İrşad ve Hitabet
Hadis Dersleri
Hidayet ve Dalaletin Sebepleri | Hidayet ve Dalaletin Sebepleri |
|
|
|
| Salı, 31 Ocak 2012 | |
|
Hadisin Açıklaması: İman insanın cüz’î iradesini kullandıktan sonra Allah’ın kalbine ilka ettiği bir nurdur. İman insanın imanı istemesi, küfürden, zulümden ve ahlaksızlıktan kaçması ve hidayete yönelmesi neticesinde Allah tarafından kulun kalbine verilen bir nurdur. Bunun için Saadettin-i Taftazani gibi ilm-i Kelam’ın allameleri “İman kulun cüz’î ihtiyarını sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur” demiştir. Hidayet Allah’tandır; ancak Allah hidayeti sebepsiz vermemektedir. Sebep ise insanın cüz’î iradesini kullanmasıdır. Bu kulun hidayeti için adi bir şarttır. Yoksa hidayet Allah’ın hidayeti istemesi, peygamberini, kitabını göndermesi, kullarını hidayete ve cennete davet etmesi, ulema ve kitaplar sayesinde insanlara hidayet vasıtalarını ve sebeplerini ona ulşatırması sonucunda meydana gelmektedir. Nasıl ki rızık ve şifa Allah’tandır. Ancak kul rızık için çalışmadan, sebeplerine sarılmadan ve gayret göstermeden vermemektedir. Şifayı da doktora gitmeden, ilaç kullanmadan vermemektedir. Yani Allah şifayı ilaçta ve tedavide, rızkı çalışma ve gayret etmede verdiği gibi hidayeti de Kur’ân-ı kerimi okuma, imanı sevme, ilim öğrenme, peygamberin sünnetine sarılma ve din âlimlerinin sözlerini dinleme sonunda kula vermektedir. Küfürde inat eden, zulüm ve haksızlığı kendisine yol edinen ve ahlaksızlığı meslek edinenlere tövbe etmedikler ve yaptıklarından vazgeçmedikleri sürece hidayet nurundan mahrumiyetle cezalandırır. Allah insanın rızkını artırdığı gibi hidayetini de artırmaktadır. Nitekim yüce Allah “Allah hidayete erenlerin ‘Bakıyat-ı Salihat’ ile Allah’ı zikretmelerinden dolayı hidayetlerini artırır” (Meryem, 19:76) buyurmaktadır. “Bakıyat-ı Salihat” Alem-i bekada, yani ahirette kişiye fayda verecek olan Allah’ı zikir kelimeleridir ki bunların “Sübhanallah” diye Allah’ın eserlerine bakarak övmek, “Elhamdülillah” diyerek Allah’ın nimetlerine şükretmek, Allahü ekber” diyerek Allah’ın büyüklüğünü ve azametini eserlerinde görerek ibret nazarı ile seyredip ilan etmek, “La ilahe illallah” diyerek Allah’ın birliğini hakırmak ve “Lâ havle vela kuvvete ille billah” diyerek güç ve kuvvetin Allah’tan olduğunu ifade etmektir. Yüce Allah “Mal ve evlat, dünya hayatının zinetidir. Bakiyat-ı salihat ise, Rabbin katında sevapça daha hayırlı ve amelce daha hayırlıdır” buyrulur. (Kehf, 18:46) İlgili bir hadiste, “Sübhanallah, Elhamdülillah, Lailahe İllallah ve Allahu Ekber” ifadeleri “bakiyat-ı salihat” olarak bildirilir. (Müsned-i Ahmed, 1:71; 3: 75; 4:268 ) Bekâ âleminde sevap kazandıran salih ameller, şüphesiz bu dördünden ibaret değildir. Fakat bu dördü, en önemli salihattandır. Peygamberimiz (sav) “Bâkıyât-ı sâlihatı çokça yapın” buyurdular. Sahabeler sordular: “Yâ Resulallah! Bakıyat-ı sâlihat