Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Hidayetin Rehberleri ve Mehdi
Advertisement
Hidayetin Rehberleri ve Mehdi PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 06 Şubat 2012

M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) hutbeye başlamadan önce ve teşehhüdde şu zikir ve duayı da okurdu: “Elhamdü lillahi nesteînühü ve nestağfiruhu ve neûzü billahi min şurûri efisina ve min seyyiât-i a’mâlinâ. Men yehdillahü felâ muzılle lehu, ve men yudlil felâ hâdiye leh. Eşhedü en lâ ilâhe illallahu ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlühu bi’l-hakkı beşîran ve nezîrân beyne yedeyi’s-Sâati. Men yutıllâhe ve resulehu fekad reşed. Ve men ya’sıhımâ feinnehû lâ yedurru illâ nefsehû ve lâ yedurrullahe şey’en.” Anlamı: Hamd Allah’a hastır. Biz O’na sığınır ve O’ndan yardım isteriz. O’ndan mağfiret diler, nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin günahlarından O’na sığınırız. Allah kime hidayet nasib etmiş ise onu kimse yoldan çıkaramaz. Allah saptırırsa onu kimse doğru yola getiremez. Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed (as) O’nun kulu ve Resulüdür. Allah onu kıyametten önce hak ile ve cennetle müjdeleyici ve cehennemle korkutucu olarak gönderdi. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse doğru yolu bulur. Kim de her ikisine isyan ederse bilsin ki kendi nefsine zarar verir; Allah’a hiçbir zarar veremez.”  (Ebu Davud, Salat, 229)

Hadisin Açıklaması:
Bu hadis-i şerifte peygamberimiz (sav) hidayetin Allah’tan olduğunu belirttikten sonra onu teyid etmek için “Allah kime hidayet nasib etmiş ise onu kimse yoldan çıkaramaz. Allah saptırırsa onu kimse doğru yola getiremez” buyurmaktadır. Hidayet Allah’ın mahlûkatı yaratılış amacının kavranmasıdır. Nasıl ki Allah gözü yarattı ki insan onunla eşyayı görsün, aklı yarattı gördüğü eşyanın yaratılış amacını kavrasın ve buna göre ondan istifade etsin. Aynı şekilde insan aklını da bir göz olarak yarattı ta ki onunla eşyanın yaratılş amacını kavrasın ve ondan istifade etsin. Sonra eşyanın ve varlığın yaratılışının ve devamının uhrevi amaçlarını ve hedeflerini görebilmesi ve kavraması için de Vahiy ve Hidayet güneşini ve nurunu bu eşya üzerine serpti ve onunla aklın eşyanın arkasındaki ilahi hikmeti kavramasını murad etti.

Bu hususu peygamberimiz (sav) “Allah mahlûkatını karanlık içinde yarattı. Sonra üzerlerine kendi nurundan serpti. Kime bu nur isabet etmişse o hidayet buldu. Kime de isabet etmemişse o sapıklık içinde kaldı. Bu sebeple diyorum ki ‘Allah’ın ilmi hususunda kalem kurumuştur” (Tirmizi, İmam, 18; Hadis No:2642) hadisi ile bize anlatmaktadır. Hidayet nuru güneş nuru gibi bütün mahlûkatı aydınlatmakta ve her yeri kuşatmaktadır. Ama ne var ki yarasa tabiatlı olanlar bu nurdan hoşlanmamakta ve gözünü kapayarak kendisini aydınlatmasına engel olmaktadırlar. Böylece güneşe perde çekerek ışığını söndürmeye çalışan inkarcılar gerçekte kendi akıl ve kalplerini karanlıkta bırakarak hidayet nurunun kendisine isabet etmesine kendisi engel olmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu gerçeği “İslamiyet güneş gibidir üflemekle sönmez; gündüz gibidir, göz yumakla gece olmaz. Gözünü kapayan ancak kendisine gece yapar” vecizesi ile çok veciz bir şekilde ifade etmiştir.

Ayrıca peygamberimiz (sav) şöyle buyurdular: “Allah’ın benimle gönderdiği hidayetin misali bir araziye düşen yağmur gibidir. Bir kısım arazi vardır tabiatı güzeldir, suyu tutar ve bolca meyve verir. Bir kısım araziler vardır, suyu tutar ama mümbit değildir, üzerinde ot bitmez; ama üzerinde tuttuğu sudan başkaları faydalanırlar, hem içerler hem hayvanlarına içirirler, hem de arazilerini sularlar. Bir kısım arazi de vardır ki ne su tutar, ne de meyve ve sebze yetiştirir. Benim getirdiğim hidayet buna benzer. Bir kısmı dininde ilim sahibidir hem hidayetten yararlanır, hem öğrenir hem de öğretir. Diğeri kendisi öğrenir ama amel etmez. Onun ilminden başkaları istifade eder. Üçüncüsü ise ne öğrenir ne de öğretir. Bu da su tutmayan ve verimi de olmayan çorak araziye benzer.” (Buhari, İlim, 20; Müslim, Fedail, 5)

Kendisi öğrendiği ilimden istifade etmediği halde başkalarını da istifade ettirmeyen kimselere “Ulema-i Sû” yani kötü âlimler denir. Bunların misali de suyun önünü tutan taş gibidir. Kendisi su içmediği gibi, başkalarının içmesine de engel olur. Ne su içer, ne de başkasına içirir. Ahir zamanda bu nevi ulema çoğalır. Bunlar kendileri hidayet ehli olmadıkları gibi hidayete giden yolu ve hidayet güneşinin kalpleri nurlarndırmasını da çeşitli bahanelerle engellemeye çalışırlar. Bu nedenle Hz. Ali (ra) bu gibi alimleri çok şiddetle eleştirmiştir.

Hidayet için en büyük çabayı her şeyden önce buna ihtiyacı olan bireyler yapması gerekir. Hidayet Allah’tandır; ama rızık da şifa da Allah’tandır. Kişi rızık Allah’tandır diye çalışmamazlık yapmadığı gibi, şifa Allah’tandır diye tedaviden kaçmamaktadır. Allah bu sebepler dünyasında her şeyi bir sebebe bağlamıştır. Rızkı çalışmaya, şifayı da tedaviye bağlamıştır. Aynı şekilde Allah hidayeti de ilme, ibadete ve bu konuda kişinin gösterdiği gayrete ve samimiyete, yani ihlasa bağlamıştır. Alimler, kitaplar ve hidayet rehberi olan mürşitleri hidayete sebep ve vasıta yapmış, onlara bu konuda imtiyaz vermiştir. Aynen şifaya ve tedaviye vasıta olan doktora bu konuda bir imtiyaz verdiği gibi…

Ahir zamanda hidayet yolları ve sebepleri Deccal ve Süfyanın hile ve tuzakları ile kapatıldığı ve inananlar dahi hidayetten mahrum edilmeye çalışıldığı bir dönemde mahza hidayete vesile olan ilim sahibi alime peygamberimiz (sav) “Mehdi” adını vermiştir. Onun mahza hidayet olan kitaplarını okuyanların deccal ve süfyanı tanıyarak onların hile ve tuzaklarına düşmen mahza hidayet yoluna gireceğini mu’cizane haber vermiş ve ümmetine müjdelemiştir.


Etiketler:  Hidayet Hidayet Rehberleri Mehdi Rızık Şifa Ulema Ulema-i Su Alimler
 
< Önceki   Sonraki >