Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Hendek / Ahzap Savaşı
Advertisement
Hendek / Ahzap Savaşı PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 13 Mart 2010
Yazı Index
Hendek / Ahzap Savaşı
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4

Savaşın Şiddetlenmesi:
Muhasaranın devamı sırasında bir ara düşman birlikleri peygamberimizin (asv) çadırını ok yağmuruna tuttular. Peygamberimiz (sav) üzerinde zrıhı ve başında miğferi olduğu halde çadırının önünde duruyordu. Ok atanlar Hâlid b. Velid komutasında büyük bir askeri bölüktü. O gün gecenin geç saatlerine kadar çarpışmalar devam etti. Ne peygamberimiz ve ne de sahabeleri yerlerinden ayrılma fırsatı bulamadılar. 

O gün çarpışma o kadar şiddetli devam ediyordu ki peygamberimiz (sav) o gün öğle, ikindi ve akşam namazını vaktinde kılma fırsatı bulamadı. Kendisine yapılan eza ve sıkıntılardan dolayı kimseye beddua etmeyen peygamberimiz (sav) namazını kazaya bıraktırdıklarından dolayı “Onlar nasıl güneş batıncaya kadar bizi uğraştırarak namazdan alıkoymuşlarsa Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun” diye beddua etti. Sonra öğle, ikindi ve akşam namazlarını sahabeleri ile kaza etti.

Savaşın şiddetli anlarından birisinde Hz. Ali (ra) Gatafan liderlerinden birisi ile çarpışırken onu yere yatırdı, tam kafasını kesecekti ki adam Hz. Ali’ye tükürdü. Bunun üzerine Hz. Ali (ra) adamı bıraktı. Kâfir dedi: “Neden beni bıraktın?” Hz. Ali (ra) “Ben seni Allah için ve dinim için kesecektim. Ama sen tükürdün ve benim nefsimi tahrik ettin. Nefsimin hissesi karışarak ihlâsıma zarara gelir diye seni bıraktım” dedi. Adam dedi: “Ben bana işkence etmeden bir an önce kesmen için tükürmüştüm. Madem dininiz bu derece halistir ve siz de Allah için savaşıyorsunuz, öyle ise bu din haktır” dedi ve Müslüman oldu.

Ertesi günü Gatafanlılardan biri gelerek peygamberimize mülaki oldu. Daha önce Müslüman olan Nuaym b. Mesut adında biri geldi. Bu bedevi sahabenin savaştan ve Gatafanlıların müşriklerle beraber savaşa katıldıklarından haberi yoktu. Çölde hayvanları ile çobanlık yapıyordu. Peygamberimizi görmeye gelmişti. Durumdan haberi olunca peygamberimize şöyle dedi: “Ya Resulallah! Onlar benim Müslüman olduğumdan haberleri yoktur. İzniniz olursa ben onlara gideyim emrettiğin şeyi yapayım” dedi. Peygamberimiz (sav) “Sen yalnız başına ne yapabilirsin? Haydi, git o zaman bizimle savaşan kavimlerin arasına gir ve onların birliğini bozmaya ve ayırmaya çalış. Harp hileden ibarettir”  buyurdular.

Nuaym b. Mesut (ra) hemen gece ayrıldı ve önce Benî Kureyza’nın yanına vardı. Aralarında şöyle konuşmaya başladı. “ Bu Muhammed gerçekten sizlerin başına beladır. Benî Kaynuka ve Beni Nadra yaptıklarını gördünüz. Kureyş ve Gatafanlılar Muhammed ve ashabı ile savaşmaya buraya gelmişler. Siz de ona yardım ediyorsunuz. Onların yurtları, malları ve mülkleri burada değil. İster kazansınlar, isterlerse kaybetsinler yarın çekip gidecekler. Siz yine onunla baş başa kalacaksınız. Hâlbuki sizin onunla savaşacak gücünüz yoktur. Bu nedenle Kureyşlilerden ve Gatafanlılardan bazılarını rehin almadıkça asla Muhammed’e karşı savaşmayın. Rehineler sizin yanınızda bulundukça onlar size sahip çıkarlar” dedi. Beni Kureyzalılar bu akla ve tavsiyeye teşekkür ettiler. Üstelik kendilerini ikaz edip uyandırdıkları için teşekkür ettiler. Nuaym onların yanından ayrılırken de “Sakın bu aklı benim size verdiğimi söylemeyiniz. Yoksa başarılı olamazsınız” dedi. Onlar da gizli tutacaklarına yemin ettiler.

Oradan ayrılan Nuaym b. Mesut (ra) Kureyşin ve Gatafanlıların yanına gitti. “Haberiniz olsun ki Benî Kureyza muhammedle ittifaklarını bozduklarına pişman olmuşlar. Aralarının düzelmesi için sizden rehine isteyeceklermiş ve Muhammedle barışmak için onların boyunlarını vuracaklarmış. Nadiroğulalrının da tekrar yurtlarına dönmelerine izin alacaklarmış. Size böyle bir teklifle gelirlerse sakın onlara rehine vermeyin”  dedi. Sonra Gatafanlıların yanına vardı ve “Ey Gatafanlılar! Sizler benim kabilemsiniz ve bana çok sevgilisiniz. Yahudilerin sizinle olan ittifaklarını bozarak Muhammedle yeniden anlaşmak üzere olduklarını öğrendim. Benî Nadrı Medineye kabul ettirme karşılığında Muhammedle sulh edeceklermiş” dedi. Onlar inanmak istemediler ama Yahudilerin Kureyşten yetmiş rehine istemeye geldiklerini öğrenince inandılar. Tabii onların bu isteklerini reddettiler. Taraflar “Demek Nuaymın dedikleri doğruymuş” diye aralarında güven kaybına uğradılar ve münasebetlerini kestiler. Bu durum Müslümanlar arasında müspet bir etki uyandırırken, müşrikler cphesinde ise büyük bir şaşkınlık doğurdu ve moral bozukluğu meydana getirdi.

