamberimizin (sav) “Her kim günah olduğu şüpheli olan şeyleri terk ederse, açıkça günah olduğu bilinen şeyleri daha çok terk eder. Her kim de günah olduğu şüpheli olan şeylere cüretkâr olursa haram olduğu açık olan şeylere düşme ihtimali daha çoktur” (Buhari, Büyû, 1) hadisini nakleder.
Sahabeler harama düşme korkusu ile pek çok helalden sakınırlardı. Bu sebeple İslam bilginleri “helal olan bir şeyin yapılması mutlak olarak bir mekruha veya harama götürmesinden korkuluyor ise ondan kaçmak gerekir” demişlerdir. Allah korkusu ve takva haramdan kaçmayı gerektirir. Haramdan kaçan kimse de şüpheli hususlardan uzak duran kimsedir. İşte peygamberimiz (sav) “Kim şüpheli şeylerden sakınırsa o hem dinini, hem de şerefini korumuş olur” buyurmuşlardır.
Kişinin haramdan kaçması kalbin ve niyetin durumuna bağlıdır. Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Şunu bilin ki, vücutta bir et parçası vardır. O düzelirse vücudun tümü düzelir. O bozulursa vücudun tümü bozulur. Şunu bilin ki, o kalbdir” buyurdular. Kalbe kalb denmesinin sebebi değişken olmasıdır. Kalb devamlı değişime maruz kalır. Bu hem iç, hem de dış etkenlerle meydana gelir.
Kalb ayrıca idrak ve anlayış merkezidir. Nitekim yüce Allah “Yemin olsun ki biz cehennem için cinlerden ve insanlardan pek çok kişi yarattık. Onların kalpleri vardır; ama idrak etmez, anlamazlar” (A’raf, 7:179) buyurur. Yine “Bu Kur’anda kalbi olan ve kulak veren kimseler için öğüt vardır.” (Kaf, 50:37) buyurarak dinleyen ve anlayanların öğüt alabileceği ifade edilmiştir.
İslam bilginleri ve tefsir uleması idrak ve anlayıştan kastedilenin akıl olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Hatta Hâfız ibn-i Hacer “Azaların kendisine tabi olduğu kalbdir” hadisini delil göstererek “Bu hadis aklın kalbde olduğunu ifade eder” (Fethu’l-Bârî, 1:137) demiştir. Şafii ulemasının görüşü budur. Bu durumda İbn-i Hacer’in dediği gibi, “Kalb bedenin emiri mesabesindedir. Emir düzgün olursa yönetimi ve yönetimi altındakiler de düzgün olur. Bozuk olursa maiyetindekiler de bozuk olur.” Çünkü insanlar yöneticilerine tabidirler. İnsanlar meliklerinin yolundadır. Kalbin bozuk olması haramlara meyilli olması demektir.
İnsan bedeninin hastalanması gibi kalpler de zamanla hastalanabilir. Şeytanın vesvese mikrobu veya kâfir ve münafıkların felsefî düşüncelerinden doğan manevi hastalıklar sağlam kalpleri de hastalandırabilir. Bu yüce Allah’ın “Münafıkların kalplerinde hastalık vardır.” (Bakara, 2:10) “Kalplerinde hastalık bulunanlar Allah’ın bunu meydana çıkarmayacağını mı zannettiler” (Muhammed, 47:29) “Onların kalplerinde hastalık mı vardır, yoksa şüpheye mi düştüler?” (Nur, 24:50) ayetleri ile sabittir.
Zamanla kalpler de paslanır. Onu iman dersleri, Allah’ın zikri, Kur’an-ı Kerimi okumak ve ibadetler ile cilalamak, nurlandırmak ve parlatmak, hastalıklara karşı da korumak gerekir. Nitekim yüce Allah “Onların kalpleri paslanmıştır” (Mutaffifîn, 83:14) ayeti ile sabit olup, günahların kalpleri paslandırdığı istiğfar ve tövbenin de bu pasları gidereceği ifade edilmiştir.
Kalplerin hastalığı ise her şeyden önce iman ve inanç konusundaki şüphe ve tereddütlerdir. Bu şüpheler hemen giderilmezse zamanla küfür tohumunu yeşerterek küfre inkılâp eder. Bunun için şeytan kalbe imani konularda vesvese verir. Nefis ise imanlı insanı günahlara sevk eder. İmani konularda iman dersleri alarak kalbi nurlandırmalı ve oraya iman askerleri yerleştirmelidir ki şeytanın vesveselerini def etsin ve kalbi korusun. Kalb de bütün bedene imanla hükmetsin.
Bütün bu hususlar hadis-i şerifin şümulüne dâhildir. Peygamberimiz (sav) bize bu hususları ders vermektedir.
Etiketler: Helaller ve Haramlar Helal Haram Mekruh Kalp Akıl Şüpheli olanlar Ehven-i Şer |