nedir?” “Sübhanallahi ve’l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve la kuvvete illâ billlahi’l-aliyyul azîm” demektir” buyurdular. Sonra bunu her namazdan sonra söylemeyi emrettiler. (Muvatta, Kur’ân, 23; İbn-i Mâce, Edeb, 56; Tirmizi, Daavât, 57, 97) Peygamberimiz (sav) ayrıca bu kelimelerin cennette bakî meyveler vereceğini ve cennetin ağaçları ve nimetleri olduğunu ifade etmiştir. (İbn-i Mâce, Edeb, 56) İbn-i Abbas (ra) “Bakıyat-ı sâlihat, bütün hayırlı amellerdir” demiştir. Peygamberimiz (sav) “Bizim namazımız tesbih, tekbir ve Kur’ân tilavetinden ibarettir; onda dünya kelâmı konuşulmaz” (Nesâî, Kitab’us-Sehiv, 20) buyurdular. Sahabeler “Ey Allah'ın Resulü! Zenginler malları ile bizi geçtiler. Onlar sadaka veriyorlar, köle azat ediyorlar ve haccediyorlar” diye serzenişte bulununca peygamberimiz (sav) “Ben size bir şey öğreteyim bunu yaparsanız onları geçersiniz. Her namazın arkasından otuz üçer defa Sübhanllah, Elhamdülüllah ve Allahü Ekber diyiniz. Sonra da ‘Lâ ilahe illalahu vahdehu lâ şerike leh, lehu’l-mülkü ve lehu’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz denizin köpüğü kadar günahınız olsa affolunur ve zenginlere tefevvuk edersiniz” (Müslim, Mesâcid, 142) buyurdular. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu tesbihatın “Velâyet-i Ahmediye’nin evradı” olduğunu belirtir. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.134) Yine “Kim iman eder, musibete uğradığı zaman bunu Allah’tan bilerek sabreder ve mükafatını isterse, Allah’a ve resulüne itaat ederse Allah onun kalbini hidayete erdirir” (Tegabün, 64:11-12) ayeti ile Allah’a ve resulüne itaat ettiği sürece hidayetin artırılacağını, yani imanın kuvvetleneceğini de beyan etmektedir. Peygamberimiz (sav) Hendek gününde sahabeleri ile beraber hendek kazıp toprak taşırken şöyle diyordu: “Vallahi lev la’llahü mehtedeynâ / Ve lâ sammeynâ ve lâ salleynâ /Fe enzil sekîneten aleynâ / Ve sebbiti’l-akdâme in lâkaynâ.. / Ve’l-müşrikûne kad beğav aleynâ / İzâ erâdû fitneten ebeynâ.” Yani, “Vallahi Allah olmasaydı hidayet bulmazdık. Ne oruç tutar ne de namaz kılardık. Üzerimize sekinetini indir Allah’ım! Ayaklarımıza sebat verdir Allah’ım! Müşrikler bize karşı azdılar. Fitne çıkarmak isterler; ama biz buna karşı çıkarız…” (Buhari, Cihad, 33; Megazi, 27; Kader, 15; Müslim, Cihad, 126) Sonuç olarak Yüce Allah buyurdu: “Ey Kullarım! Ben nefsime zulmü haram kıldım; size de haram ettim. Öyle ise birbirlerinize zulmetmeyin. Ey Kullarım! Hidayet verdiklerim dışında hepiniz dalalettesiniz. Öyle ise benden hidayet isteyin ki sizi hidayete erdireyim.” (Müslimi Birr, 55; Tirmizi, Kıyamet, 48) Böylece zulmün dalalete, imanın hidayete vesile olduğu tebeyyün etmiş oldu. Allah amellerin sonucunu böyle takdir etmiştir. Etiketler: Hidayet Dalalet Bakıyat-ı Salihat Ahiret İman Cüzi İhtiyari Salih Amel |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|