Müşriklerin Bozguna Uğramaları:
Müşrik ordusu son defa var gücüyle hücuma geçmişler ve ne pahasına olursa olsun hendeği geçmek için saldırıya geçmişlerdi. Hendek çevresinde çok şiddetli çarpışmalar oluyordu. Karşılıklı ok atışları yapılıyordu. Okları olmayan da taş atıyordu. 

Ensar’ın ileri gelenlerinde Sa’d b. Muaz (ra) kolundan aldığı bir ok darbesi ile ağır yaralanmıştı. Karşılıklı ok atışları ile birbirlerini yıldırmak istiyorlardı. Peygamberimiz (sav) ellerini dergâh-ı ilâhîye açmış şöyle yalvarıyordu: “Ey kitabı inzal eden, hesabı çabuk gören, kavim ve kabileleri bozguna uğratan Allahım! Onlara karşı bize yardım et! Allahım! Biravuç müslümanı helak edersen Sana şirk koşmadan ibadet edecek kalmaz”  diyordu.

Akşam hava kararıp düşman karargâhına çekildikten sonra Hz. Cebrail (as) Allah'ın selamını getirerek peygamberimize (sav) geldi. Düşmanın Allah'ın izni ile gece rüzgâr ve soğukla perişen olacağı müjdesini getirdi. Peygamberimiz (sav) iki dizleri üzerine çöktü ve ellerini açarak Allah’a hamdetti. “Bana ve ashabıma merhametinle görünmeyen askerlerini ve rüzgârı göndererek yardım etmenden dolayı sana hadsiz hamd olsun Allah’ım!” buyurdu.

Gece yarısından sonraydı. Müşrik ordusunun bulunduğu bölgede dondurucu bir soğuk ve müthiş bir rüzgâr esmeye başladı. Müşriklerin gözleri toz ve toprakla doldu. Çadırlar sökülüyor, kaplar uçuşuyor, atlar ve develer birbirlerine karışıyor ve göz gözü görmüyordu. Düşaman cephesinde müthiş bir korku ve panik hâkim olmuştu. Bozgun öncelikle Kureyş cephesinde görüldü. Ebu Süfyan devesine atladığı gibi “Hemen çadırları söküp arkamdan gelin” diyerek Mekke’ye doğru yola çıktı. Arkasından çadırlarını dahi sökmeye fırsat bulmadan atına ve devesine atlayan ordugâhı terk etmeye başladılar. Onlarla beraber diğer kabileler de çadırlarını toplayıp Medine’yi terk ettiler. Takip edilmemek için Amr b. Âs ve Halid b. Velid komutasında 200 kişilik bir süvari birliği sona kaldı. Herkes ayrıldıktan sonra onlar da yurtlarına döndüler. 

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bize bu durumu şöyle anlatmaktadır: “Ey İman Edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimeti hatırlayın o zaman ki size ordular gelmişti de biz onların üzerine görünmeyen ordular ve müthiş bir rüzgâr göndermiştik. Allah sizin ne yaptığınızı çok iyi bilmektedir.” 

Sabah olunca düşman karargâhının göçtüğünü arkada kalanları koruyan 200 kişilik bir süvari birliği dışında kimsenin kalmadığını gören peygamberimiz (sav) Allah’a şükrederek şöyle dedi: “Allah’tan başka ilah yoktur. Ancak o vardır. Allah mü’min ordusunu aziz kıldı, kuluna da yardım etti. Tek başına Arap kabilelerine galebe etti.”

Kur’ân-ı Kerim de onların bu durumunu “Allah o kâfirleri elleri boş bir şekilde, hiçbir hayra ermeden öfkeleriyle beraber defetti. Mü’minlerin de düşmanı kendilerinden defetmek için Allah’ın yardımı yeterli oldu. Allah güçlüdür, izzet ve azamet sahibidir. Kudreti her şeye galiptir.” 

Bir ay kadar süren çetin bir çarpışma ve kuşatma bu şekilde Allah'ın yardımı ile sona ermişti. Düşaman perişan olmuş, münafıklar ve hain yahudileerin iç yüzü ortaya çıkmış oldu. Mü’minlerin imanları güçlenmiş, imanlarından kaynaklanan sabır ve sebatları sonuç vermiş ve imanları daha da artmıştı. Peygamberimiz (sav) “Bundan sonra biz gidip onların üzerine gideceğiz; artık onlar gelip bizimle savaşamayacaklardır”  buyurdu.

Mücahitler sevinçle hendek’ten şehre döndüler. Bu savaşta mü’minler yedi şehit vermişlerdi. Müşriklerden ise dört ölüleri vardı. Şehit sahabelerin hepsi de Ensardandı. Müşrikler ganimet olarak pek çok mal, malzeme ve yiyecek maddesi bırakmışlardı. Onlardan kalan ganimetle mü’minler kıtlık ve açlık felaketinden de kurtulmuş oldular.  


Etiketler:  Hendek Savaşı Ahzap Yahudiler Münafıklar Hz. Ali Ebu Süfyan Kureyş Müşrikler Bedir Uhud


 
< Önceki   Sonraki >